 |
HER ŞEYİN BAŞI "SON"DUR!
"Son"lar, hep ilgi çekicidir. Buruktur. Bir savaşta ölen son kişi, o savaşın en bahtsız insanıdır mesela. Hayır, savaş sahiden bu kadar dakik bir şey midir, bilmiyorum ama beş dakika önce bitse, hayatta kalacaktır o kişi. Savaşın sonucunu asla değiştirmeyecek bir ölümdür, onunki. Ölmesinin kaybetmeye, sağ kalmasının kazanmaya en küçük bir etkisi olmaz. Etkisiz elemandır yani. Ya da etkisiz ölü!
İstanbul, kar altındaydı. Kar bir yana, ayaz sıkı vuruyordu insana. Harbiye'ye kadar zorlukla yürürdüm, Beşiktaş dolmuşuna dar attım kendimi. Günler sonra, Esquire için; kardan, kıştan ve bu dolmuşun şoföründen söz eden bir yazı yazacağımı bilmiyordum henüz. Sadece üşümüştüm ve dolmuşun ulvi sıcaklığı iyi gelmişti, o kadar. Şoför, radyonun sesini epeyce açmıştı. "Gümbür gümbür arabesk dinliyorduk." diyeceğimi sanıyorsunuz, değil mi? Hayır, bir İngiliz dil bilimcinin, yok olmak üzere olan dilleri kurtarmanın önemi üzerine yaptığı bir konuşmayı dinliyorduk. Bizim şoför, sadece "yol bilimci" değil, aynı zamanda dil bilimciydi galiba. Abdi İpekçi caddesinden aşağı inerken, yakın zamanda yok olan bir dile ait ses kaydını dinledik, cümbür cemaat. Şoförle benim dinlediğim kesindi de, dolmuş ahalisinin diğer üyelerinden de çıt çıkmadığına göre, ya onlar da pür dikkat dinliyor ya da kendi havalarında, hayal kuruyorlardı mütemadiyen. Afrika'nın tuhaf bir kabilesine mensup olan adam; tuhaf sesler çıkardı, anlamsız kelimeler etti ve konu kapandı. O dili konuşan, son kişiydi. O ölünce, dil de ölmüş; ne tuhaf! Bir insanın, bir dili konuşan son kişi olması kadar garip bir şey yoktur herhâlde. İki kişiyken, haydi neyse… İyi-kötü muhabbet ederler yine. "Biz ölünce, dilimizi bilen kimse kalmayacak." diye, dert yanarlar birbirlerine. Ama biri ölünce, diğeri kendi dilini şakır şakır konuşan bir dilsiz olarak kalıverir ortada. Ölmemek için büyük çaba harcamıştır muhakkak. Çünkü biliyordur; o ölünce, dilini de götürecektir yanında. Tarihte, bazı insanların; atıyla, eşeğiyle, mücevherleriyle, elbiseleriyle, çanağı çömleğiyle, tası tarağıyla gömüldüğünü biliyoruz. Ama diliyle gömülen tek kişi, radyoda dinlediğimiz o adamdır herhâlde. Sadece diller değil, hayvan ve bitki türleri de yok oluyor büyük bir hızla. Adını bile bilmediğimiz, şeklini şemalını görmediğimiz yüz binlerce bitki türü yok olup gidiyor zamanla. Dünyanın bir ucunda, diğer bitkilerin arasında sıkışıp kalmış olan o "son bitki", ne kadar mahzundur mesela. Gün gelecek, solacak ve onun solmasıyla birlikte, sadece bir bitki değil, bir tür ortadan kalkacak. Bir daha dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir mevsiminde, o çiçek açmayacak mesela. Ne acı. Rüyanda görsen inanamayacağın kadar absürt bir hayvancık, son nefesini verecek ve o nefes, sadece onun değil, o türün son nefesi olacak. İnanılır gibi değil. Zaten "son"lar, hep ilgi çekicidir. Buruktur. Bir savaşta ölen son kişi, o savaşın en bahtsız insanıdır mesela. Hayır, savaş sahiden bu kadar dakik bir şey midir, bilmiyorum ama beş dakika önce bitse, hayatta kalacaktır o kişi. Savaşın sonucunu asla değiştirmeyecek bir ölümdür, onunki. Ölmesinin kaybetmeye, sağ kalmasının kazanmaya en küçük bir etkisi olmaz. Etkisiz elemandır yani. Ya da etkisiz ölü! Herkesin ölümüne bir kulp bulabilirsin; "Onlar sayesinde kazandık; her bir ölü, ölümüyle zafere yaklaştırdı bizi." diyebilirsin. Gerçi bu da yalandır; ama söylenebilir bir yalandır. En azından, bu yalana inanmaya hazır bir ülke dolusu insan vardır ortada. Söyle gitsin… Ama o son ölen asker, söylemeye dilim varmıyor ama sahiden "şey" yoluna gitmiştir… Bizim dolmuş şoförünün ilgisini çeker mi, yoksa çok mu magazinel bulur bu konuyu, bilmiyorum ama; son aşk da benim için çok ilgi çekicidir. İlk aşk, hep abartılmıştır. Hak ettiğinden fazla önem verilmiştir, ilk aşk kavramına. Oysa ilk aşk, ardından gelecek aşklara zemin hazırlar. Unutulmaz oluşu, tecrübesizlikten kaynaklanan hataların insanın yüzüne şamar gibi vurulmasına ve içinde çok fazla "keşke" barındırmasına da bağlıdır. Son aşk ise, bir "sınır çizgisi"dir. Âşık ola ola kaşarlanmış bir bünyenin tattığı son lezzettir belki de. Son aşktan sonra, sıradan ilişkiler yaşayabilir ancak insan. Tatsız tuzsuz, sıradan ilişkiler… O yüzden de, insan hayatında asıl belirleyici olan, dönüm noktasını ifade eden şey ilk değil, son aşktır. Daha doğrusu, her şeyin başı "son"dur hayatta!
|
 |