Dijital dünyanın yeni kural koyanı

Her insanın hayatına mutlaka dokunacak ve modası hiç geçmeyecek... Facebook, dijitalleşen dünyada vitesi artırırken yeni bir rol üstleniyor. Artık oyunun kurallarını kendisi koyacak.

Yazı: Baran ALIŞKAN

İletişim alışkanlıklarımızı ve günlük rutinlerimizi değiştiren tüm gelişmeleri hızla kabul ediyor ve hayatımıza uyguluyoruz. Bugüne kadar değişimin ve gelişimin her alanda bu kadar hızlı olduğu bir çağı insanlık tarihi görmemişti… Bu değişimlere ayak uydurmak bizler için kısa da olsa vakit alırken bizden sonraki nesillerin bunu nefes almak kadar basit bulacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. İletişim alışkanlıkları demişken sokağa çıktığımızda selam vermekten adım atamadığımız günlerden telefon ekranlarına bağlı hayatlara nasıl geçiş yaptığımızı tartışmak için biraz geç kaldık.

Aslında bu meselenin tartışılmasından ziyade teknolojinin geniş olanaklarından faydalanmak şu an için yapabileceğimiz en mantıklı hareket olacaktır. Bugünlerde çevrenizdekilerle nasıl iletişim kurduğunuzu fark ettiniz mi? Muhtemelen anlık mesajlaşma uygulamaları işinizi fazlasıyla görüyordur. Kuzeninizin yeni işini kutlamak için 'beğen' butonuna basmak da yeterli gelmiştir, büyük ihtimalle. Peki ya eski dostunuzun doğum gününü halen takvime işaretliyor musunuz? Muhtemel cevabınızın 'hayır' olduğunu varsayarak ağır adımlarla Facebook'un sınırlarına doğru giriş yapıyoruz. O 'mavi'yi ilk gördüğümüzde küresel bir güce dönüşeceğini asla tahmin etmezdik! Harvard Üniversitesi'nde öğrencilerin karşılaştırıldığı 'Facemash' adlı siteyle başlayan bu serüvenin geldiği yeri Mark Zuckerberg dahil kimse öngörmemişti.

Zuckerberg yurt odasında üniversitenin veritabanına sızarak ele geçirdiği fotoğraflarla iki kişinin karşılaştırıldığı bir site kurmuş ve adı kulaktan kulağa yayılmıştı. Tabii, her şeyin bir bedeli var ki Mark da okul yönetiminin önünde ifade vermeye mecbur kalmıştı. Yakın dostu Eduardo Saverin'in yatırımıyla 2004 yılında hayata geçen Facebook (O zamanki ismiyle 'thefacebook') ilk önce Harvard Üniversitesi'ndeki öğrencileri birbirine bağlamış ve önlenemez cazibesiyle sırayla tüm üniversitelere yayılmıştı. Bu hikâyeye daha önce hiçbir yerde rastlamadıysanız sizi müsait bir zamanda 'The Social Network (Sosyal Ağ)' filmine göz atmaya davet ediyoruz. İlk döneminde profil fotoğrafı ve kişisel bilgilere yer veren bu sosyal ağ, her geçen gün yeniliklerle kullanıcılarının karşısına çıktı. Modası hiç geçmeyecek ve sosyal yapının çok önemli olduğu bir yer olarak tanımlanan site, kullanıcıları kendine çekmeyi başarmıştı.

Kullanıcılarla beraber gelen yatırımcılar da gelişimin önünü açan en önemli faktörlerden biri desek, herhalde kimsenin itirazı olmaz. Unutmadan, kullanıcılar henüz o dönemde 'Facebook Me!" kalıbını kullanarak arkadaş ekleme meselesini en basit hale getirmişti. Nasıl popülerleştiğini siz tahmin edin. Üzülmeyin, 'Face' kısaltmasını da sadece biz kullanıyoruz. Emekleme dönemini atlayarak direkt yürümeye başlayan Facebook'un günümüzde üstlendiği rol ise onu sosyal ağ statüsünden çıkarıyor. İnternet kullanımının artması ve dijitalleşme dalgasıyla birlikte artık dünyada söz sahibi ve sorumluluk bilincine sahip bir kuruluşa dönüştü. Dünya nüfusunun yedi buçuk milyar kadar olduğunu hatırlatarak Facebook'un kullanıcı sayısını tahmin etmenizi istesek ne dersiniz? Tamam, sizi hesap kitap işleriyle çok yormadan 2017 Haziran verilerine dayanarak iki milyar kullanıcıyı az da olsa geçtiğini duyuralım. Evet, biz de şaşkınız… Çünkü bu rakamlara göre Facebook eğer bir ülke olsaydı dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktı. Doğal olarak, kurucusu ve CEO'su olan Mark Zuckerberg de bu ülkenin pek tabii lideri sayılacaktı. Zuckerberg'in liderlik reflekslerine gelirsek, onu ilerleyen satırlarda zaten bulacaksınız...

