de nano-devrim

Son yıllarda giyim mağazalarında en çok duyduğumuz tanımlar: Su geçirmez, leke tutmaz ve inanılmaz derecede hafif. Peki, ürünler raflara gelene kadar arka planda gerçekleşen işlemler hakkında bilginiz var mı?

Yazı Kaan Sancar

Açıkça söylemeliyim; daha önce olsa 'giyimde kullanımı' konulu bir yazıya Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi ve insanoğlunun temel ihtiyaçlarından bahsederek başlardım. Fakat geçtiğimiz günlerde yaptığım 'kapsamlı' alışveriş, kafamdaki dogmalarla birlikte yazımın gidişatını da oldukça etkiledi.

Kasım ayının ilk günleriydi. Havaların soğumaya başladığı, trençkotların yerini yavaş yavaş paltolara bıraktığı bir cumartesi günüydü. Ben de kışa hazırlanmak için, her birey gibi beni sıcak tutacak, konforlu ve şık bir palto arayışına girdim. Kulaklığımı takıp en yakın alışveriş merkezine doğru yola koyulduğumda alacağım palto gözümün önünde şekillenmişti bile. Hemen alıp çıkacaktım. Tabii, işler pek yolunda gitmedi ve girişteki dedektörden geçmemin ardından kendimi saatler süren bir alışveriş maratonun içerisinde buldum.

Bana göre kış aylarında kullanılacak bir giysi, hele hele bu bir paltoysa, kalın yapıda olmalıydı. Fakat vitrinlerde bu özelliğe ve aradığım diğer kriterlere (şık görünümlü, koyu tonlarda, sade) sahip neredeyse hiçbir bir ürün yoktu. Çok sayıda mağaza dolaşmama rağmen aradığımı bir türlü bulamıyordum. İşin garibi, denediğim bazı ürünlerin yapıları oldukça ince olmasına rağmen hiçbiri kış aylarında beni yarı yolda bırakacak gibi de durmuyordu; içlerinde kendimi sıcak hissediyordum. Alışverişim saatler sürdü ve sayısız palto denedim. Bu süreçte tabii ki birçok mağaza görevlisi tarafından da takip edildim. Sonunda pes edip yardım almaya karar verdiğimde ise ağzımdan şu soru döküldü: "Nasıl oluyor da ince bir giysi bu kadar sıcak tutabiliyor?" Aldığım cevap oldukça kısa ve netti: Nanoteknoloji.


Hugo Boss'un devrik yaka kabanı nanoteknolojinin su geçirmezlik özelliğini öne çıkarıyor. Kış aylarında gerekli olan kuruluk ve sıcaklık hissiyatını ince bir yapıda sağlayan ürün, yüzde 61 polyester ve yüzde 39 pamuk karışımından üretilmiş.

Metrenin milyarda biri olan nanometrik düzlemde gerçekleştirilen işlemler sonucunda maddenin özelliklerinin değiştirilmesi olarak adlandırılan nanoteknolojiyle tanışma hikâyem böyleydi. Araştırdığımda leke tutmayan halı, koltuk kumaşı, yağmurluk gibi birçok üründe kullanıldığını fark ettiğim bu teknolojiyle ilgili daha sonra karşıma çıkanlarsa en az teknolojinin kendisi kadar heyecan vericiydi.

Yunanca 'cüce' anlamına gelen 'nano' sözcüğünden türetilen nanoteknoloji hakkında öncelikle değinilmesi gereken unsur, teknolojinin aslında yeni ortaya çıkan bir teknoloji olmaktan oldukça uzak olduğu. Her ne kadar sadece birkaç yıl önce yaygınlaşmaya başlamış olsa da moleküler boyutta maddelerin bir araya getirilerek bütünün istenilen özellikleri kazanmasını sağlayan tekniğin ilk defa 1989 yılında başarılı bir şekilde uygulandığını belirtmeliyiz.

Dönemin kısıtlı imkânlarından dolayı tam potansiyelini gösteremese de bilim adamlarına yol gösterici bir nitelik taşıyan bu girişimin ardından tekniğin; aradan geçen yıllar, gelişen mikroskoplar ve yapılan yeni girişimlerle çeşitli sektörlerde kullanılabilir bir hal aldığını ve çoğu sektörde devrim niteliğinde yeniliklerin yaşanmasının önünü açtığını söyleyebiliriz.


Banana Republic ütü gerektirmeyen gömleklerinde nanoteknolojinin kırışma önleme özelliğini kullanıyor. Ütü masasını bir kenara kaldırmamızı sağlayan ürünler sayesinde koşuşturmayla geçen bir günün ardından bile şık görüntü korunabiliyor.

Ortaya çıkışından bu yana elektronik, medikal, kozmetik ve mekanik sektörlerinde daha küçük boyutta daha güçlü bilgisayar işlemcileri, yaranın daha hızlı iyileşmesine olanak tanıyan yarabantları, yaşlanma karşıtı kremler ve kendi kendisini temizleyen boyalar gibi birçok yeniliğin ortaya çıkmasını sağlayan nanoteknolojinin en fazla etkilediği alanlardan biri de kuşkusuz sektörü.

