Yağız Can Konyalı'nın adımları daha da hızlandı

Yağız Can Konyalı, tiyatro sahnesiyle çocuk yaşlarda tanışmış. ancak oyun gibi başlayan bu uğraş, zamanla gerçek bir tutkuya dönüşmüş. Yetenekli genç oyuncuyla buluştuk ve merak ettiklerimizi sorduk.

Giriş Tarihi: 24.04.2018 16:40 Güncelleme Tarihi: 24.04.2018 17:44

Röportaj: Türkan DOĞAN

Fotoğraf: Betül YAZICIOĞLU

ESQUIRE: Senin hikâyen nerede, nasıl başladı?

YAĞIZ CAN KONYALI: İstanbul'da, tek çocuk olduğum için yalnız ama kuzenlerim sayesinde kalabalık bir çocukluk geçirdim. Annem işçiydi. Babam ise okuduğum okulun kantinini işletiyordu. Çok yaramaz bir çocuktum. Ne yapsam, okulun kantinine gidip "Oğlun bunları, bunları yaptı." derlerdi.

ESQ: Oyuncu olman gerektiğini ilkokul öğretmenin söylemiş…

Y.C.K: Sanatla iç içe, İtalyanca eğitim veren Özel Evrim Okulları'nda okudum. Bunun için babama hep teşekkür etmişimdir. Okulun sosyal faaliyetlerini yöneten hocam Emine Sağlam, ben yaramazlık yaptıkça "Karışmayın, bu çocuk konservatuar okuyacak." derdi. İlk zamanlarda derslerden bir kaçış olarak başlayan tiyatro uğraşı, ya yapabildiğimden ya da beğenilme isteğinden dolayı zamanla beni heyecanlandırmaya başladı.

ESQ: Bu heyecanın sonrası nasıl geldi?

Y.C.K: 14, 15'li yaşlarda amatör tiyatro gruplarına girip harçlığımı kendim kazanmaya başlamıştım. Mesela bana, "Profesyonel olarak ilk ne zaman oynadın?" dediklerinde para kazanmayı kast ediyorsan 14,15 yaşlarındaydım, diyorum.

ESQ: 17 yaşında konservatuara girmişsin. Ailelerin gelecek kaygısı nedeniyle bu konuda çocuklarını desteklememesine alışkınız. Senin için kolay oldu mu?

Y.C.K: Ailem hiçbir zaman "Şöyle bir mesleğin olmalı; bu işte para yok, sürünürsün oğlum," tarzı cümleler kurmadı. Tam tersine "Bu senin hayatın, her şeyi yapabilirsin," dediler. Bireyselliğimi çok erken yaşlarda kazandım. Lisenin son yılları, hadi bitsin artık, demekle geçti. Kendi başıma Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nın sınavlarına hazırlandım ve kazandım.

ESQ: İlk olarak 'Öyle Bir Geçer Zaman ki' dizisinde oynamış ve diziden ayrılırken de herkesi ağlatmıştın. Sonrasında her şey çok hızlı gelişti galiba…

Y.C.K: Öğrenciyken okula bir yıl ara verip 'Öyle Bir Geçer Zaman ki' dizisinde, ailenin küçük oğlu Osman'ın arkadaşı Aydın karakterini oynamıştım. O dönem çok çalıştığımız için ne kadar tanındığımızı ya da ünlü olduğumuzu kestiremiyordum. Aydın karakteri öldüğünde herkes gözyaşına boğulmuş. O sırada da kaybolan kimlik belgemi yenileyebilmek için dizide öldüğüm sahnenin ertesi günü annemle birlikte nüfus müdürlüğüne gitmiştik. Nüfus müdürlüğündeki kişi, büyük bir şaşkınlık içinde, defalarca, "Sen ölmedin mi?" diye sormuştu. O zaman anladık ki herkes çok etkilenmiş. Dizi bittiğinde yeni projeler için çok fazla teklif gelmesine rağmen okula geri dönmüştüm. Okuldan sonra 'Adı Mutluluk' isimli bir yaz dizisi haricinde; 'Tavşan Deliği', 'Domino' ve 'Küheylan' isimli oyunlarda oynadım.

ESQ: Küheylan'ın zor bir duyguyu yansıttığı için oyuncuların kariyerleri açısından önemli olduğu söyleniyor. Sen neler yaşadın?

Y.C.K: Küheylan'ı çok az oynayabildik ama oynadığımız süreç boyunca neredeyse hiç uyuyamadığım ve hayatımda başka hiçbir detaya odaklanamadığım dört aylık bir süreç yaşadım. Bu süreçte hiçbir şey yapmayacağım, hiçbir telefonu açmayacağım, faturalarımı bile ödemeye gitmeyeceğim, diyordum. Ne kadar doğruydu bilmiyorum. Kendimi ne kadar fazla verebileceğimi ve bunun karşılığında neler alabileceğimi görmek istedim. Çünkü öncesinde hep böyle bir çaba içerisinde olmak istemiştim. Bu sadece gençken oynayabileceğin bir rol.