Bugün baktığınızda, bu sosyal ağda profili olmayan ya da şimdiye kadar hiç kullanmamış olan kaç kişi gösterebiliriz ki? Ülkemizde faaliyet göstermeye başladığında gençlerin daha çok ilgi gösterdiği fakat şimdilerde herhangi bir yaş sınırlaması koyamayacağımız bir toplulukla karşı karşıyayız. Dijital dünyanın en büyük oluşumunun insanları birbirine bağlamak ve dünyanın iyiliği için çabalamak olduğunu birinci ağızdan öğreniyoruz. Her ne kadar düzenli aralıklarla ücretli olacak dedikoduları çıkmış olsa bile asla temel düzeyde ücret talep etmeyeceklerini çok önceden açıklamışlardı. En büyüğünden en küçüğüne kadar işletmelerin sayfalar oluşturduğu, doğal reklam alanına dönüşen hatta bireysel olarak bile reklam verebildiğimiz sitede, internet üzerinden yapabileceğimiz neredeyse her şeyi gerçekleştirmek mümkün. Facebook, sosyal bir topluluktan ziyade dev bir şirketler topluluğuna çoktan dönüştü. Bünyesine kazandırdığı Instagram ve Whatsapp'ı zaten düzenli aralıklarla kullanıyor ve bu topluluğun bir parçası olmaya devam ediyoruz. Birinden kaçsak diğerinden kaçmamız mümkün gözükmüyor. Fakat bizi ilgilendiren asıl mesele bu noktada başlıyor…

İNTERNETSIZ İNSAN KALMASIN

Mark Zuckerberg, dünyanın en güçlü ilk 10 ismi arasında gösterildiğinin farkında olarak Facebook'u yönetmeye devam ediyor. Şirket yapısını 'öncü olma' politikasıyla yönlendiren Zuckerberg'in Facebook'un sık kullanılan eticaret, sayfa, grup ve oyun gibi özelliklerine yakın zamanda canlı yayını da eklemişti. Günümüzde internet kullanıcısı olan herkesin dünyaya duyurmak istediği bir şeyler varken bunu tek bir mecrada canlı yayın gibi bir seçeneği de ekleyerek desteklemek gerçekten çok işimize yaradı. Ana akım medyada yer alamayan gruplar, kişiler ya da söyleyecek bir çift sözü olan herkes istediği kadar kişiye ulaşma şansına sahip. Bir nevi alternatif medya diyelim… Fakat daha önemli meselelere henüz gelmedik… Facebook'un hayali, dünyada internete ulaşamayan kişilere dokunmak.

Nasıl mı? 'Internet.org' adını verdikleri proje kapsamında drone aracılığıyla dünyanın internet sağlayıcısı olmak istiyor. Aquila isimli güneş enerjisi panelleriyle kaplı bu araçlar, dünyaya internet bağlantısı ışınlayacak bir filoya dönüşecek. Test uçuşlarını sürdüren araçlar hakkındaki haberler şimdilik iyi ve Facebook'un tüm hedefi 'internet. org' aracılığıyla dijitalleşmenin ve iletişimin önündeki engelleri yıkmak. Galiba gerçekten insanlığı birbirine bağlayacaklar! Facebook'u temel düzeyde kullananların sayısı bir hayli fazla olsa da oluşumun içinde her gün yeni bir uygulamayla karşılaşmadan edemiyoruz. Dünya milletlerini sınırları olmayan bir dijital ülkeye toplamışçasına ayrım gözetmeden (Pozitif ayrımı kenarda tutuyoruz.) herkesin iyiliği için çaba gösteriyor. Doğal afetler ve terör saldırıları sonrasında 'Güvendeyim.' butonu sayesinde insanların yakınlarından haber almasını kolaylaştırıyor ya da kan bağışı ihtiyaçlarında basit bir uygulamayla başvuru yapmanızı sağlıyor.

