Modern dünya savaşı

Doğu ve Batı arasındaki klasik mücadele kaldığı yerden devam ediyor. Toprağa gömülen savaş baltaları yerini gümrük vergileri ve ticaret açığına bıraktı. ABD ve Çin arasında yaşanan münakaşa küresel çapta etki yaratmaya hazırlanırken bugünün dünyasında küreselleşme raf ömrünü doldurdu. Modern dünya savaşı, ‘ticaret’ başlığıyla çoktan başladı!

Yazı Baran ALIŞKAN

Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığınız zaman, medeniyetlerin yıllar yılı girdikleri savaşlarla birbirine üstünlük kurmaya çalıştığına şahit olacaksınız. Temel sebepler hiç değişmedi: Daha fazla toprağa, altına sahip olmak ya da mensubu olunan dini yaymak... Zamanla savaşlarımızda önce kas gücünü barutla değiştirdik, ardından yi başrole koyduk. Şimdiyse bir süredir uğruna savaşılan 'para'nın hem bir araç hem de bir amaç haline dönüştüğünü görüyoruz. Son dönemde gündemin demirbaşı ABD Başkanı Donald , elbette bu meselede de ön plana çıkıyor. Bir tarafta ABD'nin 45. başkanı, süper güç olmanın ağırbaşlılığını bir kenara koyarak deyim yerindeyse mahallenin kabadayısı gibi "Önüne gelene posta koyuyor" ve çoğu zaman bunu yaparken kimseye danışmıyor. (Biz Trump'ın açıklamalarına onaylamadıklarını söyleyen yetkililerin yalancısıyız.) Diğer
taraftaysa tarih boyunca Doğu'nun en eski medeniyetlerinden biri olan , dünyada kendine yeni bir rol biçerken karşısında Batı medeniyetinin bıçkın delikanlısı ABD'yi buluyor.

Çağımızın yeni savaşı ekonomiler üzerinden yapılıyor, üstelik iki dünya devi de bu savaşın ana aktörü... İki ekolün karşılıklı çıkışlarıyla baş gösteren ticaret savaşı, modern dünyada savaşların ekonomik olarak gerçekleşeceğini gözler önüne seriyor. "Savaş taş ve sopalarla yapılacak." ya da "Su için savaşlar çıkacak." teorilerini çürüten bu ikili, yeni bir dünya savaşının fitilini çoktan ateşledi. ABD ve Rusya arasındaki teknolojik gelişmeler ve blöflerle süren Soğuk Savaş'a şahit olanlar daha somut bir savaş görecek, fakat Birinci veya İkinci Dünya Savaşı'na benzer bir hadise bekleyenler yeterince tatmin olmayacak. Bu noktada uzmanların küresel çapta büyük etkilere ulaşmasını bekledikleri ticaret savaşını irdeliyoruz. Müsaadenizle küresel piyasaları bir ringe benzetiyor; ABD'yi mavi, Çin'i ise kırmızı köşeye oturtuyoruz.

Mavi Köşe: ABD

Mavi köşedeki ABD, 2016 yılında başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump ile birlikte birtakım politikaları geride bıraktı. (Eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan Paris İklim Anlaşması ve İran'la sağlanan Nükleer Anlaşma'dan çekilmek gibi…)

Başarılı iş kariyeri, çılgın vaatleri ve meşhur tweetleri ile başkanlık koltuğuna oturduktan sonra Trump'ın daha sakin ve makul birine dönüşmesi bekleniyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve yeni başkan bildiğini okumaya başladı. Başkan Trump, kendine has tarzı ile Beyaz Saray kariyerinde de medyanın ilgi odağı olmayı başardı. Merak etmeyin, meseleye anketlerin beklemediği başarıyı göstererek kazandığı seçimden başlamayacağız. Fakat nasıl bir imaja sahip olduğunun altını çizmek adına bu satırların eklenmesini zaruri gördük. 'Şaşkınlıkla izlenen çıkışlar' kalıbının altını çizmek istiyoruz, çünkü küresel olayların ve ekonomilerin kilit rolünü oynayan bir ülkenin başkanı olmak elbette ki sorumlulukları da artırıyor. Buna rağmen , G7 ve AB ile yaşadığı diyaloglar pek de iç açıcı görünmüyor. (ABD ve Meksika arasına örmek istediği duvarı da
unutmayalım!)

