Ah bir şöhret olsam!

Daha çok takipçi istiyoruz, daha çok tanınmak istiyoruz, herkes adımızı bilsin istiyoruz. Yakın zamana kadar, “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda ‘doktor’, ‘mühendis’ ya da ‘polis’ olmayı düşlerken bugün sadece şöhret olmayı istiyoruz. Peki bu hayalimizin ardında nasıl bir psikoloji yatıyor? Şöhret uğruna, daha neler yapabiliriz?

Yazı Tolga Üyken

Düşünün; bir sabah uyandınız, saatin kaç olduğunu öğrenmek için cep telefonunuza baktınız ve bir anda 5.871 yeni bildirim olduğunu fark ettiniz. Gecenin köründe, şehir uykudayken binlerce insan sizin Instagram'daki fotoğraflarınızı beğenmiş, o fotoğraflara yorumlar yapmış. Binlerce insan! Sonra giyinip dışarı çıktınız; sokakta yürürken sanki bir spot ışığı sizi takip ediyormuş gibi herkes dönüp size bakıyor. Hiç tanımadığınız bu yüzlerin bakışlarından ziyade, isminizin de bir fısıltı bulutu gibi arkanızdan geldiğini duyabiliyorsunuz. Kendinizi güçbela bir AVM'ye atmak istiyorsunuz ve size daha önce "Lütfen telefonunuzu bırakıp X-Ray'den öyle geçin." diyen güvenlik, bu defa "Bir fotoğraf çekilebilir miyiz?" ricasında bulunuyor. Daha önce binlercesini çektirdiğiniz iki kişilik selfie'lere bir yenisini ekliyorsunuz. Sonra bir kafeye oturuyorsunuz ve menajerinizi arıyorsunuz. O gün ne yapacağınızı, o sizden daha iyi biliyor. Hayatınız, başkalarının hayatının bir parçası; başkalarının hayatı şimdi daha önce hiç olmadığı kadar sizin hayatınızın bir parçası. Çünkü siz topluma mal olmuş bir ünlüsünüz!

Bahsi geçen senaryo, bazılarımız için korkutucu olabilir ancak görünen o ki, günümüzde çoğu insanın en büyük hayallerinden biri. 2012 yılında Kaliforniya Üniversitesi Psikoloji bölümünden Yalda Ulhs ve Patricia Greenfelds'in yaptığı araştırma, 10-12 yaş arası çocukların yüzde 52'sinin arzusunun 'şöhret olmak' olduğunu gösteriyor. Birçok araştırmaya göre, şöhret olma arzusu ergenlerle sınırlı kalmıyor, yetişkinlerde de her geçen gün oranlar artıyor. Peki neden ünlü olmak istiyoruz? Ünlü olmak isteyenlerin sayısının her geçen gün artması sosyal medyanın bir sonucu mu?

"BÜYÜYÜNCE ÜNLÜ OLACAĞIM"
10 çocuktan 5'inin ünlü olmak istemesi yüksek bir oran ve bu oran size şaşırtıcı gelebilir ancak işim gereği çocuklarla sosyal medya üzerinden bir iletişim sağladığım için bu verilerin bana olağan geldiğini söyleyebilirim. 2014'te bir arkadaşımla YouTube kanalı açtık. Kısa sürede 100 bin kişinin abone olmasıyla 'küçük çapta' bir şöhret yaşadık. Mecra YouTube olduğu için izleyicilerin yarısı 20 yaş altı izleyicilerdi. Bu çocuklar sosyal medya aracılığı ile bize mesaj atıyor ve sorular soruyordu. O dönemde ilgimi çeken şey 'izleyicimiz' olan bu çocukların yarısının birer YouTube kanalı olmasıydı. Daha da ilginci, video çekip yayınlayan bu çocuklar "Nasıl daha iyi video çekebilirim?", "Fikirlerimi nasıl daha iyi ifade edebilirim?" gibi işin teknik detaylarıyla ilgili tecrübelerimizi hiç merak etmiyor, doğrudan şöhrete kilitlendikleri için "Abi reklamımı yapar mısınız?", "Nasıl daha çok takipçi elde edebilirim?" gibi sonuç odaklı sorular soruyordu.

