Esquire Türkiye Aralık 2017'de neler var?

Bryan Cranston, hayatın geç safhalarında gelen ama hiç sırıtmayan haklı şöhretini “Yemeğin sonunda gelen, beklenmedik ama lezzetli bir külah dondurma.” diye tanımlıyor. 60'lık delikanlı kapak yıldızımız ile aralık sayımız huzurlarınızda...

BRYAN CRANSTON: Hikâyeyi İyi Aktaran Adam

Yazı Jessica Pressler
Fotoğraflar Mark Hom
Derleme Erkin Çam

Saat daha sabah 11:00 bile değil ama Bryan Cranston edepsiz espriler yapmaktan hiç çekinmiyor. "Detroit'teki otomobil üreticileri satışların düşmesi nedeniyle endişeli," diye başlıyor lafa, projelerinin setleri arasında onu getirip götüren vanın ön koltuğunda, Triborough Köprüsü'nden geçerken. 80'lerde komedyenlik yaparken kullandığı eski bir şaka bu: "Yapmaları gereken tek şey, otomobillere müstehcen isimler vermek." Örnek de veriyor bununla ilgili ama yazmamak en iyisi! Zira o da şoförün duymasını istemediğinden, verdiği örnekleri kısık sesle bana aktarıyor. Tabii şoför sohbetimizden geri kalmamak için radyonun sesini çoktan kısmış, Cranston'ın söylediklerine kahkahalarla gülüyor.

İçinde olduğumuz van, Brooklyn'de bir sesli çekim stüdyosunun önünde duruyor ve 61 yaşındaki Cranston, spor ayakkabılarıyla dışarı zıplıyor. Sırt çantasını omzuna atıyor ve harekete geçiyor, kapıdaki güvenlik görevlisinden yoldan geçen insanlara kadar herkesi aynı heyecanla selamlıyor. Minik sandviçler hazırlayan yiyecek sorumlusuna "IZGARA PEYNİR!" diye haykırıyor. Sonra bana dönüyor ve "Haydi gidelim kardeş," diyor.

Bir taraftan sandviçini yerken bir taraftan da iki aktörün çektiği gergin bir sahneyi yakındaki bir monitörden izliyor. "Burada bir an durması gerekirdi," diyor ve haklı da. Neticede o Malcolm in the Middle'daki sevimli baba ve Breaking Bad'deki pek de sevimli olmayan baba rolleriyle tanınan gerçek bir aktör. Evindeki Emmy koleksiyonu o kadar büyük ki neredeyse fazla şatafatlı görünüyor. Ama bugün bir prodüktörü oynayacak ve diğer rollerine kattığı gibi bu role de bir tür babalık gururu ekleyecek. Kendi prodüksiyon şirketi Moonshot Entertainment ile gerçekleştirdiği projelerden oluşan uzun listedeki işleri 'çocuklarım' diye tanımlıyor ve isimlerini hevesle sayıyor: Bir dolandırıcıyı konu alan Sneaky Pete (şu anda da bu dizinin setindeyiz) adlı drama Amazon'daki ikinci sezona başlıyor. Aile komedisi olan The Dangerous Book for Boys da Amazon için çekiliyor. Cranston sabah bu dizinin setine uğradığımızda sonsuz görünen enerjisi ile çocuk yıldızlarla neşeli biçimde dalga geçiyordu (Bambi gibi bakan bir oğlanı gösterip "12 yaşında," demişti, "Ama o kadar toy ki 10 yaşındaki bir çocuğu oynayabiliyor."). Bir de Philip K.Dick'in kısa hikâyelerini temel alan 'Black Mirror'ımsı bir dizi olan Electric Dreams var – bir tane daha vardı, neydi o yahu? Cranston'un kızıl kaşları birkaç saniye derin düşüncelere daldığını gösterir biçimde aşağı iniyor. Çok çocuklu her baba gibi o da bazen evlatlarını karıştırabiliyor. Ah, elbette: SuperMansion, yaşlı süper kahramanlar hakkında bir animasyon! "Bu aralar çok meşgulüm," diyor.

Aslında Cranston'ın şikâyet ettiği söylenemez. En azından kendisinin dörtte biri yaşındaki yıldızlar gibi dağınık saçlarını topuz yaparak ve dev kahve bardaklarıyla gezerek ne kadar yoğun çalıştığını ve talep gördüğünü göstermiyor.

Hayır! Gördüğüm en yoğun Google takvimine sahip insan olan Cranston (cidden çok dolu bir takvim, neredeyse tamamen kırmızı), çok meşgul olduğunu söylüyor ve bundan gerçekten memnun. "Çok uzun süre dışarıdaydım, kapıya vuruyordum," diyordu dün Crosby Street Hotel'de konuştuğumuzda ve öyle sert vurmuştu ki masaya, kapıya vurur gibi, yan masadakiler bile hoplamıştı. "Artık içerdeyim."

