 |
EN SEVDİĞİM KAZA MESLEK KAZASIDIR
Astronot olsam, asla bir meslek kazasına uğramayı istemezdim. Başınıza gelebilecek en ufak bir kazada, bir boşluğun içinde sittin sene dönüp durma ihtimaliniz var. Elektrikçi olup cereyana kapılmakla, dalgıç olup vurgun yemekle, jigolo olup "penis fraktürü" gibi bir illetle karşılaşmakla kıyaslanamayacak kadar tehlikelidir; bir astronotun meslek kazası geçirmesi.
En sevdiğim kaza, meslek kazasıdır. Tabii mesleğine göre, kazanın cinsi ve benim kazayı sevme katsayım değişir. Misal, bir mankenin podyumda yürürken başına gelebilecek her türlü kaza keyiflidir. Manken için değil elbette; mankenin üstünde taşıdığı elbiseye ve o elbisenin içinde yer alan vücut bölgelerine gözünü dikip pürdikkat izleyenler için… Frikik, bir futbol terimi olduğu hâlde; futbolcuların değil, gece kulübünden çıkıp arabasına binen bir ünlünün, bacağının tekini arabanın içine atarken geçirdiği meslek kazasına verilen addır. Ama o ünlünün fotoğrafını çeken; yani o muhteşem "an"ı yakalayan fotoğrafçının başına gelebilecek meslek kazasının ise hiçbir keyifli tarafı yoktur. O anda orada olup da onu görmek istemem; çektiği fotoğrafı görmek yeter bana. Belki tam olarak meslek kazası diyemeyiz ama değişik mesleklerdeki insanların başına gelebilecek tuhaf şeyler, her zaman ilgimi çekmiştir. Trafiği altüst edecek kadar hızlı giden bir ambulansın, aniden sağ şeride geçip ağır ağır ilerlemeye başlaması, çok ilgimi çeker mesela. O anda ambulansın içinde cereyan eden konuşmayı çok merak ederim. Doktor; şoför kabinine açılan o düdük kadar camdan kafasını uzatıp, büyük ihtimalle, şöyle demiştir: "Acele etmene gerek kalmadı; sağ şeritten ağır ağır en yakın morga çek!" Hazır konu ambulans şoföründen açılmışken; hem şoför adabıyla içli dışlı olan hem de yaptığı iş gereği tıbbi tedrisata da az buçuk bulaşmış olan ambulans şoförlerinin konuşma tarzından bahsetmeden geçmek olmaz. Misal; yakını görmekte zorluk çeken bir şoförün, göz doktoruna gidip, "Benim kısalar yanmıyor." dediğine şahit oldum bir kere. 92 yaşında bir teyzeyi sedyeye yerleştirirken, teyzenin 70 yaşındaki kızı, heyecan içinde "Durumu nasıl, yaşayacak mı?" diye sorunca; ambulans şoförünün doktordan önce konuya iştirak edip, "Çok zor çok… Geri vitese takmış bir kere!" diye cevap vermesine de şahit oldum. Evet, bunlar acı ama gerçek şeyler. Acı olmadığı hâlde gerçek; gerçek olmadığı hâlde acı olan şeyler de var hayatta. Zaten bunların hepsinin toplamına "hayat" diyoruz biz. Hayat dediğimiz şeyin güzel olması da, bu çelişkili durumların ne denli yoğun yaşandığına bağlı aslında. Yoksa düz bir çizgide yürümekten kimseye hayır gelmez. Arada bir çizgiye basmıyorsan, sapıtıp çizginin dışına çıkmıyorsan, bu yaşadığına hayat denmez bence. Konudan fazla uzaklaşmayıp, yine meslek kazalarına dönelim. Hepsi de eğlenceli olmaz tabii bu tip kazaların. Mesela astronot olsam, asla bir meslek kazası geçirmeyi istemezdim. Düşünsenize, mesleğinizi ucu bucağı olmayan bir boşlukta icra ediyorsunuz. Başınıza gelebilecek en ufak bir kazada, bir boşluğun içinde sittin sene dönüp durma ihtimaliniz var. Elektrikçi olup cereyana kapılmakla, dalgıç olup vurgun yemekle, jigolo olup "penis fraktürü" gibi bir illetle karşılaşmakla kıyaslanamayacak kadar tehlikelidir; bir astronotun meslek kazası geçirmesi. Düşman başına… Gecenin 03.00'ünde bir kadının rimelinin akması; bir yazarın, 136. sayfada, roman kahramanının adını yanlış yazması; bir ressamın, resminin son rötuşlarını yaptığı sırada aniden tuvalin yırtılması; sol şeritten hızla geçen bir aracın jantının fırlayıp kafanıza çarpması… Bunların hepsi de; hem meslek kazası hem görünmez kaza hem de talihsizlik olarak adlandırılabilir. Tuhaf ama hepsinin de az çok eğlenceli bir tarafı vardır. Yaşadığın anda olmasa da, yıllar sonra eğlenceli gelebilir insana; hiç yoktan güldürür. Hiç yoktan gülmek, hiç de küçümsenmeyecek bir şeydir; sahiden öyledir…
|
 |