Başka bir örnek: Afrika, Latin Amerika ve Asya'nın bazı bölgelerine özel geliştirilen 'Free Basics' ile ücretsiz hizmetler (hava durumu, haberler gibi) vermekten de kaçınmıyor. Tüm bu uygulamaların arkasında yatan sebep de Zuckerberg'in dünyadaki tüm problemlerin artık küresel etkileri olduğu ve çözüm yolunun bir araya gelerek ortaya çıkacağı fikri. Facebook, sadece yeni fotoğraflar paylaşıp yorumlar yaptığımız bir yerden çok daha ileriye işte bu şekilde gidiyor. Sosyal ağlara kayıt olurken kimsenin kimseyi incitmeyeceğine dair imzalı bir kâğıt alınamadığından bu mecralarda istediğini yapabileceğini düşünen insanlar da yok değil tabii… Buna karşılık olarak zorbalığa karşı koyma konusunda kullanıcılara, ebeveynlere ve gençlere yardımcı olmak üzere önlem merkezi bile kurmuş durumda. Hatta destekleyenler arasında ülkemizden Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ve UNICEF de dahil olmak üzere uluslararası birçok kurum var.

Belki ilk bakışta düşünceli davranmalarından hoşlanmış olabilirsiniz… Fakat sosyal ağlar ve internet konusunda siber zorbalık olarak geçen bu baskı altına alma biçimi kötü sonuçlar doğurabiliyor. Anlayacağınız Facebook sadece ince düşünmemiş, tam da ihtiyacımız olan organizasyonu oluşturmuş. Bu sebeple oluşturulmuş çözüm merkezinin emniyet güçleri ile temasta olması da alkışı hak edecek cinsten.

Trump, bir türlü Facebook'u sevemedi. Kendisine karşı olduğunu düşündüğü kurumu her fırsatta eleştiren Trump'a, Zuckerberg: "Facebook taraf seçmez!" diyerek tarafsız, çokkültürlü bir topluluğa yöneticilik yaptığını bir kere daha kanıtlamış oldu.

FACEBOOK ÖYLE BIR ŞEY YAPTI KI, GÖZLERINIZE İNANAMAYACAKSINIZ (!)

"Facebook bildiğimiz gibi bir yer değilmiş." diye düşünenleri ve zaten tüm bunları bilenleri, şimdi biraz geleceğe götürmek istiyoruz. Daha neler mi olabilir? "Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi." sözlerini 1899'da söyleyen Charles Duell'e selam göndererek yeni gelişmelere doğru yelken açıyoruz. "Ünlü oyuncu öyle bir şey yaptı ki!" başlığını gördüğünüzde hemen tıkladınız… Haberde bahsi geçen ünlü oyuncunun sadece simit yediğini gördüğünüzde ne hissettiniz? Kandırıldığınızı düşündünüz, değil mi? O zaman sizi, 'clickbait' yani 'tık tuzağı' ile tanıştıralım. Gazeteciliğin topluma doğru bilgi verme kaygısını bir kenara bıraktığı bugünlerde bir 'tık' daha fazla almak için oluşturulan aldatıcı başlıklardan herkese gına geldiğinin farkındayız.

Facebook da bu durumdan sıkılmış olacak ki geliştirmekte olduğu yapay zekâ ile aldatıcı başlıkları filtreleyip bize tık tuzağı olduğunu söylemeyi planlıyor. Yetmiyor, şimdiye kadar yapılmış en iyi çeviri robotunu da geliştirmeye devam ediyor. Normal yöntemlerin, yani kelimeleri tek tek çevirmek yerine cümleyi genel olarak anlama yöntemiyle bunu başaracak gibi görünüyor. Canlı yayın, video ekleme, 360 derece fotoğraf ve videoların bulunduğu bu mecranın Hollywood ile görüşüp profesyonel yapımlar çekeceğini duyduğunuzda da bizim gibi heyecanlanacağınızı tahmin ediyoruz. Yeterince heyecanlandıysak başka bir evrene gitmeye hazır olun!

NEREDEYSE IŞINLANIYORUZ

Her geçen gün hayatımızda daha da kalıcı hale gelen Facebook, her sene düzenlediği F8 adlı konferansta 10 yıl içinde sanal gerçeklik alanında çığır açmayı hedeflediğini açıkladı. 'Facebook Spaces' adı verilen sanal gerçeklik platformu ise önceki paragrafta bahsettiğimiz 'başka evren' tanımının gözle görülür biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Bünyesine aktığı Oculus VR isimli şirketin Oculus Rift cihazı aracılığıyla üç boyutlu animasyon karakterlerimizle istediğimiz yere gidebileceğiz. Tam anlamıyla olmasa da ışınlanmayı bulduk diyebilir miyiz? Arkadaşlarımızla anlık olarak İzlanda'da buluşup Kuzey Işıkları'nı izlemeyi mümkün kıldığı ya da doğum günümüzü aynı masada kutlamayı sağlayacağı için Facebook Spaces'a teşekkürü bir borç biliriz.

