: Gerçek şu ki Esra geziyor!

Bir yıl içerisinde 25 bin takipçiye ulaşan seyahat blogger’ı Esra Berber Başlar’dan (esrageziyor.com) öğrendiğim iki şey var. İlki, samimiyet ve güleryüzün her kapıyı açabileceği; ikincisi ise seyahat etmenin, aslında, neredeyse herkes için ulaşılabilir bir aktivite olduğu.

Röportaj Kaan SANCAR
Fotoğraf Arda GÜLDOĞAN


"Yok, yok kaybolmam. O kadar ülkede kaybolmadım, orayı da bulurum." diyor Esra Berber Başlar röportajımız öncesi telefonda konuşurken. Ben her ihtimale karşı ulaşım detaylarını yeniden veriyorum. Vadi İstanbul'da, Michelle Brasserie'de buluşmak üzere anlaşıyoruz. Esra, Bursa'dan gelmesine rağmen kaybolmadan mekâna varıyor. Esra'yı karşılamak üzere mekândan çıkan bense... Ah sormayın!

Arka masalardan birine oturuyoruz. Ortamda ılık bir hava, tatlı bir esinti var. "?" diyerek başlıyorum. 28 yaşındaki seyahat ve infl uencer'ı gülümsüyor , "Blogun ismi, aslında üzerinde çalışılan bir şey değildi." diyor ve duraksıyor, "WhatsApp kız grupları var ya…" diyor içtenlikle. "Evet?" diyorum. "Ha, işte..." diyor. Anlam veremeyen bakışlarımdan olacak hızla ekliyor, "Arkadaşlarım grupta yazıyordu, 'Esra nerede?', 'Esra ne yapıyor?'Bu soruya verdikleri cevap da hep aynıydı: Esra geziyor! Ben de dedim ki blogumun ismi de 'esrageziyor' olsun.". Bu defa birlikte gülüyoruz.



Karşımda kıpır kıpır, yerinde duramayan biri var. Konuştukça bu özelliğin ona çocukluk döneminden itibaren gerek annesi gerekse emekli emniyet müdürü babası tarafından aşılandığını anlıyorum. "Biz mecburi hizmetten dolayı sık sık taşındığımız için doğal olarak çok seyahat eden bir aileydik. Babamın görevi nedeniyle kendimizi Zürih'ten Şanlıurfa'ya, İstanbul'dan Hatay'a birçok şehirde bulduk zaman içerisinde." diyor Esra ve ekliyor, "Hatta hareket etmeyi o kadar özümsemişiz ki; mesela, babam emekli olalı dört yıl oldu; annem üçüncü yıldan itibaren 'Artık taşınalım.' demeye başladı. Bende de oluyor bu; bir yerde sabit duramıyorum, sürekli bir yerleri keşfetmek istiyorum.". Esra'ya bu doğrultuda ailesinden bağımsız olarak 'keşfettiği' ilk ülkeyi soruyorum. "İsviçre." diyor. Bu seyahatin babasının ona üniversite mezuniyet hediyesi olduğunu ve 2012 yılında yaptığı bu seyahatle Almanya, İtalya ve Fransa'nın bazı bölgelerini de ziyaret ettiğini öğreniyorum.

Esra, Uludağ Üniversitesi'nde okuduğu Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirip çalışmaya başlamasının ardından kendi parasıyla tek başına seyahat etmeye başlamış. "İlk defa kendi başıma seyahat ettikten sonra seyahat isteğimi durduramadım. Deyim yerindeyse sürekli seyahat komalarına girdim." diyor Esra ilk seyahatine dair. Bu komaların sonucuysa seyahat edilen 27 ülke, çok daha fazla şehir ve binlerce takipçiyi bir araya getiren bir blog olmuş.



Esra blog'unun ortaya çıkış hikâyesini anlatmaya başladığındaysa seyahatlerle harmanlanan bir maceraya atılıyoruz. Belirttiğine göre Esra üniversiteden mezun olduktan sonra Atatürk Havalimanı'nın Duty Free bölümünde çalışmaya başlamış ve bu, seyahat eden insanları gördükçe içindeki seyahat tutkusunun artmasına sebep olmuş. İlk etapta bu tutkusunu sadece yıllık izinlerinde ve hafta sonları gerçekleştirebilen Esra, ilk olarak ileride eşi olacak Fırat Başlar ile birlikte (Instagram'da @yalin_gezgin) İtalya seyahatine çıkmış. Bu seyahat sonrası artık çift olarak seyahat etmeye başladıklarını belirten Esra, bu seyahatleri başta olmak üzere ertesi yıl çıktıkları İspanya seyahatinde 'deneyimsiz' olduklarını ve seyahatlerine genel olarak endişe ve planlama eksikliği gibi olguların hâkim olduğunu söylüyor.

Bu dönemde yurt dışı seyahatlerin yanında yurt içinde de seyahatlere yönelen Esra'nın seyahat bloggerı olmasını en fazla etkileyen olaysa 2016 yılında işinden ayrılıp ve birkaç ay sonra evlenip İstanbul'dan Bursa'ya taşınması olmuş. Bursa'ya taşındığı dönemde iş arayışına giren Esra, sahip olduğu zamanını doğru bir şekilde değerlendirmek için sevdiği şeye odaklanarak seyahat rotalarını inceleyip seyahatler organize etmeye başladığını belirtiyor.



