Yeni nesil komedyen: Hayrettin

Çektiği videolarla internet âlemini etkisi altına alan Hayrettin Karaoğuz ile genel çizginin dışına çıkarak kozmopolit bir mekânda bir araya geliyoruz. Hayrettin, ‘Türkiye’nin yeni komedyeninin YouTube’dan çıkacağını’ söylüyor, bense bu kişinin kendisi olacağından emin gibiyim.

Röportaj Kaan SANCAR
Fotoğraflar Kutup DALGAKIRAN

Normal şartlarda bir röportaj öncesi ilk yaptığım, görüşeceğim kişi hakkında bilgi edinebileceğim yazılı kaynakları araştırmak olurdu. Bir yazarsa kitaplarını araştırır, bir oyuncu ise filmlerinden kesitler izler ve bu filmler hakkında bilgiler toplardım. Araştırmam, taş çatlasın beş-altı saatimi alırdı. Fakat konu komedyen, oyuncu, TV sunucusu gibi birçok unvanı bir arada taşıyan Hayrettin Karaoğuz olunca bu süreç benim için hiç de beklendiği gibi işlemedi; klasik araştırmaların yanı sıra saatlerce sürecek bir maratonuna da girmem gerekti. Neyse ki eğlenceli bir süreçti.

Hayrettin ve videoları ile ilk kez karşılaşmıyordum elbette. Neredeyse 2000'lerin başlarından beri YouTube'da aktif olarak videolar paylaşan ve ilk etapta bu yolla şöhreti yakalayan bu adam bilgisayar ekranımda birçok kez yer edinmiş, videoları ve şakalarını defalarca izleyip gülmüştüm. Araştırma sürecimde de farklı olmadı. Videoları arasında geçen saatlerin ardından artık hazırdım; kendimi Hayrettin'i tanıyormuş, kişiliği ve karakteri hakkında az çok bir şeyler biliyormuş gibi hissediyordum. Fakat bunun sadece bir yanılsama olduğunu anlamam için çok da uzun bir sürenin geçmesi gerekmeyecekti.

Çekim için İstanbul'un lobisinde buluştuğumuzda Hayrettin'i karşımda görmem beni onun videolarda izlediğimden, hayal ettiğimden çok daha farklı biri olduğunu düşünmeme neden oluyor. Bunu olumsuz algılamayın; Türkiye'deki klasik komedyen furyasının özelliklerini 'videolarda izlediğim Hayrettin' ile harmanlayarak kafamda oluşturduğum profilden çok daha mütevazı, çok daha sakin, çok daha cana yakın biri olarak karşıma çıkıyor Hayrettin, hepsi bu. Gerek asansörle bilmem kaçıncı kattaki otel odasına çıkarken ettiğimiz gündelik, küçük muhabbette gerek çekime hazırlanırken ekiple arasında geçen diyaloglarda sergilediği kibar tavırlarla gerekse de onu oradan oraya sürüklediğimiz çekim sırasındaki hal ve hareketleriyle bunu destekliyor. O anda beni ilk kez şaşırtıyor. Saatler süren eğlenceli ve bir o kadar da yorucu çekimimizin ardından yemek eşliğinde röportajımızı gerçekleştirmek için kendimizi atacağımız restoranda anlattıklarıyla ise daha pek çok kez şaşırmama neden olacaktı.

Röportajımızı gerçekleştireceğimiz Zorlu Center Günaydın Steakhouse'a geldiğimizde komedyenin buranın müdavimlerinden biri olduğunu fark ediyorum. Bunun için özel bir zihinsel çaba harcamam da gerekmiyor; restoran zincirinin üst düzey şeflerinden İlker Şef'in bizi karşılama şeklini gören herkes aynısını düşünebilir. Şef, Hayrettin'in "Nasılsın, abi?" sorusu üzerine geçtiğimiz günlerde başından geçen olaylardan müşterilerinin 'ilgi çekici' hallerine kadar birçok konudan bahsetmeye başlıyor. Bu sırada da bizi restoranın arka kısımlarındaki masalardan birine alıyor ve buranın çok daha sessiz olacağını söylüyor.

