Sporun 'özel' isimleri: Alper Dalkılıç

Alper Dalkılıç, ultra maraton, dağcılık ve bisiklet sporları ile üniversite yıllarında tanışmış. Bir gün spor salonunda koştuğunu gören hocası Ziya Suvar birlikte koşmayı teklif ederek deyim yerindeyse Dalkılıç’ı hayatının macerasına sürüklemiş. Dalkılıç sonrasında, öğretim görevlileri Tayfun Çarlı ve Tuncer Topsaç sayesinde ultra maraton koşmaya başlamış. Şimdi sırada ‘Ultra Trail du Mont Blanc’ var.

Giriş Tarihi: 25.09.2018 11:01 Güncelleme Tarihi: 11.03.2019 10:15

Röportaj Seda KARAN
Fotoğraf Şeref YILMAZ

Ardından dağcılık ile tanışan Dalkılıç, Uludağ'daki ilk kamptan sonra yurtiçi ve yurtdışında birçok yerde outdoor sporlar yapmış. "Kampüste her anımız spor doluydu. Dağcılık ile tanıştım, bize göz kırpan Uludağ'da ilk kamp ile başladı her şey; yurt içi ve yurtdışı tırmanışlar, mezuniyet sonrasında da devam etti. Koşu, dağcılık ve bisiklet sporlarının hepsi de doğa tutkusu ile başladı. Yeni yerler keşfetmek, yeni kültürler, yeni insanlar ve gidilen yerlerdeki anılar. Hepsi de hayatıma renk kattı. Koşmasaydım, göremez ve yaşayamazdım." diyerek koşmaya ve doğa sporlarına olan tutkusunu anlatan Dalkılıç bu sporlar sayesinde birçok özelliğini de geliştirmiş. "Maratonlar; doğru zamanda doğru adımı atmayı, gerektiğinde durmayı bilmeyi, gerekirse ara vermeyi, dağcılık; paylaşmayı ve sabırlı olmayı, koşu; hızlıca keşfetmeyi ve yeni yerlere gitmek için motive olmayı öğretti. Yıllar önce yaptığımız bisiklet turu sayesinde Suriye ve Ürdün'ü pedallayarak yaşadık savaş öncesinde. Bisiklet de dayanıklılığımı artırdı. Hepsinin yanında spor sayesinde çok güzel dostluklar kurdum, iyi insanlar biriktirdim, hatta hayat arkadaşımı buldum. Eşim Elena Polyakova ile yarış organizasyonunda tanıştım, antrenmanları beraber yapıyor, yarışlara katılıyoruz. 'Dünyayı Koşan Çift' olarak yaşadıklarımızı sunumlarda paylaşıyoruz."

Dünya çapında birçok yerde koşan Dalkılıç'ın elbette başına enteresan olaylar da gelmiş. Ushuaia'dan hareket eden gemimizin iki gün boyunca çetin ve dalgaların boyunun 2-3 katlı apartman kadar olduğu zorlu Drake Geçidi'nden geçerken nasıl koşacağımızı çok düşünmüş ve o iki gün boyunca gemide verilen yemeklere kaşık sallayamamıştık. Sonrasında her şeyde olduğu gibi uyum sağlıyor insanoğlu. Karaya çıkınca gördüğümüz penguenler ise yeni maceranın habercisiydi. 2014'te katıldığım 100 mil mesafeli 'nda ikinci gece uykusuzlukla beraber halüsinasyonlar başladı. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyordum; kendimle konuşmaya başlamıştım ve içimdeki diğer Alper ile tanışmıştım o gece." diyerek başına gelen ilginç olayları anlatan Dalkılıç en trajik olayı da Avustralya projesinde yaşamış. "Projem kapsamında 10 günde 520km koştum, 2013 yılında. Yarışın ortalarında trafiğin aktığı bir noktadan ilerlerken trafiğin ters akışı ve artan yorgunluk ile yarışta geriye koşmuş, kaybolduğum hissine kapılmış ancak benden 1.5 saat gerideki sporcuyla yüz yüze gelince bir nebze olsun rahatlamıştım. Diğer sporcunun daha mutlu olduğu kesin."