Son yıllarda ortaya çıkan leke tutmaz, su geçirmez, kırışmaz, alev almayan, koku önleyici, ısı dengeleyici, hafif olmasına rağmen dayanıklı ve sıcak tutan giysilerin her birinin bir nanoteknoloji ürünü olduğunu düşündüğümüzde tekniğin giysilerimizin yapılarını oldukça değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Teknik, bunun yanında aynı özelliklere sahip halı, koltuk kumaşı, perde gibi ev tekstili ürünlerinin üretiminde de kullanılıyor. Peki, iyi hoş da bu teknik tekstil ürünlerine tam olarak nasıl uygulanıyor?

'Atomik düzlemde mühendislik' olarak da tanımlanan nanoteknolojinin tekstil ürünlerine uygulanması kumaşların moleküler yapılarının değiştirilmesi temeline dayanıyor. Laboratuvar ortamında ve mikroskop altında gerçekleşen işlemlerde nano boyuttaki belirli elementler kumaş liflerine ekleniyor ve sonuç olarak kumaşlara bütünde istenen belirli özellikler kazandırılıyor. Örnek verirsek, kumaş liflerine eklenen belirli ölçüdeki karbon atomları giysilerin daha dayanıklı, daha ince ve daha hafif olmasına imkân tanıyorken eklenen titanyumdioksit giysilere su geçirmezlik; kil alev almazlık, gümüş atomları ise antibakteriyellik özelliği kazandırıyor.


Lee'nin leke tutmayan pantolonları ise küçük kazaların büyük sonuçlara yol açmasının önüne geçiyor. Nanoteknolojinin madde itici özelliğini kullanan ürünler, herhangi bir maddenin yüzeyde iz bırakmamasını sağlıyor. Ürünler pamuktan üretiliyor.

Yapılan birleştirme işlemlerinin ardından da ürünler yeni ortaya çıkan özellikleri sayesinde suyu itiyor, yanmıyor veya darbelere ve yırtılmaya karşı dayanıklı oluyor. İşlemlerin nanometrik bir ortamda gerçekleştirilmesinin nedeniyse maddelerin bu boyutta daha farklı ve daha yoğun kimyasal özellikler göstermesi.

Şimdi laboratuvarlardan çıkıp günlük hayata dönelim ve tekniğin tekstil sektöründe hangi alanlarda kullanıldığına kısaca değinelim. Daha önce de bahsettiğimiz gibi nanoteknoloji, öncelikle günlük hayatta kullandığımız kıyafetlerin su geçirmez, leke tutmaz, terleme önleyici ve ütü gerektirmez yapıda olmasında rol oynuyor. Halihazırda, günlük, klasik ve spor giyim malzemeleri üreten pek çok tekstil firması tarafından kullanılan teknik, bunun yanında, askeri, medikal ve laboratuvar kıyafetlerinin de bazı gerekli özellikleri göstermesi konusunda kullanılıyor. Bu, askeri kıyafetlerde zorlu şartlarda kullanıma uygun, hafif, kurşun geçirmez, alev almaz ve su geçirmez özellikler olarak kendisini gösterirken teknik, ameliyathane kıyafetlerinin antibakteriyelliğini, laboratuvar kıyafetlerinin de yanmaz yapıda olmasını sağlıyor.

Tüm bunlar nanoteknolojinin tekstildeki mevcut kullanım alanlarını oluşturuyor. Tekniğin tekstil sektörüne ve kullanıcılara sağladığı yararları ise daha az maliyetle daha fazla ürün elde etme olanağı, üretim sürecinin kısalmasıyla zamandan tasarruf, yıpranma ve lekelenmenin önüne geçerek giysilerin daha uzun süreli kullanma imkânı vermesi, atık üretimini azaltan çevre dostu bir üretim olması olarak sıralayabiliriz. Bunlara ek olarak, nanoteknoloji şu anda ürün bazında üretim konusunda oldukça masraflı görünse de bize gelecekte yaygınlaşarak daha dayanıklı ürünleri daha uygun fiyata elde etme olanağı sunacağını da söyleyebiliriz.

Son olarak, yeni bir 'Sanayi Devrimi' yaratacağı düşünülen tekniğin gelecekte önünü açacağı yeniliklere baktığımızda ise çok daha heyecan verici gelişmeler görüyoruz. Tekniğin 2025 yılı sonrasında; renk ve doku değiştirebilen akıllı elbiseler, güneş enerjisini depolayıp bunu elektrik enerjisine dönüştürebilen kıyafetler, vücut sıcaklığı, kalp ritmi ve kan basıncını hissederek herhangi bir olumsuz durumda gerekli mecralara haber gönderebilen giysiler gibi hisseden, enerji üreten ve komut gönderebilen ürünlerin üretimine imkân tanıyacağı öngörülüyor. Ne dersiniz, gelecekteki kıyafetlerimiz yaşantımızı bu denli etkileyebilir mi?

BİZE ULAŞIN