Samimi sohbetleri masaya geçtiğimizde de bir süreliğine devam ediyor. Bazı konularda ben biraz 'Fransız' kalsam da restoranın komilerinden ismini-hatırlamadığım-beyefendi bu konular hakkında kesinlikle benden çok daha fazla bilgiye sahip; samimi bir şekilde olaya müdahil oluyor. Hayrettin de onu aynı sıcaklıkla karşılıyor. Şöhretin Hayrettin'in kişiliğini olumsuz yönde etkilemediğini, farklı kesimlerden insanların içine karışıp onların dertlerini ve duygularını paylaşabilen biri olduğunu da bu noktada sezmeye başlıyorum. Bir bakıma YouTube'da 1,7 milyon, 'ta 2,4 milyon takipçisi olan bu adamın kişiliğini de anlamaya başlıyorum. Başlıyorum diyorum çünkü yemeğimiz sırasında anlattıklarıyla beni kendisi hakkında çok daha kapsamlı bir yolculuğa çıkarıyor.

Yemeklerimizin masayı donatmasına dakikalar kala Hayrettin, ses kayıt cihazının da kulak misafiri olacağı sohbetimize kendisiyle ilgili temel bilgilere değinerek başlıyor. Bundan 34 yıl önce İstanbul'da doğduğunu, baba tarafından aslen Oflu olduğunu, hayatının büyük bir kısmının İstanbul'da geçtiğini anlatıyor. Bu ana kadar da her şey normal seyrinde ilerliyor. Fakat ardından "Küçükken o kadar sessiz ve içine kapanıktım ki ailem bende bir sorun olduğunu düşünüp beni doktora götürmüştü." cümlesini kuruyor ve her şeyi bir anda değiştiriyor. Tabii, sonrasında şu cümleyi ekleme ihtiyacı da duyuyor, "Bir şey olmadığı ortaya çıkıyor sonrasında, elbette. Zamanla açılır diyorlardı. Öyle de oldu."

Karşımda oturan Hayrettin de tıpkı anlattığı Hayrettin gibi; zamanla açılıyor. Lobide ilk defa bir araya geldiğimizde ne kadar çekingense şu anda da o kadar rahat görünüyor. "Girdiği ortamlarda kendini açmak için, belki de, önce bir bekleme dönemine giriyordur." düşüncesi yayılıyor aklıma. Hayatındaki çoğu olay ve başarı için önce bir bekleme dönemine girdiğini işaret eden cümleleriyle bu tezimi destekliyor. "İlk çocuklukta geçirdiğim bu sessizlik döneminde, sanırım, insanları gözleyip kendimce aklıma notlar aldım. Lisede yavaş yavaş, üniversitede ise tam anlamıyla açıldım." diyor ve bir soluk aldıktan sonra, "Ama hani insanlar 'Üniversitede olgunlaştım.' cümlesini kurar ya, benim için bu olgunlaşma noktası dershane oldu." ifadesini ekliyor.

Anlattığına göre, Hayrettin'in üç-dört yıllık, uzun bir dershane süreci olmuş. Düz lise mezunu olan Hayrettin, lise yıllarında 'yaramaz, asi ve tembel' bir öğrenciymiş. Ailesi farklı bölümler okumasını istese de reklamcılık bölümünü okumak istediğini belirten Hayrettin, bu bölümü bir türlü kazanamadığı için de defalarca sınava girmiş. Bu dönemde dershaneye devam etmiş. Bu dönemi sorduğumda bana esprili bir dille cevap veriyor. "Dershanede üçüncü ya da dördüncü senemdi sanırım. Hani, son beş yılda sorulan soruların kitapları olur ya, arkadaşlarım bu kitapları almazdı." diyor. Nedenini sorduğumda ise ekliyor; "Direkt bana sorarlardı çünkü karşılarında tüm bu sınavları görmüş geçirmiş birisi var. Neden kitaplara para versinler ki?"