ESQ: Bu rol sana neler kattı?

Y.C.K: Ne katmadı ki… 2,5 saat boyunca kendimi test etmeyi öğrendim. Diksiyon, ses, nefes, kondisyon, duygu, konsantrasyon… Bunların hepsinin yapılabilirliğini göstermesi, bana özgüven kazandırdı. Bunu yapabiliyorsam her şeyi yapabilirim, diye düşündüm. İlk başlarda çok zor ve karmaşık görünüyordu ama sonrasında o kadar da karmaşık olmadığını gördüm. Artık böyle bir rolden korkmuyorum. Sakin ol, daha önce neler yapmadık ki, diyorum.

ESQ: 'Takım: Mahalle Aşkına' isimli sinema filmiyle Altın Portakal Behlül Dal Jüri Özel Ödülü aldın. Genç bir oyuncu olarak bu ödül üzerinde bir baskı yaratmış mıydı?

Y.C.K: Oldu ancak sonrasında ödülün, yanına alıp ilerlediğin bir şey olduğunu gördüm.

ESQ: Şu anda hem 'Çıkmaz Sokak Çocukları' isimli tiyatro oyununda hem de 'Bizim Hikâye' isimli televizyon dizisinde oynuyorsun…

Y.C.K: Çıkmaz Sokak Çocukları'nda Asperger sendromlu bir çocuğu oynuyorum. Duygusal yönü çok ağır bir rol. Şu anda oyunun Anadolu turnesini yapıyoruz. Bizim Hikâye'de ise hayata tutunmaya çalışan, çok kardeşli bir ailenin ferdini oynuyorum. Bir anda gerçekten aile olduk. Sette çocuk olması birçok şeyi etkiliyor. Büyüğe saygı duyuyorsun, küçüğe de hadi oğlum, şimdi şu sahneyi çekmemiz lazım, diyorsun.

ESQ: Rahmet, hayata yenik başlayan bir genç. Böyle bir rolü oynamanın zor tarafları var mı?

Y.C.K: Rahmet'in koşullarında hiç bulunmadım. Zor koşullar, ama hep şu tarafından tuttum: Şartları ağır da olsa fakir de olsa, bütün gün sadece bunu düşünmüyordur herhalde. Onun da kendi içerisinde bir dinamiği vardır, o da alışıyordur bu duruma. Bir yerden sonra şartları onun bir uzvuna dönüşüyor.

ESQ: Tek çocuk olduğun için bol kardeşli bir ailenin ferdini oynamak sana nasıl hissettirdi?

Y.C.K: Keyif verici, çünkü hiç bilmediğim duygular. Kardeşim olmasını hiç istememiştim ve mesela annemle kardeşleri arasındaki inişli çıkışlı duygu durumlarını anlamak benim için hep çok zordu.

ESQ: Set dışında neler yapıyorsun?

Y.C.K: Pek bir şey yapmıyorum. Şu anda altı gün dizi setinde çalışıyorum. Bir gün de reklam seslendirmesi yapıyorum.

ESQ: Yedi gün çalışmak zor değil mi?

Y.C.K: Benim için ideali bu. Üç, dört saat boş oturduğumda şimdi ne yapsam demeye başlıyorum.

ESQ: Biraz hiperaktif misin?

Y.C.K: Galiba, biraz… Ama tabii bu, durulmuş halim.

ESQ: Kendine dışarıdan baktığında nasıl birini görüyorsun?

Y.C.K: Sinirli olduğum söylenir. İnsanlar benim hızımda olmadıklarında sinirlenebiliyorum. Ağırkanlı ve uyuşuk insanlarla birlikteyken çok zorlanıyorum. Zaman algım pek çok kişiden daha hızlı işliyor. Zamanı yönetemediğimde ya da benim hızımda akmadığını hissettiğimde sinirlenebiliyorum. Trafikte kolay sinirlenirim mesela.

ESQ: Bu özelliklerimi değiştireceğim, diyor musun?

Y.C.K: Evet, tabii, günün birinde… Bu anlık sinir meselesini çözmek isterim. Kendi içimde sinirlenmeyi uzatmamak isterim. Zaten her şey, yavaş yavaş çözülüyor. Ama ne yapalım, bu benim ve kendimden memnunum. Bunları büyük bir problem haline getirmiyorum.

ESQ: Bu yaz için neler planlıyorsun?

Y.C.K: Bir sinema filmi için görüşmeler yapıyorum. Henüz zaman konusunda anlaşamadık. Olursa, bu yaz bir sinema filmi çekmek istiyorum.

ESQ: Bundan sonrası için neler planlıyorsun?

Y.C.K: Şu sıralar ben de bununla ilgili kendime sorular sormaya başladım. Hayatımdaki her şey çok hızlı gelişti. Şimdi acaba ne yapabilirim, diye düşünüyorum. Bir üniversite daha okumak isterim mesela. Yurt dışında zaman geçirmek de. Ama bunlar benim için hâlâ uzak, 30 yaş sonrası planlar.

BİZE ULAŞIN