Ayrışan Tavır

NU kreatif direktörü ve kurucusu Hünkan Tellioğlu ile markanın kimliği ve moda üzerine konuştuk.

Giriş Tarihi: 28.09.2020 11:25

Röportaj Pelin Hasçalık
Web Editörü Damla Yüce

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
İstanbul'da doğdum, beş çocuklu bir ailenin ve ozan bir babanın oğluyum. Kitaplar ve müzikle büyüdüm. Genç yaşlarda çalışma hayatına atıldım. Hep ne istediğini bilen biri oldum. NU'yu 2002 yılında kurdum. Sade ve mütevazı bir hayatım var. NU, evim ve ailem, hayatımın tamamı demek. Kendine ait ritüelleri olan ve bunlara çok bağlı bir adamım. Dingin ve huzurlu bir hayatın gücüne inanırım.

Markanın doğuş hikayesi nedir?
Nurçin Sebük benim Pir'im ve hayal ortağım. Bu sebeple, marka en yalın hali ile Nurçin'in baş harfleri. Alfabetik özelliklerinden çıkardığınızda, iki ayrı yöne bakan ama her şeyi içine alan iki imge göreceksiniz. Tam Nurçin'in kişilik özelliklerinin bir parçası aslında; ayrışan ama birleştirici, birçok duyguyu içinde barındıran bütüncül bir ifade.

Motivasyon kaynaklarınız neler?
NU ailesi, sonra kendim. Kendimle çarpışmayı ve o çarpışmadan çıkan sonuçları tüm hayatım için en önemli motivasyon kaynağı olarak gördüm hep. Bu duygu beni hep ileriye taşıdı.

Kişisel gardırobunuzda en çok nelere rastlarız?
Dolabıma bakarsanız, gözünüze her şey çok benzer veya aynı gelebilir. Oysa hepsinin ayrı bir özelliği var. Renk olarak sadece siyah ve beyaz giyerim. En sevdiğim diye bir kavramım yok; sevmediğim hiçbir parça orada değildir zaten. Ama ayrıcalıklı diye düşünürsem; kimonolarım, Japon pantolonlarım ve ipek paltom diyebilirim.

"İnsanlar Hızlı tüketİmden koşarak uzaklaşıyor. Gelecek daHa mİnİmal oluşum ve tasarımları Getİrecek."
Bizimle paylaşacağınız üç stil önerisi...
Ben giyileni değil, ifade ve tavrı belirleyici görürüm, asıl hikaye sensin. Bana çok kızacaklar belki ama moda o kadar da ciddiye alınacak bir şey değil. Çok pahalı ve ikonik bir ürün üstünüzde kayboluyorsa ortada çok güçlü bir tavır var demektir, kıymetli olan bu. Mesela benim için en özel ve güçlü renk bu sebeple siyah; karmaşayı ve statüyü ortadan kaldırır. En yalın şekliyle aldığını yansıtır, hatta kişiliğinle bir anda renklenebilir de. Kim olduğunuzu çok şeffaf gösterir.

Markanın hitap ettiği kitleyi nasıl tanımlarsınız?
Duruşuyla ayrışan, aykırı, güçlü bir stili olan kadın veya erkek. NU cinsiyetsiz bir marka aslında; klişe tanımlara pek sığmayan, kimi zaman maskülen kimi zaman feminen. Aynı ürünü siz veya başka biri giydiğinde farklı iki kimlik ve tavır görebilirsiniz, hatta bu sizde farklı ürünler olduğu algısını bile yaratabilir. Oysa ayrışan tavırdır, biz tam olarak o güçlü ve ayrışan tavrı temsil ediyoruz.