İlk etapta Trump, NATO harcamalarında ABD'den faydalanıldığı ve diğer üye ülkelerin de katkılarını artırması gerektiğini istedi ve 'ticari olaylar' birbirini takip etti. Belki konu daha farklı şekilde de cereyan edebilirdi ama kendine has tarzı, yani üslubu konuyu farklı noktalara getirdi. Bir diğer konu: G7 ve AB ile girilen münakaşalar. G7 zirvesinin ardından yine ticaret konusunda "Üzgünüm, arkadaşlarımızın ve düşmanlarımızın ticarette bizden faydalanmalarına daha fazla izin veremeyiz. ABD'li çalışanlar önceliğimiz olmak zorunda." diyerek bir cephe daha açtı. (Aslında "ABD'yi Yeniden Yücelt!" sloganıyla seçim kazanmış biri için gayet doğru bir hamle.) Son olarak AB ülkelerine karşı gümrük vergilerini artırma tartışması yeni bir ticaret savaşı ihtimalini ortaya çıkardı. Neyse ki karşılıklı anlaşmayla gümrükleri kaldırma yoluna girildi ve bir cephenin sakince kapandığını gördük. Görüldüğü üzere takvim hayli yoğun ve aksiyonu bol… Her şeyin çok hızlı değiştiği günümüzde bu tip tartışmalar da aynı hızda parlayıp sönüyor. Ama Çin ve ABD arasındaki mesele küresel ekonomiler için biraz daha can sıkıcı bir hal alacak gibi görünüyor.

Uluslararası Para Fonu () ticaret savaşının, yıllardır dünya ekonomisinde yaşanan büyümeyi besleyen çok taraflı kurallara dayalı ticaret sistemini güçlendirmekten ziyade parçalanması tehlikesiyle karşı karşıya bırakabileceği konusunda uyarıyor. Henüz felaket senaryoları gerçekleşemeden yüzümüzü Çin'e çeviriyoruz… Kırmızı köşede: Doğu'nun parlayan yıldızı Çin!

ABD'nin en çok ticaret açığı verdiği 5 ülke*
Çin, Meksika, Japonya, Almanya, İrlanda

Kırmızı Köşe: Çin

Modern dünyada; endüstri hamleleri, futbol dünyasında yeni sahiplikleri ve tarihsel tecrübesiyle artık Çin hakkında birçok yeni şey biliyoruz. Muhtemelen yıllar önce Çin'i düşünsek aklımıza dünyanın en uzun seddine sahip fazlasıyla kalabalık bir ülke gelirdi. Oysa son yıllarda özellikle üretimde ve ekonomide başardıklarıyla sürekli gündemde olan bir diğer süper güçten bahsediyoruz. Belki konuya futboldan yaklaşsak daha yumuşak bir giriş yapmış oluruz. Çin için dünya yıldızlarını yüksek maliyetli sözleşmeler ve uçuk bonservis bedelleriyle kendi liglerinde oynatan, Avrupa'nın köklü kulüplerinin yönetimine giren ve söz sahibi olan yeni futbol ülkesi diyebiliriz. Manchester City, Milan ve Inter gibi birçok kulüp Çinli yatırımcılara sahip. (Hissedarlar için işler son dönemde iyi gitmese de hâlâ kulüplerin hisselerini ellerinde bulunduranlar mevcut.) Bu sayede hafızamıza '' algısının yanına olumlu maddeler eklediklerini kabul edelim. Çin, tüm bunların yanı sıra, 'Çin Malı 2025' projesiyle tüm sektörlerde teknolojik olarak gelişmeyi ve yenilenmeyi amaçlıyor ve yerli malını 'en iyi' hale getirmeyi hedefliyor. Çin'i anlamak için bu da yetmediyse, bir süredir tarihi 'İpek Yolu'nu "Bir kuşak, bir yol." adı altında yeniden canlandırmak amacıyla çalışmalara başladığını söyleyelim. Ayrıca, takvimler 2030'u gösterdiğinde dünyanın yapay zekâ merkezi olma istekleri de cabası.

