Ufuk Arkun'un seyahat temalı tasarım anlayışı

Seyahat temalı aksesuar ve giyim markası kadar kişisel stiliyle de hayranı olduğumuz centilmen tasarımcıyı New York’taki çalışma ortamında fotoğrafladık.

Giriş Tarihi: 23.07.2019 11:50 Güncelleme Tarihi: 23.07.2019 11:50

Röportaj Güneş Uysalefe
Fotoğraf Sinem Yazıcı

Size ilk bahsettiğimde Esquire'ın sizde ayrı bir yeri olduğunu söylemiştiniz; bu dergiyle olan mazinizden ve sizin için ne ifade ettiğinden bahseder misiniz?
Fashion Institute of Technology'de Erkek Giyim Tasarım ve Pazarlama bölümünden mezun oldum, dolayısıyla erkek moda dergileri ile olan ilişkim daha okul yıllarımda başlamıştı. Abone olduğum birkaç dergiden biriydi. Basılı medya, özellikle de moda dergileri, zannediyorum altın çağını yaşıyordu 90'lı yıllarda. Gündemi onlar belirliyor, geniş kitleler tarafından takip ediliyor ve tasarımcı olarak sesinizi duyurabilmeniz için en etkili mecra konumunda bulunuyorlardı.

İlk koleksiyonumu yaptığım 1993'ten itibaren hep yakın ilişki içinde oldum moda dergilerinin editörleri ile. Esquire listenin her zaman en başında bulunurdu. Moda dünyası o zamanlar daha ufaktı, New York'ta bile herkes birbirini tanır, aynı yerlerde sosyalleşir, dergi ekipleri yeni sezonun ipuçlarını bulabilmek ve yeni tasarımcıları keşfedebilmek için showroom'lar arasında, Garment District'te ve Downtown'da mekik dokurlardı. Esquire ekibi, yakın olmama rağmen işlerini son derece profesyonelce yapan, gerektiğinde negatif yorumları hiç çekinmeden yüzünüze vuran doğrucu arkadaşlardı. Editoryal sayfalarda tek bir parça kıyafetinizin görülmesi ve isminizin kredilendirilmesi çok değerliydi. Düşünebiliyor musunuz, internet yok, dolayısıyla şu anda bir tıkla kendinizi gösterebilme imkanı da yok. Defalarca Esquire'da kredi edilmiş olmamdan bugün bile ayrı bir haz duyarım.

Tıpkı kariyerinizi takip eden diğer Esquire'lar gibi biz de izinizi sürdük ve sizi New York'ta yakaladık. Aldığınız eğitimden imza attığınız başarılı projelere, bu şehrin sizde yeri ayrı olmalı. Bize bir tasarımcı olarak New York'un sizi nasıl beslediğini, burayı sizin için farklı kılan özelliklerini paylaşabilir misiniz?
Türkiye'den ayrıldıktan sonra ilk İtalya'ya gittim tasarım okumak için fakat yaklaşık üç yılın sonunda tasarımı New York'ta okumaya karar verdim ve böylece buraya taşındım. 1980'lerin sonu, 90'lar, şu anki durumla karşılaştırılamayacak kadar farklıydı. Kreatif insanlar için çok büyük bir öneme sahipti New York. Moda dünyasının tüm unsurları; tasarımcılar, medya, meslek örgütleri, sosyalleşilen mekanlar burada bulunuyor ve fiziki olarak şehirde bulunmadığınız takdirde işlerinizi göstermek için pek şansınız olamıyordu. Uzun yıllardan beri işimi burada yapıyor olmaktan dolayı kendimi çok şanslı hissettiğimi söylemeliyim. İşimin entelektüel birikimini taşıyan sayısız dostlar, meslektaşlar, profesyoneller oldu bu şehir sayesinde. Bu insanlarla iş yapmak, sohbet etmek size yeni ufuklar açar ve besler. Her ne kadar New York hâlâ çok önemli bir moda merkezi olsa da yeni iletişim imkanları insanları bu büyük merkezlerden özgürleştirdi, fiziki olarak pek de burada olmanız gerekmiyor artık. Yaptıklarınızı, fikirlerinizi en ücra bir köşeden bile duyurup paylaşabiliyorsunuz. Bu açıdan, diğer tüm bu tarz merkezler ve şehirler gibi New York da geçmişe nazaran daha az önemli.