Hollywood'da dedikleri gibi tam on ikiden vurdu Cranston, çünkü içeri girmesini sağlayan kapıyı tıklatan kişiydi – Walter White. Eleştirmenler 'Breaking Bad' hakkında konuşurken bu dizinin "televizyonu değiştirdiğini" söylemeyi seviyor, çünkü başka etkenlerin yanı sıra başroldeki karakter beş sezon içinde kahramandan kötü adama dönüştü (dizinin yaratıcısı Vince Gilligan "Mr.Chips'ten Yaralı Yüz'e" dönüştüğünü söylüyor.") Bu dizi Cranston'u da değiştirdi, 50 yaşından sonra 'Hey, Bu Adamı Tanıyorum!' iken tam bir TV yıldızına dönüşüverdi. Şimdi ikinci, üçüncü, hatta dördüncü perdeye başlıyor bu oyunda: Prodüktör olarak, yazar olarak (otobiyografisi A Life in Parts geçen yıl en çok satan kitaplar arasına girdi) ve – bu noktaya geldiğine inanamıyorum – iki büyük projesiyle karşımıza çıkacak zirvedeki film yıldızlarından biri olarak. The Upside (9 Mart) filminde Cranston, hem kolları hem de bacakları felçli, zengin, Nicole Kidman'a âşık ve hastabakıcısı Kevin Hart ile ilginç bir dostluk kuran bir adamı canlandırıyor. Fransa'da gişe yapmış ve tüm Fransızları ağlatmış, çok başarılı bir filmin yeniden çekilen hali. Ama önce Richard Linklater'ın uzun zamandır beklenen filmi Last Flag Flying'de Steve Carell ve Laurence Fishburne ile birlikte göreceğiz onu. Bu cesur, politik açıdan birbiriyle ilişkili hikâyelerden oluşan filmde sert ve iğneleyici bir Vietnam gazisini oynayan Cranston'ın performansı, Oscar kâhinlerinin ağzını sulandırdı. Deneyimli şov dünyası ustaları bile ona hayran olmaktan kendilerini alamıyor. "Uzun yıllar karakter oyuncusu olarak emek vermiş ve kariyerinin ortasında birden yıldız olmuş, çalışmaya devam eden ve yaptığı işi tutkuyla yapan bir aktör o," diyor Fishburne; "Bu zor bulunan, güzel bir şey."

Yine de Cranston'ın işaret ettiği gibi hiçbir şey kalıcı değil. "Benim seviyemdeki bir şöhretin en güzel yanı şu: Fırsat," diyor oteldeki öğlen yemeğinde; "Bana güzel hikâyeler anlatmak için bir fırsat verildiğinin farkındayım ve bunu yapmak için kısıtlı bir zamanım var. Bir yerden sonra şöhretim solacak ve böyle olması da gerekiyor. Ama bu güç elimde oldukça bundan faydalanacağım. Kendimi tamamen bu işe adayacağım. Her şeyi deneyimlemek istiyorum. Nasıl bir his olduğunu öğrenmek istiyorum."

Minyatür dondurma külahlarıyla dolu bir tepsiyle bir kadın garson geliyor ve tatlı yemeyi reddeden Cranston ona bakıyor, gözleri pırıl pırıl. "Elbette!" diyor ve iki parmağıyla külahlardan birini alıyor. Neticede dünyaya bir kere geliyorsun.

DOSYA HABER

ESQUIRE BEST OF 2017

İyi olan önce çıksın! Çok zor bir mesele değil mi, 'İyiyi' seçmek… Öne çıkmak, daha anlamlı sanki. Esquire Türkiye editörleri, sekiz farklı başlık altında öne çıkanların peşine düştü. Moda, sanat, teknoloji, otomobil, sanat, mekân, bakım ve seyahat… Her bir başlığın altını doldururken, eksik kalacak detayların farkındaydık. Zira birin yazarken, diğerini geride bıkmak zorlayıcıydı. Her şeye rağmen itinalı bir 'Best Of' dosyasıyla karşınıza çıktık. Dosya kapsamında 'Tarz Yarışını Kazananlar'dan en iyi mahalle barına, en beğenilen destinasyonlardan 'yıldız' saatlere, yılın müzelerinden en iyi bakım ürünlerine kadar birçok şey bulabileceksiniz.

