Esquire
 
Okan Can Yantır

KALBE İNTİHAR SÜSÜ

Gerçeklerle kucak kucağa yaşamak, yoruyor insanı. Bu yüzden, ne kadar üzülsem de gerçeklere teğet geçmeyi seçiyorum. Bir dönemdir, teğet geçme hadisesi çok tartışılır oldu bu ülkede. Teğet geçerken, illa bir sürtünme noktası olacaktır dendi; açlık sınırının altındaki, çoğu da lise sırası bile görmemiş vatandaşlarımızdan, analitik geometri sentezi yapmaları beklendi.
Çok şükür, geometrim iyiydi. Yani teğet geçerken, bir noktanın temas etmesi gerektiğini bilenlerdenim. Ve o temas, bende fena hâlde sürtünme yarattığı için, artık gerçeklerle yüz yüze gelmemeye çalışıyorum. Çünkü insanlığın notunu, uzun süre önce "B-"ye indirdim ben. O, bile bile her şeyi yapan, sonrasında da gözyaşı döken sahte insanlıktan bahsediyorum; ahalinin tamamının üstüne alınmasına gerek yok.
Yüzyıllar boyunca savaştık, kanlar akıttık. Tarih kitaplarında, şaşaayla anlatılan o çarpışmaların sadece birisinde, bir adam çıkıp "Yeter, durun!" deseydi ve bunu sadece savaş bitmeden bir dakika önce yapsaydı, belki şimdi bambaşka insanların torunlarıyla aynı havayı soluyor olacaktık. Belki o son bir dakika içinde ölen savaşçıların, evde bekleyen güzel kadınlarından, fevkalâde zeki çocukları olacaktı. O çocuğun torunları, belki nefis ekmekler yapacaktı belki bilim adamı olacaktı belki yazar olup savaşın trajedisini anlatacaktı; sadece, birkaç dakika önce bitseydi. Her savaş sonrası, barış antlaşmaları yaptık; sadece karşı tarafı uzak tutup, ikinci defa, daha güçlü saldırmak için.
Tarih, şiddetin kötülüğünü yazan filozoflarla dolu. Hepsini baş tacı ettik; ama yine vazgeçmedik vurmaktan…
Organik yaşam diye bir terane tutturduk. Dünyayla barışık olmanın, buruşuk domates yetiştirmek olduğunu zannettik ama o organik pazara da su gibi benzin çeken otomobillerle gittik, şoförlü arka koltuklarda. Her şeye çare bulduk; hatta evrenin bilinmeyen noktalarına ziyaretlere başladık ama hepi topu bir tonluk bir aracı hareket ettirmek için, petrolden başka bir kaynak bulamadık. Petrol dışındaki kaynaklarla çalışanlar da böyle hep ucube gibi oldu, prototip seviyesini geçemedi…
Doğayla barışık yaşamanın nimetlerinden bahsettik, kendimizi doğanın koynuna attık. Ama atarken de, itinayla yok edilmiş ormanların yerinde yükselen sitelere hapsettik bedenlerimizi. Etrafına da duvarlar, tel örgüler çektik; bizi ağaçlardan, böceklerden korusun diye…
Gün geçtikçe, sokaklar daha yabancı geliyor bana. Bu yüzden, dalınca kalabalığa, kendi gerçeklerimi yaşamak daha fazla zevk veriyor. Kapısında sıra beklenmeyen kuytu lokantalarda, belki de bir deniz kenarı çaycısında… Oralarda daha gerçek geliyor bana hayat… Oralar, insanın bedenine değil, ruhuna teğet geçiyor.
Ben bulaşmıyorum ama aynılaşan kalabalıklarda, kalplerine intihar süsü vermiş insanlar görüyorum; bu da beni fazlasıyla rahatsız ediyor…

YENİ
Bu ay, yenilenen tasarımımızla karşıladık sizi. İçerik yine bildiğiniz gibi. Sayfaları çevirince, sizi bazı sürprizler bekliyor. İlki, bundan sonra her ay köşe yazıları ve röportajlarıyla gündemi sarsacak olan Kadir Çöpdemir. Bu ayki Yılmaz Vural röportajına özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Kadroya katılan ikinci isim, Hüseyin Özcan. Bir süre ara verdiği yazılarına, bu aydan sonra Esquire'da devam ediyor; kendinizle yüzleşmeye hazır olun. Burada adını anmazsam, kesin gönül koyar bana. Altay Öktem'de bir değişiklik yok; o her zaman olduğu gibi aramızda…

Sayfayı Gönder