İşin mizahi yönünü bir kenara bıraktığımızda, Hayrettin bu dönemin komedyenlik yeteneğinin olgunlaşmasını sağladığını belirtiyor: "Ben dershanede insanları güldürebildiğimi, gerçekten bir komedyen altyapısı taşıdığımı fark ettim. İnsanları ders aralarında bir araya toplayıp güldürebiliyordum. Bu nedenle, dershanenin bana çok şey kattığını belirtmeliyim. Hani derler ya bir şey olmuyorsa hayırlısı diye, hakikaten demek ki benim de yıllarca üniversiteye girememem ve bu süreçte dershanede kendimi keşfetmem gerekiyormuş."

Hayrettin dershanedeki olgunlaşmasını tamamladıktan sonra 2004 yılında Kadir Has Üniversitesi Reklamcılık bölümüne ilk adımını atmış. "Neden reklamcılık?" diye sorduğumda, "Çünkü üretmeyi çok seviyordum. Her çocuk gibi, her genç gibi ben de kişiliğime en yakın, kendimi en iyi ispatlayacağım bölümü seçmek istedim." yanıtını veren Hayrettin, arkadaşları vasıtasıyla daha üniversitenin ikinci ayında okulun tiyatro kulübüne katılmış. Ardından da dört yıl boyunca bu kulüpte birçok oyun sergileyip turnelere katılmış ve oynadığı bir rolle de İstanbul Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından 'En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'ne layık görülmüş. Tabii, üniversite döneminde şu anki kariyerinin altyapısını hazırlayan tek olay bu olmamış.

Hayrettin bu dönemde arkadaşlarını güldürmenin ve tiyatro oyunlarında yer almanın yanı sıra bir çizgi roman dergisine espriler de vermeye başlamış. Bugünlere gelmesinde payı olan, üniversite döneminde gerçekleştirdiği diğer aktivitelere şu şekilde değiniyor: "Sanırım üniversite üçüncü ya da dördüncü sınıftaydım, Beyoğlu'nda bir mekânda stand-up gösterileri sahnelemeye başladım, bir yandan da reklam ajanslarında çalışıyordum. Metin yazarlığı yaptım, fikirler verdim; yaratıcılık konusunda hep aktiftim anlayacağın." Bu sözlerinin ardından yaratıcılığının en önemli meyvelerinden biri olan YouTube macerasının da yine bu yıllarda ortaya çıktığını öğreniyorum.

Daha üniversitenin ilk aylarından itibaren arkadaşlarıyla birlikte ilk skeçlerini çekmeye başlayan Hayrettin, bu dönemde çektikleri skeçleri YouTube'a yüklemeye başlamış. Bu dönemi, "Biz birkaç arkadaş, dersler biter bitmez dışarı çıkıp bir şeyler çekiyorduk. Birinin kamerası vardı, biri güzel senaryo yazıyordu, bense oynuyordum." sözleriyle anlatan Hayrettin, o zamanlar YouTube'un ABD'de bile yeni yeni popüler olmaya başladığı için Türkiye'de çok da bilinmediğini belirtiyor ve o zamanlar yaşadıklarını anlatıyor: "Videoları nereye çekiyorsunuz? Televizyona mı, radyoya mı, yoksa müzik kanalına mı?' diye soranlar oluyordu. 'YouTube için.' dediğimizde insanlar yüzümüze anlam veremeyen bakışlarla bakıyor, 'O nedir?' gibi sorular soruyorlardı. Videoların altına bir iki yorum geldiği zaman aşırı mutlu oluyorduk."

