 |
"Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal'dan çok daha çağdaş bir lider."
Sadece bir televizyon yıldızı olarak görülse de hayata ilişkin çok sağlam fikirleri var. Okuyan, yazan, merak eden, abartıdan uzak yaşamaya gayret eden bir adamın hayata ilişkin fikirlerini okuyacaksınız...
Sene 1998. Üniversiteye yeni yeni ısındığım yıllar. Öyle isteyerek girmişim ki okuduğum bölüme; Siyaset Bilimi okumak ve bu alanda ilerlemek en büyük hedefim. Disiplin, özveri, çalışma... Hangisini isterseniz mevcut. Yalnız, oldum olası beni sıkan kurallar bütünü yine karşıma çıkıyor. O yılın en önemli dersi, sabahın en erken saatine konuluyor. Derse her katılmayışınız sebebiyle beş puan yitirdiğiniz bir "istibdat" rejimi. Tırnak içinde verdiğim kelime, benimle aynı tedrisattan geçmiş arkadaşlarım için çok şey ifade ediyor; hocanın ismini vermekten daha büyük şifre. Detayı bize kalsın. Ben inatla o dersin ilk bir saatlik bölümüne giremiyorum, girmiyorum. Çünkü yolda olmam, radyo dinlemem gerekiyor. Ayarladığım frekansın öbür ucunda Kadir Çöpdemir'in "Candan Cana" programı var. Her dinlediğim gün için beş puan kaybederek noktalıyorum o seneyi. Bir dahaki yıl ancak verebiliyorum o dersi. Bunu niye mi anlattım?
Sene 2001. Medya dünyasına yeni girmişim. Adresim, şu anda da olduğu gibi, Esquire. Bu sayfalarda sizlerle buluşmamızın üzerinden henüz bir sene geçmemiş. Bir şekilde, hayranı olduğum Kadir Çöpdemir ile tanışma fırsatı buluyorum. Radyodan dinleyip "Şimdi orada ne eğleniyorlardır..." dediğim stüdyoya davet edilmem, tanışma günümüze rastlıyor; koca bir adım. İki saatlik yayın boyunca gözümü kırpmadan izliyorum.
Sene 2007. Altı senelik dönemde çok fazla zaman geçiriyoruz. Kadir Çöpdemir, Kadir Abi oluyor. Arada mezun oluyorum ve mezuniyet törenimde beni yalnız bırakmıyor. Seneler geçtikçe popülaritesi artıyor. Diziler, sinema filmleri ve televizyon şovları ardı ardına geliyor. Ben Esquire'daki kariyerime devam ediyorum ama çok dikkatli takip ediyorum neler yaptığını. Ve bu sayıda kendisiyle röportaj yapma fikri ortaya atılınca ihaleyi üzerime alıyorum. Aslında soracağım çok fazla şey yok; çoğunun cevabını zaten biliyorum. Ama ben sizin adınıza muhabbet etmeye gidiyorum. Bu yüzden soru sormak gibi bir niyetim yok. Aşağıdaki satırlarda bol çaylı, kahveli, börekli ve mantılı bir muhabbetin, tarafımdan aktarılan hâlini okuyacaksınız. Konuşulanları resmÃ'Â'Ã'®leştirmek için kayıt cihazının düğmesine basıyorum. Saat: 14.15
Kadir Çöpdemir'in ekip ruhuna sonsuz inancı var. Etrafındaki en güvendiği adamlar, bir zamanlar dinleyicisi olan kitleden. Çoğu insana pek profesyonel gelmese de en önemli konularını bu işin profesyonelleriyle değil, günlük hayattan ama çok güvendiği insanlarla paylaşıyor. Kendine göre şöyle açıklıyor mevzuyu: "Ben ekipçi adamım. Çeteci değilim ama ekipçiyim. Birbiriyle sinerji yaratabilen insanların oluşturduğu ekiplere hayatım boyunca inandım. Benim ekip anlayışım biat etmeyi gerektirir. Eğer bir insanın liderliğine inanıyorsan o adama biat edeceksin. Biat etmek yetmez, sebat edeceksin. Biatın ve sebatın olduğu her yerde başarı kendiliğinden gelir. Bu yüzden benimle beraber yürüyen insanlar uzun dönemde hep kazanmıştır. Bunu maddi olarak da alabilirsin manevi olarak da. Ben beraber yürüdüğüm insanlara her anlamda kazandırmayı seven bir adamım. Ünlü bir menkıbe vardır. İki derviş karşılaşır. Biri diğerine hayat görüşünü sorar ve şu cevabı alır: 'Ben buldukça şükrederim, bulamayınca sabrederim.' Bu cevabı duyan derviş, 'Senin sokaktaki köpekten bir farkın yok; o da aynısını yapar.' diye karşılık verir ve kendisinin hayat görüşü sorulunca şunu söyler: 'Ben bulamasam da şükrederim; ama bulursam pay ederim.' İşte benim hayat görüşüm pay etmek üzerine. Yaratılan her şeyi pay etmekten bahsediyorum; iktidar ve kazanç bunların en başında gelir."
Ekip ruhuna inandığındandır ki kendi ekibinden insanlarla zaman geçirmeyi çok seviyor. Öyle ekran şöhretlerinden alışık olduğunuz kadar renkli bir sosyal hayatı yok. Hatta normal bir vatandaştan ayrılabilecek kadar bile renkli değil hayatı. Kendi zevkleri, kendi beğenileri olan birisi Kadir Çöpdemir. İlk tanıdığımda da aynı hisleri uyandırmıştı bende; hangi köftecide yemek yenmesi gerektiğine karar verirken bile aynı şekilde düşünebiliyorduk. Yıllar geçti, şöhreti katlandı; ama o hâlâ aynı şekilde yaşıyor. "Medyatik bir iş yapıyoruz, popüleriz. Hani ünlü insanlar beraber takılır, gezer tozar; benim hiç öyle bir hayatım yok. Bir kere benim medyadan çok az dostum var. Hayatımdaki önemli dostlarım bu sektörün içinde değil zaten. Onların sayısı da üçü beşi geçmez. Ama bilirim ki ben o dostlarıma; işimi, paramı, yarın bir gün evlendiğimde karımı emanet edebilirim. Bilirim ki onlardan hiçbir zarar gelmez. Bu şekilde kendimi çok korunaklı hissediyorum. Bu alana en ufak bir sızma olduğu zaman da çok ciddi ruhsal sıkışmalar yaşıyorum." YAZI: OKAN CAN YANTIR / FOTOĞRAFLAR: ULUÇ ÖZCÜ
|
 |