New York'un sizin için önemi, soyadınızı taşıyan markanızda da yer almasıyla kendini göstermeye devam ediyor. Arkun New York'un arkasındaki hikaye nedir? Seyahat kültürüyle arasındaki etkileşimi nasıl açıklarsınız?
Arkun New York benim 1993'te sunduğum ilk markam ve 2001 yılına kadar ABD, Japonya, Çin ve Meksika'da satıldı. Pazara ilk sunulan çağdaş erkek koleksiyonlarından biriydi ve başarısındaki en önemli etkenlerden biri öncülerden olmasıydı. 1990'ların başları erkeklerin yeni yeni özgürleşmeye başladıkları yıllardı stil olarak. Kodları belli alanlar içinde gezinen bir giyim kültürü vardı. Arkun New York bu kodları ilk kıran koleksiyonlardan biri olması sebebiyle devrimci ve yenilikçiydi. Markayı tekrar bu ruhla nasıl sunabilirim diye düşünürken, senelerdir çok seyahat eden biri olarak bazı ihtiyaçlardan da hareketle, seyahat konseptinin içine oturtmaya karar verdim. Seneler içinde geliştirdiğim bazı ürünlerin hem kadınlar hem erkekler tarafından kullanılıyor olmasından hareketle, bunları tekrar sundum ve bu da cinsiyetsiz bir karakter kattı.

Bu ürünlerin, zamanımızdan çok önce tasarlanmalarına rağmen hâlâ aranıyor ve isteniyor olmalarından dolayı, zamansızlık da başka bir tat olarak eklendi. Trend artık çok hızla değişen ve insanları gereğinden fazla tüketime iten, kaliteden uzaklaştıran bir hal almıştı ve bunun benim yenilikçi konseptimde yeri olmamalıydı. Arkun New York, insanların seyahat ve günlük hayatını kolaylaştırıcı, zamansız, cinsiyetsiz, sezonsuz bir kıyafet ve aksesuar koleksiyonu olarak tanımlanabilir.

Özellikle çanta tasarımlarınız, gerek tote formdaki versiyonları, gerekse çizgi detaylarıyla Amerikan bir estetik yansıtıyorlar. Arkun New York'un çizgisi hakkında neler söylerdiniz?
Markanın New York'lu karakteri tüm detaylarda kolaylıkla görülebilir. Amerikalı değil, New York'lu diyorum çünkü bu şehir Amerikan birçok şeyi alıp kendince yorumlayarak sunar.

Tote Bag çok Amerikalıdır, moda tasarımı değildir, ihtiyaçtan doğmuş, ucuza mal edilmiş Amerikan sepeti ya da çuvalı diyebileceğiniz, hayatı kolaylaştırıcı bir eşyadır. Kimi zaman bir tamircinin tüm alet edevatını taşır, kimi zaman bir öğrencinin kitaplarını, bazen de üst sınıfa mensup zengin bir kadının en pahalı eşyalarını.

Çizgi detayları başka bir Amerikan detayıdır; askeriyeden gelir, daha sonra üniversitelere mal olmuştur, bağlı bulunduğunuz öğrenci grubunu gösterir. Bunun ikisini alıp, bir araya getirince koleksiyonun karakterini yansıtan en önemli parçalardan biri ortaya çıktı. Özü itibariyle Amerikalı, bitmiş ürün olarak bakılınca son derece New York'lu. Bunu diğer tüm ürünlerde de görmek mümkün; Amerikan ordu üniformalarının yorumlanıp, New York'lu bir şahsiyete büründürülmesi...

