Esquire
 
Ahsen Balcı

Arkadaşım ol yeter, böylesi daha güzel!

Amerikalılar çıldırmış olmalı! Ya da kadınları çok akıllı! Erkekler, en sıkı dostlarının eşleri olduğunu söyleyip tüm duygu ve düşüncelerini de yine onlarla paylaşıyormuş...

Kastettiğim elbette Nişantaşı'nın popüler barlarından birinde iş çıkışı iki "drink alarak" ofise tepeden inen hatunun kimin sevgilisi olduğu hakkındaki fikirlerinizi ya da "Bodrum Beach"lerinde sere serpe mal beyanında bulunan zenci tayfası hakkındaki skor tahminlerinizi paylaşabileceğiniz bir arkadaşlık değil! Zaten bu fikir teatisini eşinizle ya da sevgilinizle yapmaya kalkarsanız kazara size Hanya'yı Konya'yı gösteriverir. Bana inanmazsanız bu akşam ona Akmerkez'de yüce Türk büyüğü(!) Hülya bacınıza rastladığınızı ve poposunun da televizyonda göründüğü kadar büyük olmadığını söyleyin bakalım neler oluyor!
Bu Amerikalı güruhun da sözünü ettiği arkadaşlık kavramı "hayat arkadaşılığı" türevinde olan olmalı... İyi temellendirilmiş evliliklerde kadının spontan olarak erkeğe sunduğu ve onun da içgüdüsel olarak kabul ettiği samimiyet yani...
Tedrisatını toplumbilim ve ruhiyat üzerine görmüş bir mütehassıs hüviyetiyle açık ve net olarak ifade edebilirim ki aşk, dostluğu kaldıramaz...
Zira aşk, bir nevi sado-mazo mahiyette seyreden, efendi-köle rolleriyle ilişkilendirilen, dengeleri sürekli değişen güç gösterileriyle esaslı bir meydan muharebesini andıran dikey dinamiklere dayanır. Buram buram erotizm kokar. Baştan çıkarma, tartışma, barışma, bakışma başka başka manalar taşır.
Çiftlerden birinin diğerini arkadaşı gibi görmesi bu bağlamda aşkın da nihayet bulduğu anlamına gelebilir kanımca... Demem o ki, duygusal gelgitler yerini durgun sulara bıraktıysa münasebetinize Allah rahmet eylesin; sıkıcı, iç karartıcı, kasvetli ve serin bir iklime geçmiş sayılırsınız.
Kadınlar da az bedensel, bol duygusal aktarımların gerçekleştirildiği bir yakınlıktan dem vursa da dostane yakınlaşmalara sıcak bakmaz esasen. Çoğunluğu, indirgeyici, hizipçi ve kendinden olmayandan nefret eden dişi organizmaların erkeklerin ussal mekanizmalarını kurcalamak üzere kurdukları teknik ve taktik altyapı çalışmalarının bir neticesidir arkadaşlık teranesi... İzlek şudur: Siz samimiyetle kalbinizi açacak, tüm zaaflarınızı, zayıflıklarınızı, korkularınızı anlatacak; hatta bazen eski sevgilinize olan vicdan yükünüzü bile paylaşacaksınız... Sonra ne mi olacak? Tüm veriler kadın beyninin dehlizlerinde depolanacak ve ilk tartışmada aleyhinizde kullanılacaktır.
Ezcümle, erkeğin erkekçe sohbete, arkadaşın erkeğine ihtiyacı vardır, fıkradaki gibi; duymuşsunuz belki de:
Cindy Crawford ve Temel bir gemi kazası sonucu ıssız bir adaya düşerler. Ne yapsınlar, yalnızlıktan ve can sıkıntısından sabah akşam sevişirler. Ancak bir süre sonra Temel, bu durumdan zevk almamaya başlar. Cindy çıldırır, Temel'e ne olduğunu sorar, ne isterse yapabileceğini söyler. Her türlü fanteziye, her şeyiyle emrine amade olduğunu, nerede hata yaptıysa düzeltmeye çalışacağını söyler. Temel inatla Cindy'ye "İstediğim şeyi yapabilmen mümkün değil!" der. Cindy çaresizlik içinde ısrar eder ve her şeyi göze aldığını söyler. Temel de bir denemeye karar verir...
Önce Cindy'nin saçlarını kısacık keser. Sonra üstünü örtecek biçimde ceketini giydirir. Kestiği saçlardan bir bıyık yapar. Cindy, ne olduğunu anlamaya çalışırken, Temel onu mümkün olduğu kadar erkeğe benzettikten sonra, akşam olunca sahile gelmesini söyler.
Akşam olur ve Cindy erkek kılığında sahile gelir bakar ki, Temel mükemmel bir rakı sofrası hazırlamış ve masayı mezelerle doldurmuştur. Temel ve Cindy masaya otururlar ve Temel elini arkadaşı gibi, Cindy'nin omzuna koyar, bardağını Cindy'ninkine tokuşturur ve şöyle der:
"Uşağım bir aydır kiminle beraberim söylesem inanmazsın daaa!"

Sayfayı Gönder