Tabii, bunların Hayrettin'in üniversite yıllarının başlarında, 2004- 2005 yıllarında olduğunu da belirtmek gerek. O zamanlar, Türkiye'de internetin durumunu düşündüğümüzde bu durum oldukça doğal aslında. Fakat 2009 yılına geldiğimizde internete erişimi bulunan kesim bir hayli artacak. Hayrettin de işte tam bu dönemde kariyerinin önemli yapı taşlarından 'Kızsız Adam' kısa filmini YouTube üzerinden yayımlayacak.

Dakikalar önce gelen soğuk başlangıçtan küçük lokmalar almaya başladığımız sırada sohbetimizi interaktif bir boyuta taşıyarak telefonumdan 'Kızsız Adam' videosunu açıyorum. Bir süre izliyoruz. Hayrettin'in gözlerindeki heyecanı ve ışıltıyı rahatlıkla görebiliyorum. Beklemediğim cümleler kurarak beni yeniden şaşırtıyor. "Çok kontrolsüzdüm o zamanlar." diyor heyecanla, küçük bir sessizliğin ardındansa ekliyor, "Şu anda jest ve mimiklerimin geliştiğini ve törpülendiğini çok rahat görebiliyorum. Ama yine de bu videoya dair hiçbir şeyi değiştirmezdim."

Videonun sonlarına yaklaşırken ise komedyen bu videonun nasıl ortaya çıktığını anlatmaya başlıyor. "'Issız Adam' filmi o zamanlar çok popülerdi. Herkes filme gidiyor, ağlayıp çıkıyordu. Biz de, 'Bu insanlar neden ağlıyor ki?' diye merak edip birkaç erkekten oluşan arkadaş grubumuzla sinemaya gidip filmi izledik ve 'Issız Adam' izlerken ağlayanlar furyasına biz de katıldık." diyerek açıklamaya başlıyor Hayrettin ve ekliyor, "Fakat filmden çıkan her erkek, 'Ben de bir 'ıssız adam'ım.' demeye başlıyordu. Film çok başarılıydı tabii fakat bize absürt gelen birkaç sahnesi de yok değildi. Biz de bunu biraz 'ti'ye almak için çok sevdiğimiz ve değer verdiğimiz yönetmen Çağan Irmak'ın bu filminin bir parodisini yapmaya karar verdik. Her şey de rastgitmişti; mesela videoda bir kek kullanmamız gerekiyordu ve annem bu planımızda habersiz o gün kek yapıp bize göndermişti. Videoda onu kullandık. Kısa film yayımlandıktan birkaç gün sonra oldukça ses getirdi. Annemin bu başarıyı öğrendikten sonraki yorumlarından biri ise, komik
gelecek belki ama, 'Bilseydim daha çok özenirdim.' oldu."

Hayrettin'in bu video sonrasında aldığı yorumlar ise genellikle olumlu olmuş. Böyle bir video çekmiş olmasına en çok şaşıran ise yine ailesi ve akrabalarıymış. "Annem babam inanamadı. Akrabalarım inanamadı. Çünkü akrabalarım beni hâlâ o sessiz çocuk olarak biliyordu. Bu videoyu çekerken ben zaten o eski sessiz çocuk değildim ama bunu görebilmeleri için böyle bir atakta bulunmam gerekiyormuş demek ki." diyor Hayrettin bu olayları anlatırken, sonrasında ise aldığı diğer yorumlara değiniyor, "İnsanlardan çok güzel dönüşler aldım. Yapmacık diyen de oldu, çok sevmeyenim de. Ama ilk kez o dönemde yolda görülüp tanınma olayını yaşadım. Ayrıca insanların fikrinin değiştiğini de sezdim: Yenilikçi bir komedi anlayışının, yeni nesil bir komedyenin geldiğini düşünmeye başlamışlardı."

