 |
"Ben iktidar olsaydım, ordu bana gıkını çıkaramazdı!"
Altı yıllık suskunluğunu Esquire için bozan Besim Tibuk, eskiden olduğu gibi yine çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kendisiyle bir saati aşan sohbetimiz sırasında, işadamı-siyasetçi ilişkilerinden tutun da memleket meselelerine kadar her şeyi konuştuk.
"Hayalperest". 1994'te Liberal Demokrat Partiyi kurup parti programını açıkladığında, rakipleri ve bazı yazarlar kendisi hakkında böyle buyurmuştu. Belki de haklıydılar; Türkiye gibi fazlasıyla devletçi bir ülke için, liberal söylemler oldukça uçuk algılanıyordu. Düşünsenize, bir adam çıkıyor ve devletin neredeyse tüm resmÂkuruluşlarını özelleştirmekten bahsediyor. Elbette, ilk elden insan bir an olsun afallıyor, kafası karışıyordu; ama kimse de bu adam gerçekten neden bahsediyor diye söylemlerini derinlemesine araştırmıyordu. Kaldı ki oldukça da tiye alınıyordu. O, olumsuz eleştirilere aldırmadan siyasetini yapmaya devam etti. Bugüne kadar söylenmemiş olan her şeyi söylemek istiyordu. Açıkçası, siyasete yeni bir soluk getirmek arzusundaydı; ona göre, yolun öbür tarafını görmeyi engelleyen duvarlar bir bir yıkılmalıydı. Kapitalizm, serbest piyasa ekonomisi gibi halka öcü gibi gösterilen her şey sorgulanmalı ve gerekirse Batı'nın gelişmesine katkı sağlayan politikalar model olarak alınmalıydı. Rakipleri gibi büyük bütçesi olmadığından çağrıldığı her platforma itinayla gitti. Partisinin nosyonunu hafızalara kazıtmak için akılda kalıcı, dikkat çeken reklamlar hazırlattı. Memleket meselelerinin en çok çekiştirildiği yerlerden biri olan kahvehanelere gidip halka neler yapabileceğini anlatmaya çalıştı. TV'deki tüm tartışma programlarının gediklisiydi; fakat ne zaman TV'ye çıksa asabi bir portre çiziyordu. Çünkü var olan düzenin değişmesine dair söylediklerinin desteklenmemesine, anlaşılmamasına dayanamıyordu. Oysa rakiplerinin aksine, seçmene somut öneriler sundu; göz önünde duran, denenmiş ve başarılı olmuş politikalar vadetti. Besim Tibuk, Türkiye'nin ilk ve tek liberal partisini kurarak zaten herkesi şaşırtmıştı ve bundan dolayı da siyasette yapılmayanı yapmak istemesi gayet normaldi... Tibuk, 99'daki seçimlere işte bu minvaldeki bir ortamda girdi. İnançlıydı, halkın son 30 yıldır değişmeyen oy reflekslerinin bu sefer değişeceğini umuyordu. Geçmişte iktidar olan partiler, seçim sürecindeki vaatlerinin yarısını bile gerçekleştirememişti. Seçmenin yeni bir arayış içinde olmasına güvendi; anketlere, TV programlarındaki analizlere itibar etmedi. Olmadı, demokrasinin en sert duvarına çarpıp % 10'luk oy barajını geçemedi. Sonra bir daha denedi. 2002'deki seçimin sonucunda en azından meclise girebilmeyi umuyordu fakat yine olmadı; çok düşük bir oy alarak seçimleri kaybetti. Liberal görüş, ikinci kez yenilgiye uğramıştı. Bu, aynı zamanda Besim Tibuk'un da kendi içinde yenilişiydi. Büyük ve hantal bir devletin, üzerine aldığı görevleri yerine getiremeyeceği felsefesi üzerinden yürüttüğü siyaset halktan pek rağbet görmediğinden, Liberal Demokrat Partiden ayrılmaya ve politikaya ara vermeye karar verdi. Sahibi olduğu Net Holdinge geri döndü... Şimdi, geçmişteki aktif siyasi yaşamının pasını üzerinden atmakla meşgul; zamanın çoğunu ailesine ve hobilerine ayırıyor. 2002'den beri devam eden suskunluğunu, yakın bir zaman içinde bozmaya niyetli değil. "Siyaset, şimdilik benden uzak dursun" düşüncesiyle, tamamen kendisine, ailesine ve işlerine dönük bir hayatı tercih etmiş. Besim Tibuk'la Etiler'deki şirketinde buluştuk. Karşı karşıya gelip elini sıkınca gördük ki Tibuk, oldukça değişmiş; olumlu anlamda bir tür evrim geçirmiş. Saçını biraz uzatmış, giyimini oldukça spor tarza çevirmiş; enerjisini ise eskiye nazaran daha da üst seviyeye çıkarmış. Son zamanlardaki en keyifli ve öğretici sohbetlerimizden birini kendisiyle gerçekleştirdik. Yaklaşık altı yıldır süren suskunluğunu Esquire için bozan Tibuk, her zamanki gibi açtı ağzını yumdu gözünü ve gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulundu...
2002'deki seçim mağlubiyetinden sonra yaklaşık altı yıldır ortalarda gözükmüyorsunuz. Bu, politikaya tamamen sırtınızı çevirdiniz şeklinde mi algılanmalı? 2002'de Liberal Demokrat Parti çok ağır bir yenilgi aldı. O zamana kadarki tüm çabalarımız bir anlamda boşa gitmiş oldu. Dolayısıyla, siyaseti bırakmaya karar verdim ve parti başkanlığından ayrıldım. Açıkçası, bu iyi oldu benim için. Gerçi LDP, % 1-2 daha fazla oy alsaydı siyasete devam edebilirdim. Olmadı, seçmene kendimizi doğru ve etkili bir şekilde anlatamadık veya onlar tarafından anlaşılamadık. Seçim sonucu parti için yıkım oldu ama kişisel olarak benim açımdan iyi oldu. Şimdiki hayatımdan memnunum; aktif politikaya sırtımı çevirdim diyebilirim. Aktif siyasetten uzaklaşmanız, gelişmeleri takip etmenize engel değil, yanılıyor muyum? Siyasi gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum. Öyle eskisi gibi değil elbet; ama dünyada ve Türkiye'de neler olup bittiğine dair detaylara normal bir izleyiciden biraz daha fazla ehemmiyet göstererek takip ediyorum. Altı yıldır işimle ve ailemle daha çok meşgul olduğumdan politikanın o yoğun gündeminden uzağım. Uzak olmak bana çok iyi geldi; gürültü, patırtı, stres gibi şeyler hayatımda artık yok. Şirketimde ise işlerin büyük çoğunluğunu yöneticiler üstleniyor. Bu bakımdan son zamanlarda, iş açısından da sakin ve huzurlu günler geçiriyorum.
YAZI: TOGAN NOYAN
|
 |