İstanbul'dan Albertina'ya: Mediha Didem Türemen

'Albrecht Durer'e Saygı' isimli ağaç baskı gravürü Viyana'da ki Albertina Müzesi'nin daimi koleksiyonuna dahil edilen Mediha Didem Türemen, Burhan Doğançay ve Sarkis'ten sonra Türkiye'den koleksiyona dahil edilen üçüncü sanatçı oldu. Aynı zamanda sinema kariyeri de olan sanatçıyla başarısını konuştuk.

Röportaj: Türkan DOĞAN

Fotoğraf: Canan YETİŞTİ SATKIN

ESQUIRE: Ağaçbaskı gravürünüz dünyanın en kapsamlı sanat koleksiyonlarından birine sahip olan Viyana'daki Albertina Müzesi'nin daimi koleksiyonuna dâhil edildi. Burhan Doğançay ve Sarkis'ten sonra Türkiye'den koleksiyona dâhil edilen üçüncü sanatçı oldunuz. Bu süreç nasıl gelişti?

MEDİHA DİDEM TÜREMEN: Alman ressam Albrecht Dürer'in 1512 tarihli 'Mavi Kuzgunun Kanadı' isimli eserinden esinlenerek oluşturduğum aside yedirme çinko baskılarımla başladı her şey. O serinin ilk iki baskısı 2013'te Floransa Bienali'nden ödül aldı. En son yaptığım ağaç baskı ise Viyana'daki Albertina Müzesi'nin daimi koleksiyonunda artık. 'Ustaya saygı' fikriyle Dürer'in kanadına dikkatimi çekip yolu açan kişi ise amcam ve ustam olan ressam Ali İsmail Türemen. Serüven, kanatların eksenindeki fotoğraf ve gravür sergime dayanıyor. 2013'te, ilk sergim için gravürleri basarken bir de bu kanadı düşünerek plakalara basmayı denemiştim. Bu şeklide bugüne kadar geldi.

ESQ: Albertina Müzesi'nin sizden nasıl haberi oldu?

M.T: Bu durumu, Dürer'in benim için çok şey ifade etmesine borçluyum. Dürer, Albertina gibi baş döndürücü koleksiyona sahip bir müzenin 'hazinesi'nde orijinal eserlerini yakından gördüğüm ilk ressamdı. Dürer'in kanadını çalıştığım için, özel bir izinle 1512'den beri halka açık olarak sadece yedi kez sergilenen eseri (Çünkü şu an müzeye biletle girdiğinizde, çok iyi bir kopyasını görebiliyorsunuz.) büyüteçle görme şansım oldu. Aynı günlerde Salzburg'da güzel sanatlar akademisinde çalıştığım ağaç baskı 'Albrecht Dürer'e Saygı' isimli eserim oluştu. Ve müze, bu baskımı daimi koleksiyonuna almayı teklif etti.

ESQ: Bu başarı size nasıl hissettiriyor?

M.T: Onur verici elbette. Okulda, derslerde okuduğum, müzelerde heyecanla gördüğüm sanatçıların bulunduğu bir koleksiyonda, bana ait bir eser de, o eserler gibi korunacak. Ve belki de bu yüzyıllarca sürecek. Benden sonra da orada var olacağını düşünmek müthiş heyecan verici bir his. Çünkü müze, dünyanın en önemli ve kapsamlı grafi k sanat koleksiyonlarından birine sahip. Sadece baskı kısmı 1milyon 100 binin üzerinde. Leonardo da Vinci, Rembrandt, Dürer Picasso, Klimt ve Andy Warhol gibi dönem skalası çok geniş bir hazineye sahip. ESQ: Genellikle hangi alanlarda çalışıyorsunuz? M.T: Gravür ve metal plakalarla aside yedirme baskılar üzerinde çalışıyorum. Ve ağaç oyma baskı tekniğini kullanıyorum.

ESQ: Çalışmalarınızı nerede yapıyorsunuz?

M.T: Gravür çalışmalarımı Teşvikiye'de amcam Ali İsmail Türemen'in atölyesinde gerçekleştiriyorum. Gravür çalışabilmek için mutlaka pres olan bir atölye gerekiyor. Bu atölyeninse metallerle, asitle, benzinle, ziftle, suyla ve boyalarla rahatlıkla çalışabileceğiniz bir alanı olmalı. Bir plakanın oluşumu oldukça zahmetli, sabır gerektiren ve uzun bir süreci kapsıyor. Plaka oluştuktan sonra, baskı aşaması ise ayrı bir performans... Her şeyi, baskıya başlamadan önce organize etmiş olmanız; aşamaları öngörerek malzemelerinizi hazır tutmanız lazım. Baskı esnasında boyanın kurumasına fırsat vermeden hızlı çalışmanız gerekli. Küçük bir aksilik, tüm baskı aşamasını yeniden başlatmanıza sebep oluyor.