Hayrettin ve ekibi, bu olumlu yorumlara ek olarak Çağan Irmak tarafından da bizzat tebrik edilmiş. Komedyen, o anı şu cümleleriyle özetliyor: "Arkadaşım bir gün beni aradı, 'Çağan Irmak bizi bulup Facebook'tan mesaj atmış.' dedi. Şaka yaptığını düşündüm ve 'Oğlum, sallama.' dedim. Dalga geçtiğini düşünüyordum. Meğer gerçekmiş." Irmak o dönemde Facebook'tan tebrik etmenin yeterli olmadığını düşünüyor olacak ki bu videoyu çeken öğrencilere başarılı olduklarını belirtmek için Hayrettin'in arkadaşının Cihangir'deki evini şahsen de ziyaret etmiş. Bu konuda Hayrettin, "Saatlerce bizimle oturup sohbet etti. Çok iyi bir iş başardığımızı, çok güldüğünü belirtti. O anda o güne kadarki tüm uğraşlarımın karşılığını aldığımı hissettim. Ama tabi, bu bir ekip işiydi. " diyor

Yemeklerimiz üzerinde dumanlar tüterek servis edilirken, Hayrettin bir anısını anlatmaya başlıyor: "Ortaokuldayım, şu anda tam olarak hatırlayamasam da, ya 'Beyaz Show'u ya da Okan Bayülgen'in programını izliyorum. Saat de gecenin yarısı. Ortaokula giden bir çocuğun çoktan uyumuş olması gereken bir saat yani. Annem beni TV karşısında gördü ve şöyle dedi: 'Zaten tembelsin, derslerine de çalışmıyorsun. Bari şu saate kadar TV karşısında oturma.' 'Anne bir gün beni orada, böyle bir şov sunarken göreceksin.' diyerek karşılık vermiştim kendimden emin bir şekilde. O da dalga geçercesine, 'Evet, evet. Hı, peki.' deyip bu sözlerimle bayağı gülüp eğlenmişti. 2011 senesinde 'Hayrettin' programını yapmaya başladığımda annem beni aradı ve 'Sen ne yaptın ya…' dedi, 'Beni haksız çıkardın, hakikaten küçükken dediğin gibi o noktaya ulaştın.' Ben unutmuştum bu olayı, annem kendi arayıp hatırlattı. Bu çoğu şeyi anlatıyor. Çocukken tek bir hedefim vardı; komedyen olmak, insanları güldürüp eğlendirmek istiyordum. Öyle de oldu."

Hayrettin'in bu isteklerini gerçekleştirebileceği ve kendi adını taşıyan 'Hayrettin' adlı program 2011 yılında yayımlanmaya başlamış. Büyük ilgi toplayan program, her ne kadar yayımlandığı kanalın el değiştirmesi nedeniyle ilk sezonu sonrasında ekranlara veda etmek durumunda kalsa da Hayrettin'in hedeflediği gibi daha fazla kişiye ulaşıp daha fazla tanınmasını sağlamış. Hayrettin bu esnada gerek bu talk show için gerekse YouTube için çektiği videolarla skeçlerine devam etmiş.

Programın bitmesinin ardından, metrobüs tanıtım reklamını tiye alarak metrobüste yaşanan gerçek hal ve durumları esprili bir dille anlatan 'metrobüs' videosunu yayımlamış. Kısa sürede bir efsane haline gelen bu video komedyenin ikinci büyük çıkışını yakalamasını sağlamış. "O videonun çekim aşaması gerçekten çok komikti." diyerek metrobüs videosunun yapım aşaması hakkında bilgi veren komedyen, o günü şöyle anlatıyor: "Biz en başta bu videoyu bir cast ajansından gelecek oyuncular ile çekmeyi düşündük. Fakat sonra düşündük ki metrobüsteki adamı en iyi oynayabilecek kişi yine metrobüsteki adamdır. Zaten biz durağa gittiğimizde de herkes anladı bu videoyu tiye alacağımızı ve herkes kendiliğinden videoda yer almak istedi. Dediğim gibi bir şey olacaksa her şey rastgidiyor. " Çok daha büyük çapta bir prodüksiyonun gerçekleştirildiğini düşündüğüm için bir kez daha şaşırıyorum.

