Modacı Raşit Bağzıbağlı, babası Derviş Bağzıbağlı’dan neler öğrendiğini anlattı…

Röportaj Kaan SANCAR
Fotoğraf Ömer Faruk GÖKALP


Derviş Bağzıbağlı'nın oğlu olmak çok mesuliyetli, çok fazla yükümlülüğü olan bir durum. Taşıdığım soyadıyla beraber üzerime aldığım sorumluluklar olduğunu hissediyorum; gerek dededen gerekse babadan gelen. İkisi de tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelmiş.

Babam çok çalışkan ve gayretli bir adamdır. Aslında 'çalışkan' demek onu tanımlamak için yetersiz kalır. Çalışırken hiç yorulmak, acıkmak, susamak bilmez. Onun için sadece çalışmak olsun; bayram seyran dinlemeden çalışır. Çalışmak onun için bir ibadet şekli gibidir.

Oldukça nevi şahsına münhasır biridir. Değişik bir insandır, yani. Kendi ilkelerine, kendi doğrularına çok bağlıdır; ailesine çok bağlıdır. Çok disiplinli, ağır ve zor bir insandır, ayrıca. Bunu da herkes kabul eder.

Çok azimlidir. Azimli, gayretli ve tuttuğunu koparan biridir, daha doğrusu. Çocukluğumu düşündüğümde, ailecek keyifli vakit geçirdiğimiz dönemler dışında genel olarak, işini yürütmeye çalışan, sürekli yurt dışına gidip gelen, "Müşterilerime daha farklı ne sunabilirim?" şeklinde düşünceler içerisinde olan bir adam aklıma geliyor.

Babam bayramlarda da çalışırdı. Çünkü bayramlar en çok iş geldiği dönemlerdi. İnsanlar Türkiye'den gelip kumaş alırdı. Kıbrıs'ta o zamanlar bir turizm akımı vardı.

Derslerimizle daha çok annem ilgilenirdi. Babamın iş temposu o kadar yoğundu ki ne bizi okula götürmüşlüğü ne de ders çalıştırmışlığı vardır. Bu anılarımda hep annem vardır.

Modacı olmamı hiç istemiyordu. Babam bana sürekli bu sektörün çok yorucu olduğunu, en iyi koleksiyonu yapsanız bile koleksiyonların ömrünün sadece altı ay olduğunu, her koleksiyonda sürekli üzerine koyarak gidilmesini gerektiğini ve sektörün oldukça yıpratıcı olduğunu söylerdi. Modacılık benim için bir çocukluk hayaliydi, ama. Daha sonraları yaptığım bu seçimi destekledi. Bendeki azim ve gayreti görmesinin bunda bir etkisi olduğunu düşünüyorum.

İnsanlara ederi kadar değer veren biridir. Karşısındakini muhakeme eder ve ona göre davranır. Son zamanlarda bunu ben de uyguluyorum. Karşımdaki insanlara ettikleri kadar değer veriyorum. Bu şekilde daha az üzüldüğümü fark ettim.

Ondan öğrendiğim önemli erdemlerden biri dürüst olmak. Dürüst ve düzgün olmak, daha doğrusu. Her anlamda düzgün olmak. Kendisi de öyledir. Bunun dışında insanlara karşı kibar ve saygılı olmayı da ondan öğrendim.

Karakterinden, şahsiyetinden asla ödün vermez. Babam kişiye özel erkek takım elbiseleri de diker. Fakat mertebesi, ünü veya serveti ne olursa olsun kimsenin ayağına gitmez. "Benim mağazam var. Oraya gelsinler." der. Hiç kimseye ayrıcalık göstermez, bundan da asla taviz vermez. Ben de öyleyim. İnsanlara saygı çerçevesinde davranıyoruz, tabii orası ayrı.

Yaşamdan beslenir. Doğaya bakarak iki rengin nasıl karışacağını görebilir. Bir müzeye gittiğinde sadece heykellere değil, ortamdaki renklerin nasıl bir uyum yakaladığına ya da tablolardaki renklerin nasıl işlendiğine bakar. Vatikan'daki desenlerden ilham alarak ortaya bir kumaş çıkarabilir, mesela. Çoğu kişinin sadece bir figür olarak gördüğü detaylardan bir desen yaratabilir. Çok meraklıdır, ayrıca. Ne yeni tanıtılmış, neler değişmiş sürekli merak edip araştırır. En beğendiğim özelliklerinden birisi de budur.

Borcuna sadıktır. Kimseye karşı mahcup olmak istemez. Ben de öyleyim. 10 lira olsa da gider borcumu öderim.

Bir erkeğin her zaman bir 'beyefendi' gibi görünmesini ister. Bunun için en kaliteli kumaşları kullanır. Daha çok İngiliz giyim tarzından hoşlanır ve bu yaklaşımı benimser. Kıyafetlerini diktiği iş adamlarına da bu anlamda yol gösterir; onların gardıroplarında da bu tarzı benimsemelerini sağlar. En çok bununla gurur duyar, bununla övünür. Bana da kaliteden ödün vermemeyi öğütler.

Tanınmış bir modacı olması beni özellikle sosyal hayatımda etkiliyor. Aileme çok saygı duyan çevreler var. Ben de o çevrelere girdiğimde ona göre davranmaya, yanlış hareketlerden kaçınmaya çalışıyorum. Sürekli otokontrol halindeyim. Karakterime işledi bu durum bir bakıma. Yurt dışına gitsem de devam ediyor.

Hiç kimsenin görmediği detayları görebilir. Bazen, her gün önünden geçtiğim bir mağazanın detayları hakkında öyle yorumlar yapıyor ki sonrasında ben kendime "Ben bunu nasıl göremedim." diye kızıyorum. Çok kıvrak zekâlı, çok bilgili biri. Tam bir iş adamı, yani. Ondan öğreneceğim çok şey var.

İkimiz de oldukça inatçıyız. Mükemmeliyetçilik ve aileye olan düşkünlük de var, tabii. Bir de açık sözlüyüz ikimiz de. Doğruları açık açık söyler, lafı dolandırmayı hiç sevmeyiz. İnsanların arkasından da konuşmayız.

Müzik dinlemeyi çok sever, Bob Marley'i çok sever. Özellikle 'One Love' şarkısını ve 'Rastaman Vibration' albümünü sever. Bence, onu en iyi anlatan şarkı da Bob Marley'in 'One Love'ı, zaten.

Babamla en çok 35 yaşında Kıbrıs'taki kurulu düzeni bırakıp İstanbul'da mağaza açtığında gurur duydum. Bu, herkesin cesaret edemeyeceği çok radikal bir karardı, bence. Bir de, 2000 yılında aile şirketinden, amcamdan ayrılarak aile olarak değil de tek başına var olmayı seçmesi var, tabii. Bu kararına da fazlasıyla saygı duyuyorum.

Babalar Günü'nde babam için temennim biraz daha kendine dikkat etmesi. Geçtiğimiz günlerde çok sevdiğimiz bir aile yakınımızı kaybettik. Onun çok üzüldüğünü gördüm; ben de çok üzüldüm. Bu nedenle, sigarayı bırakmasını, sağlıklı beslenmesini ve iş dışında farklı şeylerle de ilgilenmesini temenni ediyorum. Gitsin yürüyüş yapsın, yüzsün, golf oynasın… Biraz işinden kopup bize işini sevmesi dışında gelecek nesillere anlatabileceğimiz anılar bıraksın istiyorum.

BİZE ULAŞIN