ESQ: Çalışmalarınız ve odak noktalarınız zaman içerisinde nasıl değişimlere uğradı?

M.T: Deneyimler değişimleri de beraberinde getiriyor ama çalışmalarımda büyük değişiklikler yok. İlk sergime vesile olan başlangıç noktası, benim festival ilişkilerini ve yapım tasarımını yaptığım ilk sinema filmim 'İki Çizgi' için dünyanın farklı ülkelerine seyahat etmemle başladı. Rüzgarlar'daki oyunculuk deneyimimden sonra 41.Venedik Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında gerçekleşecek bir atölyeye ve oyuna kabul edilmiştim. Kış mevsimiydi ve her sabah erkenden provalarımız başlardı. Bir sabah bienal binasına gitmek için çıktığımda San Marco meydanının sisler arasında kaybolduğunu gördüm. Her yer sis içindeydi; sanki bembeyaz bir fanustaydım. Ve her yerde martılar, martı sesleri… Hemen fotoğraf çekmeye başladım. Sis kalkana kadar kanal boyunca Venedik'i çekmeye devam ettim. Gerçeküstü gibiydi. Çektiğim fotoğrafl ar 'Where is Venice?' isimli bir sergiye vesile oldu? Sonra bu seriden bir fotoğrafl a, Roma Trienali'ne katıldım. Budapeşte'de sergilendi ve ödül aldı.

ESQ: Sergilerinizin odak noktaları ne oldu?

M.T: 'Martının Peşinde' isimli ilk sergim, gravür ve fotoğrafl ardan oluşuyordu. Daha çok martıların 'kanatlar'ına odaklanmıştım. Sonrasında da kanatlarla devam etti. Daha sonra çoğunlukla yurtdışında bienaller, trienaller ve karma sergiler oldu. Mixer'de geçtiğimiz ay sergilenen işlerim ise 'Yüzyıllardır Buradayız!' başlığı altında topladığım, daha çok arkeolojik fi gürler üzerine odaklandığım bir serinin parçası niteliğinde. Arkeolojik fi gürler, mitoloji, tanrılar ve hikâyeleri hep ilgimi çekmiştir. Ege'de doğup büyümenin de etkisi vardır belki.

ESQ: Siz de aynı zamanda eser topluyor musunuz?

M.T: Ali İsmail Türemen ve Berna Türemen'in eserlerinin yanısıra, Mustafa Pilevneli, Gülsün Karamustafa, Süleyman Saim Tekcan, Fevzi Karakoç, Gül Derman ve Tayfun Erdoğmuş baskılarından oluşan bir koleksiyonum bulunuyor.

ESQ: Ressam kimliğiniz için buluştuk ancak sizin bir de sinema ve oyunculuk kariyeriniz var…

M.T: İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde, uluslararası ilişkiler bölümünde okudum. Lisansı sanat alanında okusaydım her şey daha farklı ve hızlı ilerlerdi belki, ancak ben üniversitedeyken de sanatla bağımı hiç koparmadım. Okulun tiyatro topluluğundaydım. Daha sonra da pek çok kurumda oyunculuk eğitimi aldım. Tam da bu süreçte, sinema sektöründe çalışmaya başladım. Bu sırada Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sinema TV yüksek lisansına kabul edildim. Ve eşzamanlı olarak sinema eğitimim/deneyimim başladı. Selim Evci'nin 2008'de Venedik Film Festivali'nde yarışan fi lmi 'İki Çizgi'nin yapım tasarımını ve tüm festival ilişkilerini yürüttüm. Sonrasında ise 'Rüzgârlar' filminin başrolü ve sanat yönetmenliğini üstlendim. 'Rüzgârlar'dan sonra yurtdışında da oyunculuk yönünde deneyimlerim ve eğitimim oldu. Geçtiğimiz Nisan ayında yönetmen Selim Evci'ye Altın Portakal kazandıran 'Saklı' filminin sanat yönetmenliğini yaptım.

BİZE ULAŞIN