Ayrıca Fey markası için de tasarlıyorsunuz, değil mi? Bu yaz için hangi ilhamlardan yola çıkarak nasıl parçalar hazırladınız, öğrenebilir miyiz? Eşiniz Fatoş Yalın'la nasıl bir rol paylaşımınız oluyor söz konusu Fey olunca?
Fey için tasarlıyorum dersem eşime haksızlık etmiş olurum, elimden geldiğince, senelerden beri bu işi yapan biri olarak fikirlerimi söylüyorum. Benim koleksiyonumdan bazı parçalar satılıyor Fey'de. Bu kış sezonuyla birlikte daha geniş bir Arkun New York erkek köşesi olacak.

Instagram'dan gördüğüm kadarıyla eskizleri de suluboyayla yapıyorsunuz. Sosyal medyanın modaya yön verişi hakkında ne düşünüyorsunuz? Teknolojiyle aranız nasıldır? Üretmek için nasıl bir ortam ararsınız?
Ben kendimi bildim bileli çizerim ve resim yaparım, kendimi en kolay izah edebilme yetimdir. Bunun çok faydasını gördüm hayatın her alanında. Zaten tasarım yapıyorsanız ve kendinizi bu şekilde izah edemiyorsanız işiniz bayağı zor, hatta imkansız hale gelir. Kafanızda canlandırdığınız bir objeyi izah ederek sözcüklerle anlatıp, üzerinde tartışarak, birilerinin konuyla ilgili fikirlerini aldığınızı ve müşteriye prezantasyon yaptığınızı düşünebiliyor musunuz?

Görsel iletişim tasarımcıların, mimarların, mühendislerin olmazsa olmazıdır.

Ben üzerinde çalıştığım koleksiyonları görsel hale getirirken, çizimler ve suluboya skeçler kullanırım. Süreç içinde, duvarıma asarak her gün gördüğüm bu renkler, siluetler, desenler evrime uğrarlar. Eksikler giderilir, fazlalıklar çıkarılır. Mükemmel bir koleksiyon çıkarabilmeniz için en gerekli süreçtir bu.

Teknoloji olmaksızın da bahsettiğim işleri yapabilirsiniz fakat teknoloji sayesinde her şey çok daha hızlı yapılabilir, paylaşılabilir hale geldi. Maksimum düzeyde teknoloji kullanmaya çalışıyorum. Şunu belirtmek isterim ki, teknoloji işleri kolaylaştırmadı, süreçleri kolaylaştırdı. Tasarım günümüzde her zamankinden daha zor ve komplike hale geldi.

Tekstil ve lüks sektörü bazen doğa üzerindeki etkileri, bazen de orijinallik konusunda çokça eleştiriliyor. Sizin moda endüstrisine yaklaşımınızda kariyeriniz süresince nasıl bir evrilme oldu?
Moda insanlar için vardır ve dikkat ederseniz günlük hayatta en fazla insanlarla etkileşim halindeki sektördür çünkü bu sektörün can damarı bu iletişimdir. Bu yüzdendir ki, üzerine her zaman çok konuşulmuş ve eleştirilmiştir. Bunu günümüzde daha çok yapılıyor diye algılamamak lazım kanımca. Doğa dünyadaki en önemli konu şu anda ve bu güncelliğinden ötürü insanlar aşırı tüketimi sorgulamaya başladılar. Bunun neticesinde artık modanın doğa üzerindeki yıkıcı etkisi konuşuluyor ama unutmamak lazım; diğer her türlü üretim ve tüketim faaliyetleri de sorgulanıyor.