"Yaratıcılığımı tazelemek için birkaç saat yalnız kalıyorum. Telefonumu bir kenara atıp düşüncelerimi dinliyorum. Bu benim için bir meditasyon."

Bu büyük başarının ardından hem ufkunu genişletmek hem de çevresini genişletmek adına Hayrettin bir süreliğine Los Angeles'a gitme kararı almış. Burada çektiği videolar aracılığı ile Türkiye'de kimsenin uzun süreli devam ettiremediği bir işi başararak yurtdışına da açılmış ve bu dönemde kariyerinde önemli bir çıkışa neden olacak yepyeni bir türe de geçiş atmış: Trol videoları, yani, muzip şakalar. Bu tür öngördüğü üzere oldukça ilgi toplamış. Hayrettin bu konuda, "Önce YouTuber, sonra 'talk showcu', sonrasında da 'trolcü' olmuştum. Bu üç özelliğimin ortak bir noktası vardı; internette olmalarıydı." diyor.

Her bir videosu yüz binler ya da milyonlarca tık alsa da bu yurtdışı videolarının en ünlüsü, kuşkusuz ki, Johnny Depp videosu olmuş. Hollywood'da lüks bir aracın içerisinde beklerken etraftaki ekipten birinin araçta Johnny Depp'in bulunduğu söylentisini yayması ve sonrasında gerçekleşen komik sahneleri ekrana yansıtan video büyük bir kesim tarafından kahkahalarla izlenmiş ve Hayrettin'in kariyerindeki üçüncü çıkışı yapmasını sağlamış. Bu türde öne çıkan diğer videoları ise Rusya'da çektiği 'Rusya Öğrenci Evi Baskını', Japonya'da çektiği 'Japonlara Korku Şakası' ve yine ABD'de çektiği 'ABD'de Bir Türk Olmak' olmuş.

Korku Şakası' ve yine ABD'de çektiği 'ABD'de Bir Türk Olmak' olmuş. Bu noktada, Hayrettin'e yurtdışında çektikleri bu videolar için nasıl bir süreçten geçtiklerini ve videolarında nelere dikkat ettiklerini sorma ihtiyacı hissediyorum. "İşe göre üç, işe göre 10 kişi olabilen bir ekip dinamiğimiz var; kurgucumuz, senaristimiz, fikir verenimiz, yapımcımız… Fakat genelde video için harcadığımız para ile YouTube'tan kazandığımız arasında dağlar kadar fark oluyor. Bu nedenle, çoğu zaman sponsorlar ile çalışmayı tercih ediyoruz." diyor Hayrettin ve sonrasında beni kırmızı çizgileri hakkında da bilgilendiriyor, "Videolarım için konu düşünürken bir şeyleri eğer çevremden çok duyuyorsam ilk olarak, 'Bir bakayım.' diyorum. Eğer sempatikse ve komedi tarzımı yansıtabileceksem de o konuya hemen güncelken el atıyorum. Din ve siyaset barındıran konulara da girmeyi de tercih etmiyorum, hassas konular

Söylediklerinden Hayrettin'in ekip çalışmalarını oldukça önemseyen biri olduğunu çıkarıyorum. O da bu düşüncemi, "Tek başıma çalışmak istemem. Ekipsiz yapamam ben. Bir ekiple olduğum zaman kendimi daha güvende ve daha tamamlanmış hissediyorum. Yaratıcılığım artıyor. Bence fikir fikri geliştiriyor." cümlesiyle destekliyor. Bu, bir bakıma, neden arka planda hep bir ekip bulundurduğunu da açıklıyor.

