 |
Bana bir masal anlat baba...
Bu seneki "Babalar Günü" dosyamız, hafızalara kazınan anıları canlandıran, arada bir aralanan perdeleri ardına kadar açtıran bir derinliğe sahip. Bu defa, babanıza nasıl bir hediye alabileceğinizle ilgili bir kılavuz hazırlamadık. Varlığını, sadece kalplerde sürdüren babalara bir armağan hazırlamak istedik. Ve babaları vefat etmiş ünlülere sorduk: Babanız yaşasaydı ona ne söylerdiniz? Kimi yarım kalan şeyleri tamamladı kimi ona nasıl layık olduğunu söyledi; ama hepsinin ortak duygusu özlemdi. Babalarına, "Babalar Günü" hediyelerini en içten cümleleriyle bu sayfalarda verdiler...
Böyle hassas bir konuda, ricamızı kırmayıp bu güzel satırları kaleme alan herkese teşekkürlerimizle...
Emrah Karaca (Cem Karaca) "Sürekli, tekrar tekrar senin geldiğini görüyorum rüyalarımda ve konuşuyoruz... Ben hep hesap soruyorum, 'Neden bırakıp gittin, neden böyle, neden şöyle, nasıl diye?..' Ama gerçekten gelsen, herhâlde konuşmadan sadece özlemle, hasretle ve daha önce hiç sarılmadığım gibi sarılır öperdim seni; sözcüklere, cümlelere gerek duymadan... Seni seviyorum baba ve her şeye rağmen teşekkür ederim sana; bana bu kadar güzel bir isim bıraktığın için... 'Her şeye rağmen' diyorum; çünkü kaybettiğimiz o kadar çok sene var ki! Sonradan pişmanlık duyulan ve geri dönülmesi imkânsız olan keşkelerle dolu cümleler, istemesek de hayatımızın kimi zaman en uzun kimi zaman en kısa cümleleri oluyor maalesef; ama hayatımızda hep oluyor. Olmaması dileğiyle... Keşke hayatta olsaydın, keşke seni ne kadar çok sevdiğimi söyleyebilseydim, keşke... Bir de nasıl şarkı söylediğimi sormak istiyorum sana, beğenip beğenmediğini merak ediyorum; umarım beğeniyorsundur, umarım benimle gurur duyuyorsundur."
Mehmet Aslan (Fahrettin Aslan) "Baba seni çok seviyorum ve çok özlüyorum. İlkelerinden taviz vermedim, senin yolunda yürüyorum!"
Teoman (Hasan Basri Yakupoğlu) "Bir çocuk iki yaşındayken babası ölmüşse, onunla ilgili anıları varlığıyla değil, yokluğuyla ilgili oluyor. Yine de iki tane anı parçacığı kalmış bende. Birinde, ben gece yarısı uyanmışım, sen koşup kucağına alıyorsun beni; diğerindeyse, salonda hazırlanmış bir yatakta bitkin yatıyor ve sürekli öksürüyorsun. İkişer saniyelik iki hatıra... Anı niyetine kalan birkaç kitap var yine de. Ve bir de; almaya başladığın Meydan Larousse fasikülleri. Büyüyünce çok işime yarayacağını söylemişsin anneme. Senden sonra biz biriktirdik, 12 cilt oldular. Evde bıraktığın hüzün, senin nasıl biri olduğunu sormaktan alıkoyduğu için beni, ben de onları okudum ilkokula başlar başlamaz. Bergman'ın "Yedinci Mühür"ü, Goethe'nin "Faust"u, senin yüzünden yedi yaşımda girdiler hayatıma. Anladığımı sanmıyorum o yaşta; ama amaç seni tanımaktı nasılsa. Bir de resimlerine baktım hep. Şimdi benim boylarımda -aynı boydaymışız zaten- esmer, zayıf, güleç, zarif bir adam. Evde senden bahsedildiği ve ağlanıldığı zamanlarda içeriye kaçtıysam da bir kulağım orada oldu hep. Onları da kattım tasvirine. Mavi gömlekleri sevdiğini, günde iki kere tıraş olduğunu, inatçılığını, zekiliğini ve nasıl tüm ailenin göz bebeği olduğunu öğrendim yan odadan. Ve ölümüne yakın, bana ayakkabı almak için mağazaya girdiğinde yürüyecek gücün olmadığından, nasıl bir koltuğa çöküp tezgâhtarlardan tüm çocuk ayakkabılarını ona getirmelerini rica edişini... Adımı koyarken de zorlanmışsın. Türk Dil Kurumuna gidip günlerce isim aramışsın bana. Hatta adım önce Alper'miş, nüfus cüzdanımı çıkarttıktan sonra Teoman ismini çok beğenip değiştirmişsin ismimi. Adımı çok sevişim ondan. Büyüyünce öğrendim bazı detayları da. Azıcık kalan paranızla halam yemek almaya çalışırken, 'N'olur sigara alalım' deyişini, yatılı okuldan çıktığın cumartesi günleri gezmek yerine yeğenini alıp Cerrahpaşa'da yatan Yahya Kemal Beyatlı'yı ziyaret edişini, Âşık Veysel'le tanışmak için Giresun'dan Sivas'a gidişini, sonradan öğrendim. Aynı sana çekmişim, böylece anladım. Ama çok kızdım sana ve tanrıya küçükken. 'Niye ben?' diye sordum ona. Sana da kendine dikkat etmediğin için kızdım. Şimdi, senden yaşlıyım. Öldüğün yaşı çoktan geçtim. Sana ve ona kırgınlığım da çoktan geçti zaten. Annem geçenlerde, sakladığı bir yerden benim büyüyüşümü kaydetmek için aldığın 8 mm kamerayı verdi bana. Yepyeni. İçinde kullanılmamış ham filmler bile var. 38 yıldır öylece beklemişler. Ölüyor olduğun için vaktin olmamış kullanmaya. Bir şey daha söylemek isterim. Seni tanıyan herkesin, geçen onca yıla karşın adını söylerken sesleri titriyor ve gözlerinde hep bir sevgi ve buğu var. Azıcık zamanda herkesin kalbine girmiş ve çıkmamışsın. Ölerek beni çok üzdün; ama böyle bir adam olduğun için hep gurur duydum seninle. Beni tanısan, sen de gurur duyardın, eminim. Varlığınla ve yokluğunla beni var ettiğin için teşekkürler. Nur içinde yat..."
Işık Öğütçü (Orhan Kemal) "23 Mayıs 1958 tarihinde bir ankete verdiğin cevabı okuduğumda çok duygulandım. Şayet hatırlarsan, soru şuydu: 'İstikbaliniz hakkında en çok neyi bilmek istersiniz?' Yanıtın ise şöyle olmuş: 'Roman ve hikâyelerimden, hiç olmazsa bir kaçının yarına kalıp kalmayacağını bilmek güzel olurdu.' Eserlerinin hepsi, anketten 50 yıl sonra da ilk yayımlandığı günün heyecanı ve arzusuyla tekrar tekrar yayımlanmakta; senin çok sevdiğin, başkalarının 'ayaklar' dediği halkın, seni okumakta ve unutmamakta. Hatta yurt dışında, pek çok ülkede kitapların yayımlanmakta ve yayımlanmaya devam etmekte. Yani, geleceğin için umut içinde olabilirsin... Bu güzel ülkemizin yarınları içinse, kitabında yazdığın cümleni sana söylemek istiyorum: 'Kara gün kararıp gitmez...'"
YAZI: ESRA COŞKUN ÖZDEK
|
 |