Yakın gelecekte muhtemelen en çok kullanılan iletişim yöntemi olacağını tahmin ediyoruz… Sosyal çevremizle dijital bir alanda buluşma fikri hepimizi heyecanlandırmış olsa da küçük bir endişe yaratmaması işten bile değil. Neyse, tüm alışkanlıklarınızı unutun. Zuckerberg hayatımızı değiştirmeye karar verdi bir kere. Bilimkurgu filmlerini gerçeğe dönüştüren atılımının yanında ise bildiğimiz dünyanın sorunlarını göz ardı etmemiz mümkün değil tabii… Trump'ın küresel ısınmaya önlem almak için uzlaşılan Paris Anlaşması'ndan çekilme kararını birçok iş insanı gibi Facebook'un CEO'su Mark Zuckerberg de tepkiyle karşıladı. Trump'ın, geleceğimizi ve çocuklarımızı riske attığını söyleyerek hepimizi ilgilendiren bu tip olaylarda geç olmadan birlikte hareket etmemiz gerektiğini de belirtmişti.

Bu arada, Facebook'un tüm veri depolama merkezlerinde yüzde 100 yenilenebilir enerji ve çevre dostu binalar kullandığını belirtelim. Zuckerberg, dünyanın en kalabalık insan topluluğunun kullandığı sosyal platformun lideri olarak tüm görüşlere saygı duyuyor ve insanlığın sorunlarına da kayıtsız kalmayarak bir dünya lideriymiş gibi davranmaktan çekinmiyor. Hatta 2020 yılında ABD başkanlık seçiminde adaylığını koyması için kendisini ikna etmek amacıyla bir dernek bile kuruldu...

Papa'yı ziyareti sırasında Facebook'un yoksullukla mücadele etmesi ve kültürlerin buluşması için daha fazla ne yapılabilir sorularına cevap aradığını da hatırlatalım. Yoksa şirket yöneticiliğinden dünya liderliğine uzanan bir başarı hikâyesi mi izliyoruz? Trump ve Facebook'un arası bir dargın bir barışık şekilde gidedursun; seçim döneminde Rus kaynaklı operatörlerin verdiği reklamlar yüzünden Zuckerberg'in başı bir hayli ağrımıştı… Hükümetlerin diğer devletlerin seçimlerine müdahale etmemesi ve bu tip sansasyonel olayların Facebook üzerinden gelişmesi onu rahatsız etmiş olacak ki, dokuz adımlık reklamları şeffaflaştırma hareketini devreye sokmayı planladı. Ayrıca seçim döneminde, her adayın bir Facebook sayfasına sahip olması, hatta dijital kampanyalar için yüz milyonlarca dolar ödenmesinin kararsız seçmen üzerinde etki sağlamasına rağmen Trump, bir türlü Facebook'u sevemedi.

Kendisine karşı olduğunu düşündüğü kurumu her fırsatta eleştiren Trump'a, Zuckerberg: "Facebook taraf seçmez!" diyerek tarafsız, çokkültürlü bir topluluğa yöneticilik yaptığını bir kere daha kanıtlamış oldu. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek ve insanlığı birbirine bağlamayı hedefleyen Facebook'un, iletişim eylemini daha ne kadar değiştireceğini merakla bekliyoruz. İki milyar kullanıcısıyla birlikte her geçen gün geleceğimizi şekillendirdiğini de hesaba katarsak heyecanlanmamak elde değil. Unutmadan, dünyaya toz pembe gözlüklerle bakmamamız gerektiğini de belirtmekte fayda var. Facebook, Instagram ve Whatsapp gibi platformların hepsi tek bir şirkette –yine Facebook çatısı altında– toplandığını da hatırlatalım.

Dijital ayak izlerimiz ve tüm hareketlerimiz aynı veri merkezinde toplanıyor ve dijital karakterimiz depolanıyor. Şu an için dünyanın iyiliğini isteyen bir kurum olsa da gelecekte bu durum değişirse başımıza iş açmamasını ümit etmekten başka çaremiz yok! Son olarak, bu kadar büyük ve güçlü ağın tek kaynağının yine kullanıcılar yani bizler olduğunu unutmayalım. Sahi, en son ne zaman profilinizi güncellediniz? Beğeneniniz bol olsun!

BİZE ULAŞIN