Esquire
 

Tarih yazan boks salonu GLEASON'S GYM

Bazıları fakirlikten, bazıları sokakta yediği dayaklardan, bazıları hapishanede rahat hayat yaşamak için ilgi duydu boksa. Kimileri küçümsedi, spor olarak kabul etmekte zorlandı. Ama bir şey var ki; tarihin en çok konuşulan sporcuları boksörlerden çıktı. O konuşulanlardan çoğunu da Gleason's Gym yetiştirdi...

Peter Robert Gagliardi... Adını Bobby Gleason olarak değiştirdiğinde, bu ismin 70 yıllık bir süreçte boks dünyasının en önemli markalarından biri olacağını bilemezdi elbet. İşte bu bilinmezlikle açtı kapılarını Gleason's Gym. 1937 yılıydı ve ABD, yedi yıl önce yaşanan ekonomik krizin etkilerini üzerinden yeni yeni atıyordu. Bobby Gleason, salonun aylık kirasını ödemekte bile zorlanıyordu. Salonda çalışmak isteyenlerden aylık olarak istenen iki dolarlık ücret yüksek bulunuyordu. Bu çetin günleri zor da olsa atlattı Gleason's Gym. 1940'lı yıllarda yıldızı parlamaya ve boks dünyasının en bilinen markalarından bir olmaya başladı. Rakibi sayılabilecek iki salon, Stillman's Gym ve Old Garden ekonomik sebeplerden kapanmıştı. Piyasada tek kalan Gleason's Gym'in yükselişi, rakiplerinin piyasadan çekilmesiyle daha da hızlandı. En büyük avantajı, Avrupa'dan ABD'ye gelen göçmenlerin ilk ayak bastığı noktada, yani New York'ta bulunmasıydı. Boks tutkunları, eski bir kömür deposunu andıran bu iki katlı binaya girdiklerinde, bambaşka bir dünyaya adım atıyordu. Bobby'nin üyelerine sunduğu imkânlar; dört kum torbası, altı tane hız torbası, duvarlara boydan boya kaplanmış aynalar, iki adet duş ve bir tuvaletten ibaretti. Su ikinci kata kadar çıkamadığı için sporcular birinci katta duş alıyor, soyunma odasının bulunduğu ikinci kata çıkmak için diğer sporcuların çalıştığı alandan geçmek zorunda kalıyordu.

KOŞULLAR ELVERİŞSİZ, RUH TAMDI!
Duş alıp üst kata çıkmak zorunda kalan sporcuları merdivende şu yazı karşılıyordu: "Bugünkü çalışmada neyi yapman gerekiyorsa, eksiksiz yaptığından emin misin?". Gleason's en nihayetinde kâr elde etmek için kurulmuş bir müesseseydi; ama Bobby'nin sportmen ruhu çoğu zaman ağır basıyordu ve yetenekli ama parasız sporcuların da çalışmasına fırsat veriliyordu. Bobby iyi giyinmeyi seven, salonunda çalışan sporcularla teker teker ilgilenen bir adamdı. Orta yaşın verdiği ağırlık, yüzünden okunabiliyordu. Ne zaman salonun asma katından salonda çalışan sporcuları izlemeye başlasa salondakiler kendilerine çeki düzen verirdi. Balkona her çıktığında aynı cümleyi tekrarlardı: "Sigara içmeyin, yerlere tükürmeyin!"

SALONUN POPÜLARİTESİ ARTIYOR
Salonda yetişen boksörler başarılar kazanmaya başladıkça, çalışmak için Gleason's Gym'e başvuranların sayısı artıyordu. Öğleden sonraları, çalışacak yer bulmak imkânsız hâle gelmişti. Boş olan her alanda ip atlayan, gölgesiyle hız yarıştıran boksörler görmek mümkündü. Patty Colovito, Freddie Brown, Chickie Ferrera ve Charlie Galeta salonda hocalık yapan isimlerdi. Şöhretleri salonun sınırlarını çoktan aşmıştı. Bu hocaların elinde yetişen Jake (The Bronx Bull), Mike Belloise, Phil Terranova gibi isimler sıkletlerinde dünya şampiyonlukları kazanmıştı. 1950'li yılların başında, salonun popülaritesi iyice artmıştı. Her sezon yeni bir şampiyon yetiştirmeye başlayan Gleason's Gym, gelen sporcuları kapıdan çevirmek durumunda kalıyordu. Ringde çalışmak için sırada bekleyenlerin görüntüsü, Gleason's Gym için kanıksanan bir şey olmuştu. 1960 yılına kadar, salonda çalışmış sporculardan tam yedi tane dünya şampiyonu çıkmıştı.

MUHAMMED ALİ DE SALONDA
Gleason's Gym'i dünya gündemine oturtan gelişme, Muhammed Ali'nin (solonda çalışmaya başladığında ismi henüz Cassius Clay'di) Sony Liston ile yapacağı unvan maçına bu salonda çalışması oldu. 25 Şubat 1964'de çalışmaya başlayan efsane boksör, spor tarihinin en büyük sürprizlerinden birine imza atarak dönemin en şöhretli boksörü olan Liston'u sekizinci rauntta nakavt etmişti. Müsabakadan sonraki günlerde, salon gazetecilerin akınına uğramış ve ünlü boksörün tarihe mal olmuş fotoğraflarının çoğu bu sırada çekilmişti. Bu kadar küçük bir salonun dünya şampiyonları çıkarması kolay anlaşılabilir bir durum değildi. Salonda çalışanlar işin sırrını çok iyi biliyordu; Bobby her çalışanı kendi evladı gibi görüyor, her derdiyle bizzat ilgileniyordu...

Yazı: Okan Can Yantır Fotoğraflar: WPN / www.seskimphoto.com

Sayfayı Gönder