 |
Brezilyalı varsa beri gelsin!
O, Fenerbahçe'deki Brezilyalıların tercümanı, sırdaşı ve dostu; kısaca onların her şeyi. Futbolu biraz yakından takip eden herkes onu tanır; en azından maç sonrası teknik direktör Zico'nun yanında bir kez de olsa görmüştür. Samet Güzel, yaklaşık iki yıldır bu kulüpte tercümanlık yapıyor. Güzel'le geçenlerde buluştuk ve inanılmaz keyifli bir sohbet gerçekleştirdik...
Daha 22 yaşında. Lise son sınıftayken gittiği Brezilya'dan ileri düzey Portekizcesiyle dönmüş; hem de sadece bir sene orada yaşayarak. Onu ilk gördüğümde, Zico'nun tercümanından ziyade teknik yardımcısı olduğunu zannetmiştim. Maç esnasında yedek kulübesinden fırlayışı ve heyecanla futbolculara bir şeyler söylemesi çok ilgimi çekmişti. Maç sonrası röportajlardaki sempatik tavırları, söylenenleri hiç takılmadan tercüme etmesi ve düzgün Türkçesiyle ön plana çıkan Samet Güzel, Esquire dergisi adına kendisiyle görüşmek istediğimi söyleyince "Aa süper, biz neredeyse takım olarak derginizi takip ediyoruz." dedi. Gittik, gördük ve de konuştuk. Göründüğü gibi samimi ve sempatik bir çocuk Samet Güzel. Samet, Türkçeyi çok iyi konuşan bir Brezilyalı gibisin. Takım içinde de çok seviliyorsun. Tercümanlıktan bir adım ötesi mi seninki? Bu, işinize nasıl baktığınızla alakalı bir şey aslında. Sonuçta ben de senelerdir futbolu ve takımların tercümanlığını yapan kişileri takip ediyorum. Bunu bilinçli bir şekilde yapmayan; ama en azından gözlemleyen bir insanım. Mesela öyle tercümanlar vardır ki, bu tercümana da tercüman gerek, derler. Ben bundan biraz sıyrılmak istedim. Tercüme ettiğim konuşmaları insanların anlaması gerekir; gerek hareketlerimle gerekse kullandığım kelimelerle. Ayrıca Türkçeyi de doğru kullanmam lazım; çünkü dinleyenlere ve izleyenlere karşı sorumluluğum var. İşimi titizlikle yaptığım ve Portekizceyi de çok iyi konuşabildiğim için bahsettiğin şekilde algılanabilirim. Tercüme yaparken her şeyi açıklamama gibi bir durumun var mı? Demek istediğim, kulüp sana bu konuda belirli bir sınır koydu mu? Benim her şeyi çevirme zorunluluğum var; yani yorumculuk gibi bir misyonum yok. Görevim, birbirlerinin ne söylediklerini anlamayan kişilerin arasında dil açısından bir köprü kurmak; yani hocamızın veya takımdaki Brezilyalılarımızın söylediklerini Türklerin anlamasını sağlamak. Tereddüt ediyor musun peki? Mesela futbolcu geliyor; "Şunu hocaya aktarır mısın?" diyor. Ama sen söyleyip söylememekte kararsız kalıyorsun. Oluyor mu böyle şeyler? Tereddüt etmek değil de benim her şeyi açıkça anlamam lazım onu aktarmam için. Bu yüzden, bir futbolcu gelip bir şey tercüme etmemi istediğinde önce söylediklerini iyi anlamaya çalışırım. Benim orada konuşmaları süzgeçten geçirip "Hayır, ben bunu tercüme etmeyeceğim" demek gibi bir lüksüm yok. Çok ahlak dışı bir şey olursa ki bugüne kadar hiç başıma gelmedi, onu da o andaki ortama göre karar veririm. Bir sene Brezilya'da kaldın. Bu kadar zaman yeterli oldu mu Portekizceye hâkim olman için? Bir dili öğrenme aşamaları vardır. Öncelikle, dili