Tatlı ve çaylarımız masadaki yerlerini aldığında, ilk TV dizisi 'Kalk Gidelim' ve şu anki yaşamı hakkında konuşmaya başlıyoruz. "Bu sezon ilk TV dizime başladım. TV setinde olmak da çok güzel bir duyguymuş. Biraz farklı tabii. Fakat ekibim sayesinde heyecanımı rahatlıkla üzerimden atabiliyorum. Dizide Ercan isminde bir dolandırıcıyı oynuyorum. Arkadaşlarım duyduklarında 'Tam senlik bir rol!' dediler. Yani bu iyi mi kötü mü pek anlayamadım çünkü ben normal hayatımda maddi olarak değil manevi anlamda da insan sömürülmesinden nefret eden biriyim, sömürmem de." diyor Hayrettin dizisi ve rolünü anlatırken ve sonrasında bir itirafta bulunuyor, "O nedenle Ercan rolüne girmek ilk etapta beni bir parça zorladı. Şener Şen'in filmlerini izledim, yakın çevremdeki arkadaşlarımın dolandırıcı olan amcalarının, dayı Tatlı ve çaylarımız masadaki yerlerini aldığında, ilk TV dizisi 'Kalk Gidelim' ve şu anki yaşamı hakkında konuşmaya başlıyoruz. "Bu sezon ilk TV dizime başladım. TV setinde olmak da çok güzel bir duyguymuş. Biraz farklı tabii. Fakat ekibim sayesinde heyecanımı rahatlıkla üzerimden atabiliyorum. Dizide Ercan isminde bir dolandırıcıyı oynuyorum. Arkadaşlarım duyduklarında 'Tam senlik bir rol!' dediler. Yani bu iyi mi kötü mü pek anlayamadım çünkü ben normal hayatımda maddi olarak değil manevi anlamda da insan sömürülmesinden nefret eden biriyim, sömürmem de." diyor Hayrettin dizisi ve rolünü anlatırken ve sonrasında bir itirafta bulunuyor, "O nedenle Ercan rolüne girmek ilk etapta beni bir parça zorladı. Şener Şen'in filmlerini izledim, yakın çevremdeki arkadaşlarımın dolandırıcı olan amcalarının, dayılarının, eniştelerinin hikâyelerini dinledim ve bu kişilerin fotoğrafına bakıp mimiklerini hayal ettim. Şu
anda kendimi çok daha başarılı hissediyorum. Hiç zorlanmıyorum. Yakın zamanda daha da iyi olacağımı düşünüyorum.".

Daha önce sinema yapımlarında da yer alan Hayrettin 'Gelecekten Bir Gün' isimli filmde de kendine yakın bir karakteri canlandırdığı için pek zorlanmamış. 'Vezir Parmağı'nda canlandırdığı rol ise onun için bir hayli uğraştırıcıymış, fakat bu koşullar altında bile oldukça eğlenceli bir rol ve set olmuş. Buna paralel olarak, canlandırmak istediği, hayalindeki rolden bahsediyor: "Ben aslında Kolombiya'dan gelen bir kaçakçı rolünü canlandırmak isterdim," diyor ve ekliyor, "O kaçakçıların altın dişlerini, giyim tarzlarını seviyorum. O tarz filmleri oldukça fazla izlediğim için de olabilir. Sürekli bir tehlike ve aksiyon içinde olsalar da rahat görünen insanlar. Ben de trol videolarında sürekli bir tehlike içindeyim. O yüzden bir yakınlık hissediyorum, herhalde." Ardından kendiliğinden hayalindeki diğer bir aktiviteyi de dillendiriyor: Müzik. "Arabesk müziği ve name yapmayı çok seviyorum. Ağdalı, nameli şarkılar dinlemeyi, şarkı söylemeyi çok seviyorum. Yakın zamanda bir film projem var ve belki, filmle beraber 'soundtrack'te bir şarkı da seslendiririm." Hayrettin'in videolarında kimi zaman şarkı söylediğini biliyorum, fakat böyle bir hayalinin olduğunu duymak yine şaşırmama neden oluyor.