NEDEN ÜNLÜ OLMAK İSTERİZ?
İnsanların şöhret olmak istemesinin altında yatan motivasyonu bilim insanları farklı gerekçelere bağlıyor. Vassar College Psikoloji bölümünden Dara Greenwood'a göre bu isteğin arkasında üç sebep var: Birincisi, değerli görülme isteği. Yani bir derginin kapağında yer almak veya ulusal çapta tanınır olup saygı görmek. Ünlü olmak isteyenlerin ikinci motivasyonu, rahat ve lüks bir yaşam geçirmek. Her ne kadar 'sadece ünlü olmak olmak için ünlü olmak isteyenlerin' sayısı azımsanmayacak kadar çok olsa da, şöhretin parayı getireceği herkesin malumu. Dolayısıyla ünlü olmanın güzel bir evde ve hatta belki bir malikânede oturmak, son model otomobillere binmek, dünyanın en güzel yerlerinde tatiller yapmak gibi sonuçlar doğurması bekleniyor. Greenwood üçüncü motivasyonun ise, ünlü olarak topluma faydalı işler yapmak olduğunu söylüyor. Topluma faydalı işler; yakın çevrenin, ailenin refahını artırmak dışında diğerlerine rol model olmak ve sosyal sorumluluk anlamında da işlev görmeyi ifade ediyor. Kopenhag Üniversitesi Felsefe bölümünden Jon Sochaux ise şöhret arzusunun temelinde evrimsel bir içgüdünün yattığını düşünüyor. Sochaux'ya göre; sosyal bir canlı olan insanoğlunun en büyük korkularından biri dışlanmak. Toplumsal hiyerarşide ne kadar yüksekte bulunursanız dışlanma ihtimaliniz de o derece azalıyor. Hatta dışlanma ihtimalini bertaraf etmekle kalmıyorsunuz, kişisel konforunuz da artıyor.

İNTERNETİN İLK GLOBAL ÜNLÜSÜ BİR TÜRK'TÜ
Dünyanın ilk global internet ünlüsü bir Türk'tü. Hepimizin hatırlayacağı gibi , namı diğer internet Mahir. "This is my page. I kiss you." yani, "Bu benim sayfam, sizi öpüyorum!" şeklinde sunduğu sayfasında "İnternette ben de varım." diyordu Mahir. Sene 1999'du ve global ölçekte meşhur oldu. BBC, Wired gibi uluslararası yayımlar Mahir'le ilgili haberler yaptı, web sitesi 100 binlerce kişi tarafından ziyaret edildi. Kısa zamanda kişisel sayfalar arttı, sohbet mecraları gelişti ve bir anda herkes internette yaşamaya başladı.

mIRC, ICQ, MSN Messenger gibi mesajlaşma mecraları dışında yerel sosyal ağlar da belirdi. Yonja bunların en popüleriydi. Bir dönem herkes Yonja'daydı; Yonja'da olmamak, internette olmamak anlamına geliyordu. Daha sonra alternatifler arandı. Bir dönem Etiler'in posta kodu olan 80630'u isim olarak seçen bir girişimci, 80630.com şeklinde bir tanışma sitesi kurdu. Alternatip.com, sosyomat.com gibi tanışma siteleri türedi. Bu öyle bir çılgınlığa dönüştü ki, bir bilgi ve paylaşım kaynağı olarak ortaya çıkan ekşisözlük bile, 'zirvelerle' sosyalleşme işlevi de görmeye başladı. Siberalem.com, İstanbul.net, İzmir.net ve daha birçok tanışma sitesinde, binlerce insan sevgili veya eş aradı.