Esra'nın bu boş vaktini kullanarak planladığı ilk seyahatse balayı seyahatleri olmuş. Önceki seyahatlerine oranla daha planlı ve bilinçli bir şekilde Bali'ye giden çift, aynı yıl hafta sonuyla birleşen resmi tatilleri değerlendirerek Belgrad, Yunan Adaları ve Budapeşte gibi çeşitli noktalara da seyahat etmiş. Takvimler 2017 Mayıs ayını gösterdiğindeyse Esra gerek kendinden seyahat önerileri isteyenlere tek bir noktadan cevap vermek gerekse kendine bir uğraş olması adına daha önce hiçbir şekilde yazı deneyimi olmamasına rağmen blogu 'esrageziyor' ve aynı isimdeki Instagram hesabını açmış. Seyahatlerini okuyucu ve takipçileriyle paylaşan Esra yazdıkça bundan oldukça zevk aldığını ve karşılığında da beklentisinden çok daha fazla ilgi gördüğünü belirtiyor. Bunun nedeni ise Esra'ya göre, bir bakıma aşikâr, "Bilet baka baka, araştırma yapa yapa bir süre sonra kampanya dönemlerini ve kampanya bulduğum anda hangi yönlere doğru bilet bakmam gerektiğini kestirmeye başladım. Seyahat deneyimlerimi ve bu fırsatları hem blogum hem de Instagram sayfamda paylaşıyordum. Bunlar ilgi çekmiş olacak ki, takipçi ve okuyucu sayım zamanla arttı.".

Bu noktada araya giriyorum; Esra'ya aldığı yorumları ve takipçileriyle olan etkileşimini soruyorum. Esra'nın cevabı "Aldığım etkileşimler genellikle olumlu. Takipçilerimden hiç pasaport almayanlar almaya; hiç yurt dışına çıkmamış olanlar bulduğum uygun biletlerden ilham alarak bilet almaya başladı. Tavsiye ettiğim yerlere gittiklerinde kesinlikle fotoğraf atıyorlar. Bu o kadar hoşuma gidiyor ki, anlatamam. Hemen hemen herkese cevap vermeye çalışıyorum, bunun dışında. Onlar da samimi hissediyor olacak ki 'Esra Hanım' yerine 'Esra' şeklinde hitap ediyorlar." oluyor. "Ne kadar içten, influencer'dan ziyade bir arkadaş gibi!" diye düşünüyorum .

Sohbetimiz ilerledikçe Esra'nın blogger olmasının seyahatlerinde yanında taşıdığı ekipmanları etkilediğini de öğreniyorum. Kıyafetlerin yanında çekim ekipmanları da bulunduran Esra için ecza kiti ise olmazsa olmazlarındanmış. Bu noktada Esra'ya bu ecza kitini hiç kullanmaya ihtiyaç duyup duymadığını soruyorum. Esra iç çekerek seyahatlerinde başına gelen en kötü olayı, Budapeşte'de yaşadığı 'otel faciasını' anlatıyor. Anlattığına göre, gece kaldıkları otelde tahtakuruları tarafından ısırılan Esra ve eşi sabah uyandıklarında vücutlarının bir kısmının nokta nokta kızardığını fark etmiş. Hemen eczaneye koşan çift, eczacının herhangi bir yabancı dil bilmemesi yüzünden dertlerini bir türlü anlatamamışlar. Bunun üzerine ecza kitlerinde bulunan bir merhemi kullanan ikili, ısırıkların etkisinden tamamen olmasa da nispeten kurtulmuşlar.



Esra'ya son olarak, yaptığı tüm bu seyahatlerin ona neler kattığını soruyorum. Ortam daha ciddi bir havaya bürünüyor bu defa ve Esra, "Son bir yılda fark ettiğim üzere özellikle bu seyahatler sonrası elimdekilerle yetinmeyi, kanaatkâr olmayı öğrendim. Bu, biraz da seyahat ettiğimiz az gelişmiş ülkelerdeki insanların yaşam tarzlarını görmemiz sonrası oldu. Aslında hâlihazırda şaşaayı çok seven biri de değildim ama çıktığımız seyahatler sonrası daha minimal, daha çok ihtiyaçlara odaklanan bir şekilde yaşamaya başladık." diyor.

Röportajımız sona ererken Esra'ya bir sonraki seyahatinin ne zaman ve nereye olacağını soruyorum. Bir duraksıyor, "Aslında, bu akşam Kopenhag'a gidiyoruz." diyor, "Resmi tatili değerlendirelim, dedik.". Şaşırıyorum, gülüyoruz. Daha sonra gördüğüm üzere oldukça hareketli bir seyahat geçirdi. Tahmin ettiğim gibi Esra'nın seyahatleri halen devam ediyor. Eminim ki önümüzdeki aylarda da 'keşfedeceği' birçok rota var. Ne diyeyim; sonuçta blogunun ismi bile 'Esrageziyor'. Aksini bekleyemem!

Esquire
The Big Black Book

İlkbahar-Yaz 2018

BİZE ULAŞIN