Bir de geçen tuhaf olaylar ve Dakota Johnson

12 Ekim’de ülkemizde vizyona girecek, âdeta yıldızlar geçidi olan ‘Bad Times at El Royale’ ya da ülkemizde gösterilecek adıyla ‘El Royale’de Zor Zamanlar’ adlı film sezona güzel bir başlangıç olabilir. Kadro oldukça sağlam: Chris Hamsworth, Dakota Johnson, Jon Hamm, Nick Offerman ve efsane Jeff Bridges.

Hazırlayan Emrah SAKA

Hikâye, 60'lı yılların sonlarında, Kaliforniya ve Nevada sınırındaki yedi yabancının buluştuğu El Royale adlı bir de başlıyor. Bu yabancılardan biri, bir görev üzerinde olan Dakota Johnson'ın oynadığı karakter Emily. Oteldeki diğer gizemli bireyler gibi, o da derin bir sırrı barındırıyor. Dakota Johnson ile i izlemeden önce biraz konuştuk.

ESQUIRE: Hikâyenin ve filmin çekiciği neydi?
Dakota Johnson: Drew Goddard'ın çalışmalarını seviyorum. İnanılmaz bir yazar ve olağanüstü bir yönetmen; detaylar, karakterler, estetik ve hikâyeye gösterdiği ilginin gerçekten dikkate değer olduğunu düşünüyorum. Drew'ın tutkusunu seviyorum. Filmleri, oyuncuları çok sever, hikâyeleri anlatır ve bu benim parçası olmak istediğim bir şeydi. Filmlerinden 'Dehşet Kapanı' (yönetmenliğini yaptığı) ve 'Marslı' (yazarlığını üstlendiği) seviyorum ve 'El Royale'de Zor Zamanlar' için böyle bir vizyona sahip olduğunu düşünüyorum. Tüm dünyayı hayal gücünden yarattı ve bu benim için çok etkileyiciydi. "Evet." demek benim için hiç de zor değildi. Senaryoyu ilk okuduğum dönemde, Jeff Bridges ve Cynthia Erivo da kadroya eklenmişti ki ben ikisinin de hayranıyım. Ayrıca, başka birinin dünyasına girmeyi ve onların hayata geçmesine yardımcı olmayı seviyorum. Ve Emily'nin karakteri geçmişte yaptığım her şeyden çok farklıydı.

ESQ: Emily Summerspring kimdir?
D.J:
Onun hakkında konuşmak zor çünkü ben hiçbir şeyi atlamak istemem. Onun bir tarafının kırgın olduğunu söyleyebilirim. Emily kesinlikle sorunlu, kanayan bir kalp. Sanırım karanlık, sorunlu ve hayatı için savaşmak zorunda olduğu bir ortamda büyüdü. Emily ve Rose Summerspring için hayatta kalmak, büyüyüş biçimleriydi. Emily, kız kardeşine karşı son derece sadık, koruyucu ve kendinden emin. Kadınların kurallara aykırı olduğu ve geleneksel kadın rolünü yitirdikleri bir dönem vardır, ama o zamanlarda bir kadının sözel ve fiziksel olarak açık olması normal değildi. 60'ların sonlarında özgürlük ve ifadenin doğuşu vardı ve Emily kesinlikle tüm hareketin bir parçasıydı. Ayrıca, diğer insanların düşündüklerini de önemsemezdi.

ESQ: Onunla bağlantı kurabilir misin?
D.J: Karakterlerimle her zaman biraz özdeşleşiyorum, çünkü gerçekten bir yapmak istediğimde, o kadını bir yerde, kim olursa olsun, bende buluyorum. Emily'nin de birini korumaya olan tutkusuyla bağlantı kurabiliyorum. Bu rol, bana göre inanılmaz bir deneyimdi.

ESQ: Kurgu otel El Royale'deki gidişat hakkında neler anlatabilirsin?
D.J: Otel ilginç, çünkü bir tarafı Kaliforniya ve bir tarafı Nevada olmak üzere Kaliforniya ve Nevada sınırının üzerinde inşa edilmiş. Otelde tanıştığımız herkes, birbirlerinden farklı olan bir şeyler elde etmek için ayrı bir görevde, ancak birbirleriyle tamamen karışıyorlar ve yoğun şeyler oluyor. Her şey El Royale'deki bir gecede hayatta kalma ile ilgili.