2010'lara yaklaşırken Facebook'un yükselişi, Twitter'ın ortaya çıkışı ve herkesin ismiyle, fotoğrafıyla, kendisini daha çok anlatma şansı yakalamasıyla tanışma siteleri popülaritesini yitirdi ve kullanıcılar bu yeni sosyal ağlara yöneldi. Bunun üzerine, tanışma siteleri kimlik değiştirdi. Artık sevgili bulmak değil, şöhret olmak esas amaçtı. Mahir Çağrı'nın "İnternette ben de varım." diyerek başlattığı serüven, bugün milyonlarca kullanıcının ünlü olmak için çabaladığı bir mecra doğurmuş oldu.

Örneğin ünlü olduğunuzda, yaptığınız kötü bir şakaya bile gülünebilir. Bulunduğunuz sosyal ortamda, sizi koruyan gizli bir duvar oluşuyor ve hayatınıza çok daha rahat devam edebiliyorsunuz. O halde, ünlü olmak istememizin altında bir güvence arama arzusu, dışlanma kaygısı ve yalnızlık korkusunun da bulunduğu söylenebilir.

Ne sebeple olursa olsun, ünlü olmaya karar verdiniz. Peki nasıl ünlü olunur? Ya bir alanda yetenekli olmalı ya da ticari girişiminizin başarısıyla medyada yer bulmalısınız. İkisini de 'yapamıyorsanız' çare nedir? Bu noktada, ünlü olmanın taşlı yollarına adım atıyorsunuz.


Cumali Akgül

ÜNLÜ OLMANIN TAŞLI YOLLARI
Birinci yol, yarışma programlarından geçiyor. Türkiye'nin en çok izlenen televizyon programlarından biri olan Survivor, her yıl hayatımıza yeni şöhretler sokuyor. Örneğin iki kez şampiyon olan Turabi Çamkıran. Turabi, Survivor oyunlarındaki başarıları kadar yaptığı enteresan konuşmalar ve aforizmalarla da büyük bir hayran kitlesine sahip oldu. Şu anda Instagram'da 350 binden fazla takipçisi olan Turabi iki filmde ve bir dizide oynadı. Turabi gibi örnekler çoğaldıkça yarışmalar şöhrete giden en kestirme yol olarak görülüyor. Survivor'a her yıl kaç kişi başvuruyor dersiniz? Tam 250 bin kişi! Reşit olmayanları çıkarırsak her 250 kişiden 1'i Survivor'a başvuruyor. Katılmak isteyip başvuru yapmayanları da hesaba kattığımızda oran daha da çılgın bir noktaya ulaşıyor. 2018 Survivor'a katılmak isteyen kişilerden biri olan Cumali Akgül'ün hikâyesi, bu çılgınlığın boyutunu gösteriyor. 32 yaşındaki Cumali Akgül, yıllardır Survivor'a katılmak için başvurduğu halde yarışmaya çağrılmamış. Sonunda bu arzusunu Acun Ilıcalı'ya ispat etmek için Iğdır'dan İstanbul'a yürüyerek geldi. Akgül, sonunda Beyaz Show'a konuk olarak çağrıldı ve Ilıcalı'dan söz aldı.

KAKTÜSE OTURAN ADAM
Ünlü olmak için artık televizyona çıkmanıza gerek yok. Sosyal medya sizi dünya çapında bir şöhret yapabilir. Ünlü olma hayalimizin gerçekleşebileceğine bizi inandıran da bu. Dünyanın en ünlü popstarlarından Justin Bieber bile YouTube'a koyduğu bir video sayesinde tanındı.


