Hız ustası CEO'lar I: Richard Mille / Richard Mille markasının CEO'su

CEO'lar günlerini ofiste geçirir. Bu yöneticiler ise onlardan değil.

YAZI MAX OLESKER
FOTOĞRAF DAVID VINTINER
DERLEME ÖZGE DİNÇ

Ultra lüks, ultra pahalı, adımları önceden kestirilemeyen saat markası Richard Mille'e adını veren CEO'yla röportaj yapmak kolay değil. Ne de olsa özel jetiyle ofi sinden çıkıp Mille markasının, kurulduğu 2002'den beri sponsor olduğu klasik otomobil yarışı Le Mans Classic'e uçan birinden bahsediyoruz. Varlığını her yerde hissetmek mümkün: Richard Mille logosu, bu yarışta parkurdan otomobillere her yere işlenmiş; her adımda onun radikal, kadransız, iskelet saatleri görülebiliyor.

Yalnızca Richard Mille'in kendisi ortada görünmüyor. Dahası, 'plan', 'yapılacak işler zaman çizelgesi' gibi burjuva alışkanlıklarından da hiç hazzetmiyor. Kendiliğinden gelişen olayları ve anı yaşamayı tercih ediyor. Bu sebeple ben de mecburen Le Mans'ta kavurucu bir güneşin altında, yarış meraklılarından oluşan büyük bir kalabalıkta onun izini sürüyorum.

Bir ara yanımdan geçiyor, yanında kalabalık bir grup var. Gülümsüyor ve bu akşamki yarışta yarışacağı 1971 Matra 660-01'in yanından geçerek gözden kayboluyor. Dakikalar sonra birden yanında ABD'li meşhur rapçi Pharrell Williams ve yarışçı Yohan Blake ile ortaya çıkıyor. İki isim de Richard Mille markasının elçileri. (Blake, tıpkı Rafael Nadal ve golf oyuncusu Bubba Watson gibi, yarışırken markanın saatini takıyor.) Williams ve Blake, çocukların vintage yarış kıyafetleri ve minik replika otomobillerle yer aldığı Little Big Mans alanını ziyaret ediyor. Mille yine ortadan kayboluyor, 30 dakika sonra ise 'Richard Mille Salonu'nda ortaya çıkıyor. Burası yarış pistine tepeden bakan; yüksek topuklular ve tulum giymiş, 1.80cm boylarında narin hosteslerin bulunduğu, üst düzey konukseverliğin sergilendiği bir yer. Mille de orada. Yarış vakti epey yaklaşmış.

Sonra ormanın içinden gelen Amerikan ciplerindeki misafi rlere yol gösteriliyor. Akşam yemeği Golf Kulübü'nde yenecek. Burada bir caz grubu ve sınırsız yemek-içki var. Katılımcıların bir kısmının kolunda Richard Mille saatleri parlıyor. (Mille, saatleri çok az sayıda üreterek daha da arzu nesnesi kılıyor. Örneğin RM 056 Tourbillon Chronograph Sapphire Felipe Massa, yalnızca on adet üretilmişti.)

Richard Mille yeniden görünüyor; kulüp restoranında göz alıcı dar kotuyla konuşmaya hazırlanıyor. Bronzlaşmış, fazlasıyla enerjik ve tam anlamıyla yıkılmaz bir Galyalı: Yanından geçtiği herkesi selamlıyor, espriler yapıyor, arkadaşlarını öpüyor, müşterilerini sıcak bir şekilde selamlıyor ve âdeta hayatı ciddiye almayı reddediyor. Bunu otomobillere tutkusunun nereden geldiğini sorduğumda verdiği cevaptan da anlayabilirsiniz. "Neden otomobillere ilgi duymayayım ki?" diyor Mille omuz silkerek. "Hiçbir şey, otomobillerden daha iyi değildir."

Hiçbir şey mi? Yani otomobilleri saatlere de mi tercih eder? Göz kırpıyor. "Şişşşt! Bunu kimseye anlatmamalısın. Ayrıca benim saatlerim de otomobil tutkumdan doğmuştur."



Bunda doğruluk payı var. Mille'in saatçilikteki çığır açan ilerleyişi, saatlerinin sıra dışı mekanizmalara verdiği önemle doğru orantılıydı. Markanın reklamlarını hatırlayın, şöyle diyordu: "Bileğe takılan bir yarış makinesi." Richard Mille bilinenin aksine aşırı lükse karşı olduğunu iddia ediyor ve göz alıcı modellerindeki taşların ve süslemelerin (RM 19-01'deki elmas kaplı örümcek motifi ya da RM 26-02'deki göz) fonksiyonel olduğunu söylüyor. Yarış araçlarından bahsederken bile yarışlara duyduğu aşkı anlıyorsunuz: "Favori aracım, McLaren M23 F1. İstediğim ve henüz sahip olmadığım araç ise 1969 üretimi Ferrari 312 B. Gelmiş geçmiş en güzel tasarım, bir sanat eseri."

Markanın sonraki adımı ne olacak? "Sonraki adımda birçok proje var," diyor Mille. "Örneğin McLaren'la 10 yıllık bir anlaşma yaptık. Böyle bir evlilikten de birçok sevimli çocuk doğacaktır." Yırtıcı gülümsemesi yeniden ortaya çıkıyor. Ya hayattaki amacı? "Sevdiğim işi yapıyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum. Şanslıyım; hayatımı sevdiğim işi yaparak kazanıyorum. Bu, büyük bir lüks, hatta belki de şımarıklık."

Yarış vakti geldi de geçiyor. Mille ise yarışların çoktan başlamış olmasını dert etmiyor. Akşam yemeğinde çok eğleniyor. Yarışçılar dönüyor ve eğlenmek isteyenlerle birlikte Richard Mille Salonu, ihtişamlı bir dans pistine dönüşüyor. Hostesler tulumlarıyla dans pistinde. Onlara ilk katılan kim olacak? Yanılmadınız; Richard Mille. O yaptığı işi seviyor, insanlar ise onun yaptığı işleri.

BİZE ULAŞIN