konuşulduğu yerde öğrenmek büyük avantajdır. Benim de Portekizceyi öğrenmem açısından en yararlı şeylerden biri bu oldu. Dili öğrenme aşamalarının ilk başlarında konuşulanları anlarsınız ama karşılık veremezsiniz. Daha sonra kelime öğrenmeye başlarsınız. Öğrendiğiniz kelimeleri birleştirip cümleler kurmaya başladığınızda da derdinizi anlatma aşamasına geçersiniz. Ben beş-altı aylık süre zarfında yavaş yavaş insanlarla sohbet edebilme kıvamına gelmiştim. Geriye kalan bir bu kadar zamanda da Portekizcemi iyice geliştirdim. Fakat Türkiye'ye döndüğümde şu andaki kadar Portekizce konuşamıyordum. Buraya döndükten sonra da çeşitli kitaplar okuyarak, Brezilya'daki arkadaşlarımla irtibatı kesmeyerek ve oradan gelen arkadaşlarımla pratik yaparak bu seviyeye geldim. Fenerbahçe kulübüyle nasıl irtibata geçtin? Onlar mı seni buldu yoksa sen mi başvuruda bulundun? Üniversiteye devam ederken bir gün Fenerbahçe TV'nin yayın yönetmeni İhsan Topaloğlu'na e-posta attım. Genç bir Fenerbahçeli olduğumu, Portekizce bildiğimi, Brezilya'da bir sene kaldığımı ve kulüp için yapabileceğim bir şey olursa gurur duyacağımı söyledim. Daha sonra İhsan Topaloğlu beni Fenerbahçe TV'ye çağırdı. Kendisi bana "Samet, bizim sana verebileceğimizden çok senin bize verebileceklerin olabilir." dedi. "Bizimle hiçbir zaman irtibatı koparma." diye de ekledi. Bana kulübü ve TV'sini tanımak için bir süre yanlarına gelip gitmemi önerdi. İleride, sahip olduğum özelliklerden faydalanabileceklerini ima etti. O zamanlar tercümanlık görevini Ali yürütüyordu. Benim de hiçbir zaman büyük beklentilerim olmadı açıkçası. Bir buçuk sene boyunca gittim geldim. Daha sonra bana Malatyaspor'dan bir teklif geldi. Malatyaspor'un iki tane Brezilyalısı vardı. Yaklaşık üç dört ay boyunca onlara tercümanlık yapıp döndüm. Döndükten bir süre sonra da eski tercümanımız Ali askere gitti. Ve tercüman ihtiyacı doğdu. O arada da benim Fenerbahçe ailesi içinde bulunuyor olmamdan dolayı benim ismim ortaya atılmış. Gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra, benim çalışabilecek vasıflara sahip olduğum; yöneticilerimiz, idari menajerimiz Volkan Ballı, o sezonki hocamız Daum ve başkanımız Aziz Yıldırım tarafından onaylandıktan sonra ben de çalışmaya başladım. Yaptığın iş, sadece iyi Portekizce bilmeni gerektirmiyor. Futbolun temel felsefelerinden öte oyundan da biraz anlamanı gerektiriyor. Yanılıyor muyum? Kesinlikle! Bu açıdan Malatyaspor'da geçirdiğim üç-dört ayın bana çok faydası oldu. Zaten her zaman futbolun içerisindeydim. Lise çağında ufak tefek kulüplerde oynadım; yani futbolu belirli bir seviyede oynayabilirim. Futbolla ilintili olarak bir tercümanlık yapıyorsanız, felsefesini ve terimlerini bilmek zorundasınız. Aynı zamanda medyanın karşısında hangi cümlelerin sarf edilip edilemeyeceğini de iyi kavramanız gerekiyor. Çünkü tercümanın milyonlarca kişi önünde kullanacağı bir kelime, olay olabileceği gibi ortalığı sütliman da edebilir. Bu noktada benim de üzerimde çok büyük bir sorumluluk var.
|
 |