Esquire Best of 2017 –

Zamanın başladığı kent.

Yazı: Türkan DOĞAN

Puslu gri havası, durmaksızın çiseleyen yağmuru ve geçmişin daima orada bir yerlerde olduğunu size hissettiren güzel sokakları… Kimileri 'yı kasvetli bulur. Ancak bana kalırsa dünyada pek az kent Londra gibi insanın kolayca yaşayabilmesi için organize edilmiş olabilir. Şayet 'zengin' kent, her tarafında yürüyebildiğiniz ve her tarafından geçebildiğiniz ise kapıların caddeye açıldığı Londra, dünyanın en zengin kenti olsa gerek. Londra, hemen her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın en çok ziyaret edilen kentleri listesinde. Mastercard'ın yayımladığı '2017 Küresel Hedef Şehirler Endeksi'ne göre 2017 yılında 20 milyon ziyaretçinin Londra'yı ziyaret etmesi bekleniyor.

Londra, bu rakamla dünyanın en çok ziyaret edilen ikinci kenti olacak. Londra, kalabalık bir metropol. Ancak kentin büyüklüğü gözünüzü korkutmasın. Şehir düzeninin sadeleştirilmesi 'zone'larla (bölge) sağlanmış. Kente dair görmeniz gereken hemen her yer genellikle birinci bölgede sıralanmış. Kenti keşfedeceğiniz ilk gün merkezde olmanız, Londra'nın duygusunu anlamak açısından önemli. Thames Nehri kıyısında bir yürüyüşe çıkıp Big Ben'den London Eye'a; Westminster'dan Tower Bridge'e ve Tate Modern'e uzanan bir güzergâh, güneş batmayan ülkenin başkentini tanımak için birebir.

Londra bir renk olsa, hiç kuşkusuz yeşil olabilir. Londra'nın ne kadar özel bir kent olduğunu anlayabileceğiniz anlardan biri, parklarda yavaşladığınız, etrafın tadını çıkardığınız huzurlu dakikalar... Hyde Park'tan Regent's Park'a; St. James's Park'tan Hampstead Heath'e ve Kensington Bahçeleri'nden Primrose Tepesi'ne… Bu kentin kalabalığa rağmen her konuğuna sunduğu yemyeşil bir dünya var. Hele bir de güneş yüzünü gösterdiyse kendini yeşilin kollarına bırakan Londralıların keyfine diyecek olmasa gerek.

Saint Paul Katedrali

Avrupa'nın en büyük katedrallerinden biri olan Saint Paul Katedrali, dünyanın en yüksek ve en büyük taş kubbesine sahip. St. Paul Katedrali'nin günümüze ulaşan hali, 1675 ila 1711 yılları arasında inşa edilmiş. Barok yapı, Londra Piskoposluğu'nun da merkezi konumunda. St. Paul kadar güzel olan bir başka şey ise katedralin kubbesinden Londra'yı izlemek. St. Paul'ü gördükten sonra Millennium Köprüsü'nü aşıp Tate Modern'e doğru yola çıkabilirsiniz.


British Museum

Roma, Mısır ve Yunan kültürüne ait eserleri barındıran İngiltere'nin en büyük müzesi unvanını taşıyan British Museum, yaklaşık yedi milyon nesneye ev sahipliği yapıyor. 'Antik Çağ yapıtları', 'sikkeler ve madalyalar bölümü', 'baskılar ve çizimler bölümü' ve 'insanlık müzesi' ismiyle sergilenen etnografi bölümü olmak üzere dört farklı bölümden oluşan British Museum, dünyanın bütün zenginliğini tek bir çatı altında toplamış. www.britishmuseum.org


Ne Yenir?

İngiliz yazar Somerset Maugham, "İngiltere'de iyi yemek yemek istiyorsanız günde üç kez kahvaltı etmeniz gerekir"demiş. 'Black pudding' denilen, pıhtılaşmış domuz kanından yapılmış sosis, yumurta, domuz pastırması, fırında pişmiş kuru fasulye ve tereyağında kızartılmış ekmekten oluşan geleneksel İngiliz kahvaltısı, yüksek kalori ve kolesterol endişesiyle örülü vazgeçilmez bir öğün. İngiliz kahvaltısı ünlü olsa da günün en önemli öğünü akşam yemeği. 'Fish and Chips'(Balık ve Patates Kızartması), nane soslu fırında kuzu, rosto ve haşlanmış sebzeler ile 'Yorkshire puding' (Fırında pişen tuzlu hamur) ile servis edilen geleneksel pazar yemeği 'Sunday roast', İngiliz yemek kültürünün belkemiğini oluşturuyor. İngiltere'deyseniz beş çayı deneyimi de yaşayıp sütlü ve şekerli çay ile sandviç, kek ve kurabiyelerden oluşan bir öğünü de deneyebilirsiniz.


Unutmayın!

• Londra'nın güzel yüzü Notting Hill, Kensington Bahçeleri'nden Hyde Park'a kadar Londra'nın bütün cömertliğini sergilediği bölgelerden. Günlerden cumartesi ise Portobello Road'daki açık pazarı görebilirsiniz.

•Hyde Park kadar olmasa da Regent's Park da oldukça büyük. Parkın içerisindeki 'Queen Mary Gardens', İngiliz bahçecilik geleneğini görmek için en güzel noktalardan biri.

•Zamanın başladığı yere; Greenwich Gözlemevi'ni gidip 'O' noktasını görebilirsiniz.

•13. yüzyıldan beri yemek cenneti olan Borough Pazarı, hâlâ kentin en lezzetli yemeklerinin adresi.

•200m'lik Primrose Tepesi, kentin en yüksek tepelerinden biri. Buradan ayaklarınızın altına serilen, dümdüz Londra'yı seyredebilirsiniz.

BİZE ULAŞIN