Hayat bu; her an mutlu ve sakin bir yaşamımız olamıyor maalesef. Zaman zaman tökezlediğimiz, hatta düştüğümüz anlar da oluyor. Alper Dalkılıç her ne kadar uzun koşsa da bazen o da durma ihtiyacı hissedebiliyor. "Hayat gibi yarışlarda da bazen duraklamak, durmak istiyor insan. gibi tamamen durduğum yarışlar da oldu, bir tanesinde telefonla moral bularak devam ettim. Bir diğerinde yarışı terk etmiştim. Üstelik 250km uzunluğundaki ilk çöl maratonumda dört gün boyunca sıcak ve zeminle mücadele ederek iyi ilerlemiş, sonraki gün 80km uzunluğundaki etabı yarısında aşırı sıcaktan dolayı bırakmıştım. Bırakma anı da zordu ama sonrası daha da zordu. Yarıştan terk olarak kamp alanından ayrılırken kendi kamerama şu sözleri söylüyordum: "Bir sonraki sene tekrar burada olacağım." Ne olursa olsun motive olmak ve ne kadar istekli olduğunuzu çevrenizdekilerin bilmesi büyük bir avantaj. Ailemden, sevdiklerimden ve dostlarımdan aldığım ses kayıtları zor durumlarda, özellikle çöllerde bir sonraki adımı atmamı sağladı. Yaşadığım andan başka bir yere beni taşıyan ses kayıtları sadece 100gr ağırlığındaki bir aygıtla her zaman benimle."

Koşmak Dalkılıç'ın neredeyse hayatının tamamını kaplıyor. Dalkılıç başarıyı elbette disiplinle ve fedakârlıklarla sağlıyor. Antrenmanların her yıl daha da artmasıyla özel hayatına sınırlar koymak, eşiyle dostuyla eskisi kadar görüşememek en dertli olduğu konular. Ancak ulaşılan hedef sonrasında başarılarını ailesi ve yakınlarıyla kutlamak en büyük motivasyonu. Bu arada Dalkılıç'a göre, ultra maratonların sanılanın aksine fiziksel yeterlilik değil zihinsel yeterlilik ve güç istiyor: "Ultra maratonlar sanılanın aksine fiziksel yeterlilikten çok zihinsel yeterlik ve güçte olanların başarıyla bitiş çizgisini geçtiği ya da koşmayı kotardığı etkinliklerdir. Yüzde 90 fiziksel, yüzde 10 zihinsel değil, neredeyse yüzde 10 fiziksel, yüzde 90 zihinsel faaliyetler olan ultra maratonlar her daim sürprizler içerir. Ne zaman ne olacağını bilemez halde kalakalır ya da kendinizi tanıyamayacak derecede yüksek performansta olabilirsiniz. Artan mesafelerde zihin oyunlar oynar, düşünceler çamaşır makinesi sıkma aşaması (santrifüj) gibi harekete geçer. Sizi daha da geri çekmeye, ayağınıza taş gibi ağır gelmeye başlar. Bazen müzik, bazen de antrenmanlı olmak sizi açığa çıkarır ve koşuya devam edersiniz. Her daim değişen psikoloji yanında hava ve yol koşulları da tuz biber olur, tutku bu aşamada kurtarıcınız olur."

Düzenli antrenman yaptığı günlük hayatta birçok etkinlikten uzak durması gerektiğini belirten Dalkılıç, en çok uyku düzenine dikkat ediyor, televizyonsuz yaşıyor, filmleri özellikle sinemada izliyor, sigara içenlerden uzak duruyor, içilen ortamlarda bulunmuyor ve en çok da doğa ve hayvan sevgisi olmayan insanlardan kaçıyor. Beslenme ve antrenman konusunda oldukça titiz. Ancak üniversite öncesinde şimdiki haliyle uzaktan yakına alakası yokmuş. "Üniversite öncesinde ailemle yaşarken kilolu ve annemin zoruyla ekran başından zorla kalkıp dışarı çıkan bir delikanlıydım. Üniversite yaşamı ile rüzgâr farklı yönden esmeye başladı ve hareket kabiliyetim arttı. Hedef yarış belirleyip özel antrenmanlar uygular, ara yarışlara katılarak kendimi sınarım. Beslenmeme dikkat etmeye çabalıyorum, yarış öncesi ve sonrası beslenme rejimim farklı olabiliyor. Yarış esnasındakilerden ise hiç bahsetmeyeyim, yüksek kaloriye ihtiyacımız oluyor."

Kurumsal yaşamdan sonra spor, hayatının tamamını kaplamaya başlamış. Kendi kurduğu 'Kaçkar Ultra Maratonu' ile yurt içi ve yurtdışında koşu kampları yapmaya devam ediyor. Geçen şubat ayından beri eşiyle birlikte Montrail Koşu Grubu'nun koçluğunu yapıyor. "Her ay iki koşu ile İstanbul'da birbirinden güzel patikalarda hem koşuyor hem de sunumlar ile yarışlarda yaşadığımız deneyimleri paylaşıyoruz. Bu seneki hedefimiz Columbia'nın ana sponsoru olduğu ultra maraton olimpiyatları olarak geçen, organizasyonun zirvesi kabul edilen Ultra Trail du Mont Blanc (UTMB) Yarışı'nda tekrar 100 mil (170 km) koşmak. Tüm senemiz bu uğurda en iyi sonucu elde etmek için geçiyor. Columbia Türkiye'ye hem bu yarışta bize destek verdiği için hem de Montrail ayakkabıları ile bizleri tanıştırma cesareti için çok teşekkür ederim."

BİZE ULAŞIN