M. Serdar Kuzuloğlu - Hayattan Ne Öğrendim?

Gazeteci ve bilgi tüccarı M. Serdar Kuzuloğlu'nun hayattan ne öğrendiğini konuştuk...

Röportaj Baran ALIŞKAN
Fotoğraf Kutup DALGAKIRAN

Dünyanın en zor şeyi insanın kendisine bir etiket seçmesi. Ben kendimi bir türlü tanımlayamıyorum. Hep soruyorlar "Sizi ne diye tanıtalım?" diye; sadece isim seçin diyorum, yeterli olmuyor.

Oldum olası meraklı biriydim. Ailem ve akrabalarım beni kitaplara boğdular. Sonra, internet diye çıktı. İnternet, benim gibi infomanyakların Disneyland'i oldu.

Her bilgi meftununun kaderidir yalnızlık. Ben birçok kişinin arkadaşıyım ama kimsenin yakın arkadaşı değilim. Benim ilgi alanım daha münzevi ve daha inzivada olmayı gerektiriyor. Ben onların rutin hayatları içerisinde yer alamıyorum.

Kalabalıklar içinde gözlem yeteneğimi kaybediyorum. Bir ortama girdiğimde kimsenin göremediği detaylara denk gelirim, gözlerim, bakarım, dinlerim ve bundan çok beslenirim. Çünkü günün sonunda benim işim, yaşamı gözlemlemek ve neden ve nasıl değiştiğini aktarmak.

İnsanlar kendileriyle meşgul oldukları için çevrelerinde olan biteni benden duyduklarında ilginç geliyor. Ben tarihte bilginin en demokratik ve hiç olmadığı kadar yayıldığı bir dönemde bilgi satarak para kazanıyorum.

İşkolik bir babanın oğluyum. Belki ayıp olacak ama çalışmaktan başka bir şey bilmiyorum. Bir yere oturduğum anda bir şeye hazırlanmak zorunda hissediyorum.

Ölüm yaşama dair en kesin bildiğimiz şey ve bundan hiç şüphem yok. Bir psikiyatrist arkadaşım seninki ölüm korkusu olabilir demişti. Evet, ölmeden önce bunu da şunu da yapayım telaşı olabilir.

Türkiye'de başarılı olmak kadar kolay bir şey yok. Burası tembellerin ülkesi ve çoğu kişi neyi nereden kaytarırım derdinde. Biraz dişinizi sıktığınızda çizginin üstüne çıkabiliyorsunuz.

Erkekliğimi keşfetmeye başlayana kadar kızlar uzak arsada oyun oynayan varlıklardı. Sonradan bir araya gelince ve erkeklik hissi kabarınca onların ne hoş, ne vurulası ve birbirimize ne kadar yabancı olduğumuzu fark etmiştim.

Örselenmiş ve toplumda yer edinememiş bir erkeğin hali çok acıklı. Bu sosyal hayatta da, cinsel performansta da fark ediliyor. Kendisine yer edinebilmiş bir erkeğin iç huzurunu ve özgüvenini karşıya aktarabildiğini gördüm.

Babalık büyük palavralarla süslenmiş bir şapka. Babalığa büyük şeyler atfedilse de annelik ile kıyaslarsak ebeveynlik için de büyük bir palavra.

Çocuklarıma bir şey anlattığımda "Baba sen ne anlarsın?" diyorlar. "Hiçkimse kendi memleketinde peygamber olamaz." diye bir söz vardır. Bu yüzden ben kendimi sahnelerde tatmin ediyorum, çünkü evde beni dinleyen yok.

Ben ilkokuldayken bir spor ayakkabı çok popüler olmuştu. O kadar istedim ki babamın başının etini yedim resmen! O ayakkabıyı almaya gittiğimizde fiyatını duyunca babamla birbirimize baktık. Babam ayakkabısını ters çevirip bana gösterdi, ayakkabısı delikti. Ona rağmen o ayakkabıları bana aldı. Şimdi olsa ölsem almazdım.

Anne-baba olmak bir kumar. Çocuğunuzun yarını için bugününden bir şeyler feda ediyorsunuz.

En büyük hediyem çocuklarımın farklı cinsiyetten ve ikiz olması oldu. Bu sayede kadın ve erkeğin doğuştan bambaşka iki yaratık olduğunu anladım.

Klasik tanımlara göre iyi bir eş olduğumu düşünmüyorum. Kısa flörtle ilgi çekici olabilirim ama hiçbir kadın benimle birlikte olmayı istemez.

Kendince iyi ve doğru olan bir şeyleri yapmanın karşı taraf için de iyi ve doğru olmadığını öğrendim.

Kötü bir evliliğin iyi bir kariyeri ayakta tutması mümkün değil. Bir kadının varlığının, uyarısının yeri geldiğinde övgüsünün ne derece fayda sağladığını öğrendim.

Hayat, bakış açısına göre sandığımdan daha kısa ve daha uzunmuş. Gençken her şey çok yeni ve ilk oluyor. Fakat yaşlandıkça günler daha hızlı geçiyor. Çünkü her şey aynı. Kıyafetler, alarmlar, arkadaşlar… Hayat kötü bir kopya gibi.

Yurt dışında konuşmak istiyorum. Burada iyi kötü bir kredim var. Mesela İtalya'da kimsenin beni tanımadığı, adımı dâhi telaffuz edemediği bir ortamda anlattıklarımla insanların ilgisini çekip ilham verebilirsem kendi mi çok mutlu hissedeceğim.

İsim insanın en kolay kaybedilebileceği şeylerden biri. Benim markam ya da ürünüm yok, yalnızca ismim var. Üstünde çok çalıştım, çok titizlendim ve şimdi ismim sayesinde bir şeyler yaşıyorum. Başıma bu isme isteyerek ya da istemeyerek leke getirecek bir şey gelmesinden korkarım.

İnsanın dezavantajlarını bir hırsa çevirirse kendine yönelik avantajlara çevirebileceğini öğrendim.

İnsanların çoğunun hayatı, telafisi olan ve her şeyin denenebileceği hoyratlıkta yaşadığını; oysa hayatın özenilmesi gereken bir şey olduğunu öğrendim.

İtibar denen şeyin parayla satın alınamayacağını ve paradan çok daha kıymetli olduğunu öğrendim.
BİZE ULAŞIN