Müzikten konuştuğumuz esnada Hayrettin heyecanla henüz duyurulmamış filmine de biraz değiniyor: "Aralık gibi Los Angeles'ta çekeceğimiz bir proje var. Bir Türk'ün ABD'de başına gelenlerin anlatıldığı trajikomik bir hikâye. 2019'da vizyona gireceğiz, kısmetse. İnşallah o filmle bu zamana kadar harcadığım emeğim karşılığını alacağım."

Bu denli yoğun hayatı olan birinin günlük yaşantısını da merak etmeme neden oluyor bu cümleler. "Hayrettin gün içerisinde neler yapar, stresten nasıl arınır, yaratıcılığını nasıl artırır?" diye soruyorum. "Sıradan bir hayatım var. Boş zamanlarımda arkadaşlarımla toplanıp PlayStation oynadığımız, festivaller ve konserlere katıldığımız bir hayat..." diyor ve ardından pek de sıradan olmayan kısımlarını sıralamaya başlıyor: "Bunun yanında yine arkadaşlarımla 'kamera olmadan' sokakta insanları trollemeyi çok severim. Seri filmleri peş peşe izlediğimiz aktiviteler yapmayı, farklı tatlar denemeyi farklı mutfaklarla tanışmayı da severim. " Stresten arınma ve yaratıcılık konusuna geldiğinde ise çizgisi 'grup insanı' çizgisinin dışına çıkıyor; yalnız kalarak stresten arınıp yaratıcılığını artırdığını belirtiyor: "Yaratıcılığımın yeniden ortaya çıkabilmesi için birkaç saat tek başıma kalıyorum. Hiçbir şey düşünmüyorum. Yalnızca sinemaya gidiyorum. Telefonu bir kenara atıyorum, beynimi dinlendiriyorum. Bu benim için bir meditasyon aslında." Çekimimiz sırasında bir bakıma bunu yansıttığını düşünüyorum içimden o anda.

Sohbetimiz sona gelirken, başladığımız yere yani komediye dönüyoruz. Bu anda artık masamızdan kalkmış, yürüyen merdivenlere doğru ilerler vaziyetteyiz. Hayrettin'den Türkiye'de komedinin durumunu değerlendirmesini istiyorum. O da efendi üslubunu pek bozmadan, "Eskisi gibi gülemiyorum artık." diyor ve ekliyor, "Gülecek kimseyi de bulamıyorum, üzülüyorum. Gülmek için televizyonu açıyorum. Yok. Talk show'lar da birer birer yayından kaldırılıyor. Ben kişileri en fazla güldüren programların talk showlar olduğunu düşünüyorum."

"Artık komedyenlik de TV'den YouTube'a kayıyor. İyi bir komedyenin iyi niyetli, dili iyi kullanabilen ve insanları güldürebilen biri olması gerek. Bunun matematiği yok. Salt güldürebilmek de yeterli değil. Fakat şunu söyleyebilirim; yeni komedyenimiz, Türkiye'yi güldürecek adam YouTube'dan çıkacak." diyor son olarak ve ardından benimle vedalaşıp merdivenlerden aşağı doğru iniyor. Gidişini izlerken bense kafamda kendimce oluşturduğum bir sonuçla baş başa kalıyorum. Söylediğiyle beni son bir kez daha şaşırtıyor. Çünkü ben tarif ettiği bu kişinin zaten ta kendisi olduğunu düşünüyorum; videolarını izlemeye başladığım ilk andan beri.

Fotoğraf Asistanı Mustafa SAPMAZ
Saç Mustafa BALCI
Makyaj Elif KAYRAN
Fairmont Quasar İstanbul ve Ukiyo'ya teşekkür ederiz.

BİZE ULAŞIN