Yazı Türkan Doğan, Kaan Sancar, Özge Dinç, Mehmet Çelik, Seda Karan, Onur Akçay, Serhat Şengül

MODA

SAKİNLİĞİN CİDDİYETİ

YENİ SEZONU NASIL KARŞILAYACAĞIMIZ ÖZETLEMEK GEREKİRSE; "SÜT LİMAN." EN İYİ TANIM DİYEBİLİRİZ. ÖYLE Kİ; KASVETLİ VE SERT GEÇECEK KIŞ GÜNLERİNE İNAT KULLANACAĞINIZ RENKLER VE KOMBİNLER BİR O KADAR SAKİN VE YUMUŞAK TONLARDA OLACAK. BEJ, SÜTLÜ KAHVE, CAMEL VE KUM RENGİ TONLARINI KALIN ÖRGÜLER VE KARIŞIK DESENLERLE BİRLİKTE TAŞIMAYA ŞİMDİDEN HAZIRLANIN. BÖYLECE BULUNDUĞUNUZ HER ORTAMA BİR ŞEKİLDE SAKİNLİK KATACAĞINIZA DA EMİN OLUN.

Moda Editörü Duygu Altıparmak

Fotoğraf Çağdaş Başar

SEYAHAT

ÇARLAR KENTİ: SAİNT PETERSBURG

Çok değil; 300 yıllık tarihine çok şey sığdırdı Saint Petersburg. Çar Petro'nun bataklıklar üzerinde yükselttiği bu ihtişamlı sanat mabedi, hâlâ ilk günkü kadar mağrur.

Yazı Türkan Doğan

İnanması güç olsa da bugünün görkemli Saint Petersburg'u (St. Petersburg), bir zamanlar koca bir bataklık alanıydı. Her şey, 'büyük' lakaplı Çar I. Petro'nun (Bizde 'Deli' Petro olarak biliniyor.) 1703 yılının ılık bir bahar gününde, Avrupa'dakilere benzeyen bir şehir yaratmak istemesiyle başladı. Bu, aynı zamanda Rus İmparatorluğu'nu Batı seviyesine taşıma hareketinin de bir parçasıydı. Adını Çar Petro'dan alacak olan kent, Neva Nehri'nin Baltık Denizi'ne döküldüğü yerde kurulacak ve 44 ada üzerinde 300'den fazla köprüyle birbirine bağlanacaktı.

DOSYA

PEŞİNDE KOŞTUĞUMUZ TRENDLERİ KİM BELİRLİYOR?

Yaptığı alışverişle gardırobunu baştan aşağı yenileyen genç adam, bir sabah uyandığında kendini bir stil ikonuna dönüşmüş olarak bulacaktı…

Yazı Kaan Sancar

Giysi dolapları… Her evin, her neslin değişmez demirbaşıdır bu parçalar. Farklı renklerde, farklı boyutlarda ve farklı dizaynlarda olsalar da pek çok giysiye ev sahipliği yaparlar. 'Sex and The City' dizisinin unutulmaz karakteri Carrie Bradshaw'ın da dediği gibi; paramızın gözümüzün önünde durmasını sağlar bu eşyalar. Yılların birikimini vardır içlerinde ve tabii aynı zamanda eve mutlu dönülen birçok günün de anısı. Çoğu zaman göz ardı ederiz ama aslında tüm bunların yanında farklı bir olgu daha barındırır bu eşyalar yılların raflarında: Geçmişten günümüze süregelen moda trendleri.

FUTBOL

"SELAM, BEN JESUS, GABRİEL JESUS;​ MEKâNIN YENİ SAHİBİYİM!"

Yazı Gökhan İleri

Çok değil bundan sadece dört yıl önce, bir elinde boya kovası, diğerinde fırça, yalın ayak Sao Paulo sokaklarında gezen çocuk şimdi Premier League'i sallıyor. Manchester City formasıyla 2017'nin en öne çıkan ismi olan Gabriel Jesus, zirveye çıkacak bir kariyerin başlangıç adımlarını atıyor. 'Maviler' kontratını uzun tuttu (Beş yıllık sözleşme imzaladı.) ama kendisini yakın gelecekte İspanya'da görürsek şaşırmayız.

"HAYATIMIN EN HUZURLU DÖNEMİNDEYİM."

Röportaj Türkan Doğan
Fotoğraf Arda Güldoğan

ONU İLK OLARAK REHA ERDEM'İN 'KOSMOS'UNDA KEŞFETTİK. TÜRKÜ TURAN O GÜNDEN BERİ SİNEMADA VE EKRANLARDA. SON OLARAK SAHNEYE ÇIKIP ŞARKI DA SÖYLEDİ. TURAN'LA BULUŞUP HAYATINDAKİ YENİLİKLERİ KONUŞTUK.

BİZE ULAŞIN