 |
Ben nerede ne zaman büyüyeceğim?
Ben, büyüyememekten gerçekten şikâyetçiyim. Ben büyümüyor değilim, büyüyemiyorum. Ve bu durum, bu yaştan sonra artık yorucu olmaya başladı.
Önce ilkokula başladık. Gerçekten büyümeye, büyük adam olmaya dair ilk adımımız bence budur; kendimize bir kariyer oluşturmak adına, başlangıç noktamız aynı zamanda. Devamında; ortaokul, lise, üniversite… Her birinde, biraz daha büyüdük. Ama tam olarak "büyük" olmadık; büyük diye, annelerimize-babalarımıza deniyordu çünkü. Babamızın bıyığı falan oluyordu; büyük olmak, kelli felli adam olmaktı. Sonra okul bitti, çalışmaya başladık. Yine biraz büyümüş olduk. İşimizde zaman geçirdik, tecrübelendik; önemli olduk. Mühim toplantılara girdik. Ciddi ciddi kararlar verdik, görüşmeler yaptık. Kimimiz evlendik; çocuk sahibi bile olduk. Ama aslında tam olarak ne zaman büyüdük? Bunların, hangisinin neresinde büyük olduk? Bana, cevap "E" şıkkıymış gibi geliyor: Hiçbiri… 35 yaşımdayım ve kendim için en doğru saç modeli hangisi, hâlâ karar verebilmiş değilim. Bir yandan, bu yaşta ısrarla saçlarımın olmasına ve eksilmemiş olmasına şükrediyorum ama onlara ne yapacağımı bir türlü bilemiyorum. Bazen kısa kestiriyorum. O hâli seviyorum; rahat da oluyor. Ama biraz uzayınca, hazır uzamış saçı biraz daha uzatsam mı diye düşünmeye başlıyorum. Çünkü uzun saç da, eli atınca geliyor; bu da güzel. Ama yazın biraz da zor; bu yüzden, bilemiyorum. Bence, saçlarımla ilgili nihai bir karar verip (Hatta bunu karar verir gibi değil, artık önemsemez gibi; zaten bununla ilgili bir karar verme durumunu bile vakit kaybı olarak görür ve bunu farkına varmadan uygulamaya koyar gibi.), berbere her gittiğimde aynı kesimi yaptırdığım gün büyümüş olurum. Hâlâ hafta içi, hafta sonu ayrımı yapmayı öğrenemedim. Ertesi sabah erken kalkmam gerekiyorsa; erkenden yatmam gerektiğini düşündüğüm dönemler, ilkokulda sona erdi. Zaten bu, benim düşündüğüm bir konu değildi. Babam, benim yerime her akşam 21.00'de yatakta olmam gerekliliğiyle ilgili kararı vermişti; ben, sadece uygulayıcıydım. O zamanlar geçtiğinden beri, erkenden kalkmam gerekse de, gece canım ne yapmak istiyorsa yaparım. Ve haftanın, ayın, yılın her günü ve gecesi canım bir şeyler yapmak istese, onu da yaparım. İstemezse de hiç yapmam; aylarca öyle otururum evde. Bence, haftanın belli günlerini eğlenmeye, gezmeye, geç yatmaya; belli günlerini de eğlenmemeye, dinlenmeye ve erken yatmaya ayırmaya başladığımda büyümüş olurum. Bugüne kadar, elime geçen ne kadar para varsa yedim; para bana batıyor. Cebimde para olsun, üç gün sonra yemek yiyecek para bulamayacağımı bileyim, harcamadan duramam. Elime iyi para geçtiği zaman bile " Gideyim, üç-beş altın alayım." demedim. Zaten yatırım aracı olarak hâlâ 1912 model bir cümle kurmuş olmam, durumu yeterince net özetlemiştir sanırım. Gazetenin; magazin, spor, ilan sayfaları dâhil her şeyini okuyabilirim ama ekonomi sayfalarını itinayla atlarım. Hiç ilgimi çekmezler; ama "Oğlum eşek kadar adam oldun; biri çıkıp cümle içinde 'piyasa', 'likidite' gibi kelimeler kullanacak olsa, bön bön bakma; şuralardan iki tık bir şey öğren." diye kendimi zorladığım zaman bile üçüncü dakikada sıkıntıdan patlarım. Hiçbir şey anlamam, vazgeçerim. Bence, gazetenin ekonomi sayfalarıyla ilgilenmeye başladığım gün büyümüş olurum. Bütün bunları; büyümemeye, ısrarla çocuk kalmaya sevimli kelimelerle övgü düzmek için yazmadım. Okuyucu fikrinden, "içindeki çocuk hiç büyümemiş" gibi romantik primler koparmaya da çalışmıyorum. Ben, büyüyememekten gerçekten şikâyetçiyim. Ben büyümüyor değilim, büyüyemiyorum. Ve bu durum, bu yaştan sonra artık yorucu olmaya başladı. Hâlâ halı saha maçına çağırdıklarında, her işi bir tarafa bırakıp gitmiyor olmam gerekir; sonra o öbür tarafa bırakılan işleri toparlaması yine bana düşüyor çünkü. Ama şu ana kadar muvaffak olamadım. Büyüyemedim. Neyse… Bu ayki yazıyı burada kesiyorum. Hazırlık yapmam lazım. Akşam çocuklar gelecek PlayStation turnuvası yapacağız…
|
 |