Çalışmayı en çok sevdiğiniz materyaller neler?
Yeni bir koleksiyon hazırlama süreci nasıl ilerliyor? Kendimizle ve birbirimizle çok kavga eden bir ekibiz. Tüm tasarımlarımızda kendimizle hiç bitmeyen bu kavgamızı görmeniz mümkün. Sınırları zorlamayı seviyoruz; aykırı ama bir o kadar dingin, minimal ama bir o kadar uçlarda... Fakat tüm bunlardan, o sınırları nereye kadar zorlayacağımızı da çok iyi biliyoruz, bu bizim en güçlü DNA özelliğimiz. Bir materyali çok sevmemiz ve üstüne hayaller kurabiliyor olmamız lazım, aksi takdirde NU çatısına girebilmesi zor. Koleksiyon hazırlama sürecinde bazen bir kumaş veya bir teknik yön verebiliyor her şeye. Genelde her koleksiyonun, onu en iyi yansıttığına inandığımız bir ana karakteri oluyor ve tüm akış onun etrafında şekilleniyor. Hepsinin tek ortak noktası ise üflediğimiz ruh.

Sürdürülebilirlik konusunda ne düşünüyorsunuz?
Ekibim bana bununla alakalı ilk sunum yaptığında şunu sorma ihtiyacı duyduğumu çok iyi hatırlıyorum; "Siz bunları zaten yapmıyor muydunuz?" Çok şaşırdılar ve ne demek istediğimi anlamadılar. Sürdürülebilirlik, kim olduğunuz, iş yapış biçiminiz ve hayallerinizin bir bütünü. Etik, saygılı, empati kuran, aldığı kararların etki ve tepkilerini ölçümleyen ama oluşabilecek tüm sonuçları öngörüp fayda zarar analizini baştan yapabilen bir düşünce stili. Dikkat edin, bu kavram gün geçtikçe artan farklı alanlardaki korkular sebebiyle hayatımızı kaplamaya başladı. Dünya, genel bir tükenmişlik sendromu yaşıyor, bundan kurtulabilmek adına da yeni kavram ve çözümler üretmeye çalışıyor.



Yeni sezon için nasıl bir hazırlık içerisindesiniz?
Açıkçası şu dönemde motivasyon en zorlu gerçeğimiz. Tüm dünya ile birlikte bizim sektörümüz de zorlu bir sınav veriyor. Son yıllarda değişimin en çok gözlendiği moda ve otomotiv sektörü, 5-10 sene içinde gerçekleşecek radikal uygulamalar için hazırlanıyordu. Pandemi bu iki sektörü beklemediği anda uçurumdan aşağı attı. Büyük markalar bile sancılı değişimler yaşıyor. En yakın örnek; sezonsuz koleksiyonlar konuşuluyor mesela. Oysa biz ilk günden beri ağırlıklı olarak bu kurguda yaratım yapan bir marka olduk. Koleksiyondan çok ürünün gücüne inandık. Şu en net gerçek; insanlar artık gerçekten ihtiyaç duydukları ve heyecanlandıkları şeyleri alacaklar. Hızlı tüketimden koşarak uzaklaşıyorlar, üstüne hikayeler yazılan statüler yıkılıyor. Gelecek daha minimal oluşum ve tasarımları getirecek. İnsanlar, tek tip ama farklı fonksiyonları da barındıran giyim şekline yönelecek. Biz de bu duyguyla bizi çok heyecanlandıran bir çalışmaya odaklandık, ne olacağını hep birlikte göreceğiz.

Enerjinizi neler yükseltir?
En başta koşulsuz huzur ve onu besleyen insanlar, sonra da keşfetme şansı yakaladığım, beni heyecanlandıran güçte herhangi bir şey. Yıllardır dövüş sporları ile ilgileniyorum; tek bir şeye odaklanıp kendimle konuşmayı durdurabildiğim tek yer burası.

Pandemi sürecinde nasıl bir kriz yönetimi uyguladınız?
Yaşadığımız günleri kriz olarak atfetmek hata olur. Hepimiz alışık olmadığımız bir şey yönetiyoruz ve gerçekte ne yönettiğimizi de bilmiyoruz. Her krizin bir başlangıcı ve sonu olur, bu doğrultuda stratejik kararlar alır, en az hasarlı son için kurgular oluşturursunuz. Bunların hiçbiri bu dönemde mümkün denklemler değil, bir bilinmezi yönetiyoruz. Ancak işin özü empati kurabilmekten ve şeffaf olmaktan geçiyor, en azından ben böyle yönetiyorum.

BİZE ULAŞIN