- ?

Oyuncu Bülent Şakrak, Okan Ali ve Melisa’nın babası olarak neler öğrendiğini anlattı...

Röportaj Seda KARAN
Fotoğraf Ömer Faruk GÖKALP

Babamla ilişkimiz, tabii bana göre; muazzamdı. Hayatımdaki ilk'leri hep ondan öğrendim. Yüzmeyi de babam öğretti, kuvvetle muhtemel ilk 'harf'i de. Çünkü eğitime oldukça önem verir, çok okurdu. Lise mezunuydu ama çok okurdu, her şeyi çok merak eden bir adamdı.

Köken olarak aslen Makedonyalıyız. Makedonya'dan Türkiye'ye göç etmişler. Ben İstanbul, Fatih doğumluyum ancak bir yaşındayken Gemlik'e taşınmışız. 18 yaşına kadar Gemlik'te yaşadım. Dolayısıyla bana nereli olduğumu sorduklarında, çabuk olsun diye Gemlikliyim derim. Tabii bunun bir başka nedeni de Körfez çocuğu olarak yetişmem, zeytini ve denizi çok sevmem.

Özellikle şu son e-devlet meselesinde gördük ki; baştan aşağı Makedon'uz. Dolayısıyla aile ilişkilerimiz son derece sıcak ve samimi oldu. Her zaman eğlenilen ve gülünen bir evde doğum büyüdüm. Paylaşırdık, kısacası; ağırlıklı olarak da babamla. İlk topa da babam sayesinde vurdum, ilk kez maça da babamla gittim, ilk rakımı da babamın yanında içtim.

Samimi ve iyi bir adamdı babam. Daha doğrusu 'kıyak' bir adamdı.

Babamı ben 30 yaşındayken kaybettim. Vefatından önceki son beş yılın hakikaten tadına doyulmaz. O beş yıl gerçekten çok enteresandı her şey. Baba-oğul değil de, iki dost gibiydik. Sırlarımı bilirdi, sırlarını bilirdim. İyiydik yani; ilk aşkını bilirim, o derece!

İyi insan olmayı öğrendim babamdan. Daha doğrusu iyi insan olabilmek için gayretli olmayı öğrenmeyi öğrendim. Çünkü mutlak ve sonsuz iyilik diye bir şey maalesef olamıyor. Bizim de içimizdeki 'kötü' bazı durumlarda kendini gösterebiliyor. Dolayısıyla içimdeki 'iyilik' duygusu bazen beni tutamayabiliyor. Hiçbir şey olmasa, trafikte bir şoföre kızabiliyorum mesela.

Oyun oynamak çok keyifli bir şey. Tiyatrocu olarak oynadığımız oyundan bahsetmiyorum. Hayatın içinde oyun oynamak çok eğlenceli bir şey. Babamız da bizimle çok oynardı. Şimdi ben çocuklarımla doya doya oynamaya çalışıyorum. Dolayısıyla çok iyi vakit geçirebiliyoruz. Babamdan, çocuklara vakit ayırmayı öğrendim. İyi dinlemeyi de.

Yalan söyleyemezdik babama. Bizim evimizde hiçbir zaman dayak olmadı. Babamın kulağımı çektiğini dahi bilmem. Ama çok iyi küserdi. Bir yanlışımız olduğunda küsüp günlerce bizimle konuşmazdı. Babamın küsmesinin nasıl bir duygu yarattığını anlatamam. Ödüm kopardı, bir yanlış yapacağım da babam bana küsecek diye!

Babam serbest meslekle uğraşırdı. Serbest meslek nedir, halen anlamış değilim bu arada. Ancak iş konusunda şunu söyleyebilirim ki; babam ne yazık ki, başarısız bir adamdı. Ne yapmaya çalıştıysa, hep 'bir' olmadı. Bahtsızdı. Ama niyeti iyiydi, bunu söyleyebilirim. Yanılmıyorsam altı yaşındaydım, Gemlik'in ilk oyuncak dükkânını babam açmıştı. Düşünsene o oyuncaklarla benim çocukluğumu!