ESQ: Otel, filmdeki bir konumdan daha fazlası değil mi?
D.J:
Doğru. Hiç böyle bir set görmedim. Otel bir nin içinde inşa edildi ve şimdiye kadar üzerinde çalıştığım en büyük sahne oldu. O, filmde gerçekten ayrı bir karakter: gizemli, davetkâr ve dehşet verici. Ürkütücü bir enerjiye de sahip. Bence herkes, özellikle lobi sahnelerini çekerken gerçekten kendini çok rahat hissetti ve sonrasında otele bağlandı!

"Film güzel, ilgi çekici ve sıra dışı. Karanlık, kirli bir film. Ayrıca bir grup yabancı arasında acımasız bir aşk hikâyesi ve gerçekten de entelektüel, duygusal ve yaratıcı bir mesajı olan sanat eseri. "

ESQ: Böylesine sıra dışı bir aktör grubuyla çalışmak harika olmuştur...
D.J: Harika oldu. Chris (Hemsworth) ile birkaç sahnede yer aldım. Kız kardeşim Rose'u canlandıran Cailee Spaeny'le ise çok fazla sahnem vardı. O sıra dışı bir kadın ve çok yetenekli. Onu çok seviyorum ve kariyerinin gelişmesini sabırsızlıkla bekliyorum; bence muhteşem olacak. Sette bir insanla gerçekten bağ kurduğun ve bu bağın sonrasında da devam ettiği pek görülmez. Cynthia Erivo ile birlikte çok fazla sahnem yoktu, ama çoğu kez aynı anda sette bulunduk ve çok fazla eğlendik; inanılmaz derecede yetenekliydi. O, güzel, karmaşık ve zeki biri. Jeff'i (Bridges) çok seviyorum. Etraftaki herkesle paylaşımlarda bulunur, nazik ve eğlencelidir. Onunla müzik hakkında saatlerce konuştuk.

ESQ: 60'ların müziğine ne kadar yakınlık duyuyorsun?
D.J:
Müzik aslında hayatımdaki en büyük aşklardan biri. Senaryodaki müzikal ipuçları benim için çok önemliydi. Müzik sayesinde her şeyin nereye gideceğini söyleyebilirim ve senaryodaki müzik (Isley Brothers'ın 'This Old Heart of Mine' gibi şarkılar) harikaydı. Sadece Motown değil; birçok farklı türde şarkı var. Ayrıca filmdeki her karakterin o dönemden farklı bir müzik türünü temsil ettiğini düşünüyorum. Her şey sembolik.

ESQ: Sizce filmin temaları nelerdir?
D.J:
Bu, kurtuluşla ilgili. Bunun, filmdeki herkes için bir görev olduğunu düşünüyorum. Bir yerden kaçıyorlar, başka bir yere gitmeye çalışıyorlar. Bu insanlar sadece otelden geçmiyor. Kimse göründüğü gibi değil. Aynı zamanda insanların ışık ve karanlığa olan ihtiyaçları ve insanların nasıl karmaşık olduğuyla ilgili. Bence bunlar, hayat için birer metafor.

ESQ: Bütün karakterler için bir ikilik var gibi görünüyor?
D.J:
Evet, herkesin gördüğünüz ve görmediğiniz hikâyeleri var. Hepsi bir arada var olurlar ve her şey tam anlamıyla yüzünüze geldiğinde çamurlu hale gelir ve iç içe geçer.

ESQ: Özetle, 'El Royale'de Zor Zamanlar'ı benzersiz ve çekici kılan nedir?
D.J: Film güzel, ilgi çekici ve sıra dışı. Karanlık, kirli bir film. Ayrıca bir grup yabancı arasında acımasız bir aşk hikâyesi ve gerçekten de entelektüel, duygusal ve yaratıcı bir mesajı olan sanat eseri. 60'lı yıllarda yankılanan bir mesaj, ama aynı zamanda zamanımız ve izleyicilerimiz için de geçerli. İzleyici, bu sayede mesajları bizzat kendi yollarıyla yorumlar. İnsanları eğlendireceğini ve bazı kıvrımların da şaşırtacağını düşünüyorum. Bazı kalp kırıcı anlar da var ve genel olarak insanların deneyimin tadını gerçekten çıkaracağını umuyoruz. İlginçtir; genellikle içinde olduğum filmleri izlemeyi sevmem, çünkü filme doğrusal bir hikâye olarak bakamıyorum. Ben kendimin en büyük düşmanıyım. Ama bu filmde kendimi dışında tutabileceğim birçok başka hikâye var.

BİZE ULAŞIN