Enes Batur

Sosyal medyada ünlü olmak için herhangi bir yeteneğinizin olmasına da gerek yok. YouTube'la çok haşır neşir değilseniz ismini duymamış olabilirsiniz. Enes Batur'un 5 milyondan fazla abonesi var. 1998 yılında doğan Batur'un ne sesi güzel ne oyunculuk kabiliyeti var ne de sportif alanda bir başarısı. Eğlence videoları çeken genç, Cem Yılmaz'ın 2 milyon abonesinin iki katını geçmiş durumda. Hal böyle olunca, YouTube'u şöhrete giden bir yol olarak gören yüz binlerce kişi bu mecrada şansını deniyor. Ankara'da yaşayan 40'lı yaşlarındaki Kerem-Ayşe Yıldız isimli mütevazı çiftin YouTube kanalı, bu mecrada şöhreti kovalama çılgınlığının ne kadar yaygın olduğunun bir ispatı. Ayşe Yıldız isimli kanalda videolar yayımlayan çift, 'yurdum insanı' profilinde görünse de daha çok izlenmek için her geçen gün daha da saçma şeyler deniyorlar. 200 bine yakın abonesi olan çiftin videoları 90 milyon kez izlendi. Kerem Yıldız, iki kat yükseklikten otomobilinin üzerine damacana fırlatıyor, 12kg hamur kullanarak dev bir pizza yapıp onu yemeye çalışıyor. Tüm bunlar milyonlarca kez izlenince Kerem Yıldız son olarak bir kaktüsün üzerine oturduğu videoyu yayımlasa da tepkiler üzerine bu videoyu kaldırdı. Sosyal medyada daha fazla 'tık' alıp şöhrete uzanmak için yapılanların sınırı yok desek yeridir. Son olarak bir kadının kocasının en yakın arkadaşıyla yatağa girip eşine aldatma şakası yaptığını söylersek fütursuz bir şöhret çağında yaşadığımızı kabullenebilirsiniz.


Kerem-Ayşe Yıldız

ŞÖHRETİN TADI
Hepimiz önemsenmek istiyoruz, buna şüphe yok. Yazıya son verirken, şöhretin bu konuda nasıl bir avantaj sağladığını başımdan geçen bir olay sonrasında düşündüklerimi paylaşarak aktaracağım. 2013'te çok ünlü bir televizyoncunun yazar ekibinde çalışıyordum. Bir gece, İstiklâl Caddesi'nde beraber yürüyorduk. Yürürken, yazının başında aktardığım o atmosferi birebir yaşıyorduk. Kalabalığın içini yararak geçerken arkamızda kalan her kafanın bize döndüğünü, yanımdaki ünlü televizyoncunun isminin Meksika dalgası gibi katman katman caddeyi dolaştığını hissediyordum. Birkaç kişi fotoğraf çektirmek istedi. 15 dakika sürecek yürüyüş yolunu, yarım saat sonra ancak bitirmek üzereydik ki, tekinsiz bir adamla topuklu ayakkabı giymiş, sendeleyerek yürüyen bir kadını fark ettik. Bahsi geçen televizyoncu bana dönerek "Bak bak! Kadın birazdan düşecek!" dedi. Adam, gerçekten tekinsizdi. Biz, bu ikiliye gittikçe yaklaşıyorduk. Ünlü televizyoncu, bu defa adamın da duyabileceği yükseklikte "Bak şimdi düşüyor." dedi. Kadın sendeliyordu, biz yaklaşıyorduk, tekinsiz sinirliydi. Bir an için aklımdan şöyle bir senaryo geçti: O tekinsiz adam, bir öfkeyle arkasını dönse, gecenin bir körü belinden silahı çıkarıp ikimizi de öldürse ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıkacaktı: "Ünlü televizyoncu X ve ekibinden bir kişi cinayete kurban gitti!" Ekibinden bir kişi mi? Muhtemelen benim ismim haberlerde kendisine yer bulamayacaktı. Twitter'da ünlü televizyoncu 'trending topic' listesine girecekti ama beni kimse anmayacaktı. İyi de, ben de ölmüş olacaktım! O gün anladım ki, şöhretin zorlukları, şöhretin taşlı yolları falan şöhretin tadının yanında çok boş... Herkes tarihe bir not düşmek istiyor ve sanırım bunun yolu bir ölçüde şöhretten geçiyor.

BİZE ULAŞIN