Şu yaşımda bunu yaşadım, bunu gördüm gibi anlamlandırmam hayatımı. Yaşandı, bitti geçti. Dolayısıyla "Babam şu işi yapıyordu olmadı, nedeni bu, diyemiyorum." Sanırım 12 yaşındaydım ve babamın işleri bir kez daha bozuldu ve vefat edene kadar da düzelmedi. Bir akşam arkadaşlar arasında, sofrada otururken babamın ne iş yaptığı sorulmuştu, 'şanssızdı' dedim, serbest şanssız.

Baba olmak; her anıyla bambaşka! Sonuçta Ceyda (Düvenci) ile bizim sadece oğlumuz değil, aynı zamanda bir de kızımız var (Melisa). Melisa'ya karşı 'baba' gibi hissetmekten çok o bana babalık duygusunu çok iyi hissettiriyor. Onunla ilgili hissettiklerim çok başka. Melisa benim en yakın arkadaşım, ilk göz ağrım, benim oğluma ablalık yapacak tek kişi, Melisa için deliriyorum! İnanamazsınız; Okan Ali ile birbirlerinin gözünün içine bakıyorlar.

Sonuçta biz bir aşk evliliği yaptık, ben karıma çok âşığım. Okan Ali de bu evliliğin bir meyvesi. Ceyda ile hayalini kurduğumuz her şeyin toplandığı nokta oğlumuz. Sarışın Bülent, diyebiliriz. Allah'tan ten rengini annesinden aldı.

Oğlumuzun ismini aslında Melisa koydu. Biz daha bebek hazırlığı bile yapmazken Melisa, bir kardeşi olacağını, üstelik erkek olacağını ve isminin de Ali olacağını söylerdi. Okan da, can arkadaşım Okan'dan (Yalabık) geliyor. Oğlumun Okan gibi biri olmasını çok isterim.

Ailemde herkes oyuncu olma kararımda bana destek oldu. Ancak bugüne kadar hiçbir yerde söyleme fırsatımın olmadığı bir şey söylemek istiyorum: Keşke rahmetli babam oyuncu olsaydı. Bence doğru işi bulamadığı için şanssızdı. Kesin çok iyi bir oyuncu olurdu, buna inanıyorum.

Eskiden gençlik ateşim vardı, ama artık hayata daha farklı bakabiliyorum. Artık hayatımız demek; evimiz, çocuklar, evde beslediğimiz hayvanlar demek. Annem hayatta ve ona karşı da sorumluluklarım devam ediyor. Kıymetli bir ailem var ve ben de yaşayıp ve sahip olduklarımın naçizane, kıymetini bildiğimi düşünüyorum. Allah'ın verdiği her şeyin farkındayım ve şükrediyorum. Hesaplamadan, sorgusuz sualsiz yaşayabileceğiniz en güzel şey sevgi. Tabii bir de erkekler için evliliğin olmazsa olmazını unutmamak gerek: "İtaat et, rahat et."

Eşim öyle acayiptir ki, dört yıldır beraberiz ve ben aslında dört yıldır ''nü kutluyorum. Oğlumuza hamileyken de bana hediye alırdı. Tabii şimdi ilk kez etli butlu, dokunarak bir Babalar Günü kutlayacağız.

Rahmetli babam derdi ki, "Nasihat bedava. O yüzden ne birine nasihat ver, ne de kendine al." Babamdan gelen bir nasihatle nasihat etmek huyum olmadı. Dolayısıyla çocuklarımın kulağına bir şeyler fısıldamak yerine birlikte yaşayalım görsünler istiyorum.

Geçenlerde Cem Ağabey (Davran) ile konuşuyorduk. Ülke hallerinden, insanların ne kadar acımasız olduklarından söz ederken, bana "1.90 oldu. Baktığın zaman aslan gibi ama biz onu hiç aslan gibi yetiştirmedik. Başına bir şey gelir diye çok üzülüyorum." dedi. O kadar iyi anladım ki onu.

BİZE ULAŞIN