Tasarımları kadar stiliyle de takip ettiklerimiz arasındasınız; belki de kravat takan, her daim ceket giyen son erkeklerden olarak bize gardırobunuz ve siluetinizin günümüzde aldığı şekle nasıl kavuştuğundan bahseder misiniz?
Çok teşekkürler bu iltifatınız için. Stil, üzerinde çalışılarak oluşturulabilecek bir şey değil. Hayatta yaşadıklarınız, bulunduğunuz çevreler, tecrübeleriniz bir şekilde sizin stilinizi oluşturuyor. Ayrıca kıyafetten ziyade vücut dili çok daha önemli diye düşünüyorum. Hayatı ciddiye alıyorum ve mümkün olduğunca, erede olduğum önemli olmaksızın, insanlara saygı göstermeye, çevremi rahatsız etmemeye özen gösteriyorum. Ceket benim için her zaman çok önemli olmuştur, yazın en sıcak gününde dahi sokağa ceketsiz çıkmam, nedeni ise kendimi rahat hissetmemem. Ceketi çok ciddiye alarak da giymem, bence bu yüzden ceketlerimle yakınlığım. Kravat hayatıma son yirmi senedir girdi, çok seviyorum, aynen ceket gibi kravatı da ciddiye almıyorum. Çok hızlı giyinirim, hiçbir şekilde neyi ne ile giyeyim diye kafa patlatmam.

Özellikle erkek modasında yeteneğini takdir ettiğiniz hangi isimler var; belki eskiden beri, belki de sevdiklerinize yeni eklenen?
Roberto Menichetti erkek giyimi modernize eden en yetenekli tasarımcılardan biri bence. 1990'lı yıllarda Jil Sander için yaptığı erkek koleksiyonları hâlâ hatırımdadır. Ermenegildo Zegna'nın tasarımcısı Alessandro Sartori'nin yaptığı çağdaş siluetleri de beğeniyorum.

Bir New York ekolü olan Paul Stuart'ı klasik giyinenler için tavsiye ederim; daha çağdaş yeni koleksiyonu Phineas Cole'u takip etmelerini öneririm.

Yarı zamanlı İstanbullu olan Edoardo Ristori de kişiye özel kıyafet konusunda çok beğendiğim bir tasarımcı. Aslen Torino'lu ve kıyafetlerinde bunu oldukça güçlü bir şekilde hissettiriyor; İtalya'nın o bölgesi son derece sofistike detaylar barındırır.

Şu sıralar yaratıcı dünyanıza yeni eklenen kimler ve neler var? Hangi kitap, film, dizi veya sanatçı dikkatinizi çekmiş durumda?
Son üç, dört senedir geçmişte bu topraklarda yaşamış insanlar ve kültürlerle ilgili çok kitap okuyorum ve herkese bu konuda özellikle Aras Yayınları'nın kitaplarını tavsiye ederim. Türkiye'de televizyon seyretmiyorum, New York'ta kablolu ya da uydu antenli servisim yok, son 30 küsur senedir PBS kanalını seyrederim. BBC'nin eski ve yeni dizilerini oradan bayılarak izliyorum. Gelmiş geçmiş en sevdiğim BBC dizisi, Keeping Up Appearances'dır. Sanatçı olarak şu aralar Willem de Kooning'e tekrar takılmış durumdayım, en sevdiğim ilk beş ressamdan biridir. Kendisiyle ilgili geçmişte çok bilgi edinmiş olsam da şimdilerde daha derinine inmek istiyorum.

Yaz mevsiminden sonra yeni sezon için nasıl bir hazırlık içindesiniz? Bize plan, proje ve hayallerinizden bahseder misiniz?
Kadın koleksiyonunu Ağustos ortası New York'taki showroom'da göstermeye başlayacağız. Eylül itibariyle Fey'de Arkun New York erkek koleksiyonu satılmaya başlanacak, bu beni çok heyecanlandırıyor açıkçası. Eylül sonu da online satışa başlayacağız, çok enteresan olacak diye düşünüyorum.

BİZE ULAŞIN