Çin, tüm hedefleri ve projeleri için çalışmalarını sürdürürken mavi köşeden Donald Trump, teknoloji hırsızlığı ve adaletsiz ticaret uygulamalarını sebep göstererek somut adımlar atmaya karar verdi. Çin'in kendi para birimini manipüle ederek ve de faiz oranlarını indirerek bu adaletsizliği sağladığı görüşünde. "Make America Great Again!" sloganının hakkını verircesine ülke ekonomisini korumayı amaçladığı kesin. Anlayacağınız ilk yumruk mavi köşeden geldi…

…Ve Ticaret Savaşı

ABD, Çin ile ticaret savaşına geçtiğimiz mart ayında ithal çelik ve alüminyuma yüzde 10 ve yüzde 25 ek gümrük vergisi getirerek başladı. Fakat bu noktada şaşırtıcı olan Çin'in cevap vermekten asla çekinmiyor oluşuydu. Bu, Rusya ve ABD arasındaki mücadeleden sonra alışık olduğumuz bir durum değil. Cevap olarak, 128 ABD menşeili ürüne yüzde 15 ve 25 arasında değişen bir tarife uygulanmaya başlandı. Mavi köşede ABD, haziran ortasında Çin'den ithal edilen 50 milyar dolar değerindeki bini aşkın teknoloji ürününe yüzde 25 ek gümrük tarifesi uygulayacağını duyurdu. Kırmızı köşedeki Çin ise, ABD'den ithal ettiği 50 milyar dolarlık ithal ürüne yüzde 25 gümrük uygulayacağını duyurdu. Elbette Başkan Trump bu karşılığı gördü ve artırdı… ABD, 200 milyar dolarlık yeni bir ek vergi talimatı verdi. Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü Gao Fıng'ın "Çin asla ilk ateş eden taraf olmayacak, ancak ABD, vergi tedbirleri aldığı takdirde Çin de kendi ülkesinin çıkarlarını korumak için karşılık vermeye mecbur kalacaktır." sözleriyle de tarafların kolay kolay pes etmeyeceğinin sinyalini verdi.

ABD'nin Çin'e karşı verdiği ticari açık, ileride küresel anlamda tüm dünyaya zarar verebilecek bir mücadeleye dönüştü. Karşılıklı ek gümrük vergileri cesurca artırılırken saat farkı gözetmeden kolaylıkla kararlar alınıyor. Muhtemelen iki ülke de tüm senaryoları daha önce çalışmış. Ekonomist ve Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin'e göre, Trump iki ülke arasındaki geçmiş tecrübeden cesaret alarak sınırları zorluyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan önce ABD yine Çin'e karşı dış ticaret açığı veriyor ve Başkan Roosevelt'in hamleleriyle Çin'in para birimi 'yuan' değer kazanıyordu. Fakat şimdiki mücadelenin kimseye bir şey kazandırmayacağı yönünde fikir belirtiyor, Alkin. Ona göre Trump, ABD'ye ihracat yapan firmaların yine Amerikan şirketleri olduğunu hesaba katmıyor olabilir. İki teoriden bahsediyor Alkin; Trump, Amerikan şirketlerinin yeni duruma kolayca adapte olacağı ve 50-60 bin kişinin çalıştığı fabrikaların ABD'de de kurulabileceğini düşünüyor olabilir. Diğer teori ise 'En Güçlü Şirketler Listesi'nde yer alan şirketlere müdahale etme isteği. Beyhude bir istek olarak yorumlanan bu teorinin sonunda dünyanın felakete uğrayana kadar sürdürülme ihtimali de var.

Ticaret savaşının diğer tarafı Çin'e baktığımızda, "Bence Çinliler, Trump'ın bu çıkışlarını 'Bu da geçer' tarzında izliyorlar. Tabii, Şi Cinping'in de istediği kanun değişikliklerini yaparak mutlak güce kavuştuğunu hatırlatmak lazım. Liberal gözükmeye çalışıyor olabilirler ama otokrasi zirve yaptı Çin'de. Dolayısıyla kimsenin kimseye söyleyecek lafı yok." diyor Alkin. Tam bu noktada Çin'deki sansür idaresinin ticaret savaşının abartılmaması yönünde televizyonlara uyarıda bulunmasını da ekleyince sanki taşlar yerine oturuyor, ne dersiniz? Uzaktan bakıldığında Çin'in geleceğinin parlak olup olmadığı net gözükmezken Çinlilerin önemli bir kısmının parlak bir gelecek yaratmak için çalıştığı görülebiliyor. Bu gibi ticari savaşlarda yerli üreticinin direksiyona geçmesi ve ihtiyaçları karşılamak için çalışması gayet olağan. Fakat uzun vadede iç sanayi fazlasıyla etkilenebilir. Ülkedeki rekabet eksikliğinden dolayı kalitenin düşmesi de muhtemel. Ayrıca kısıtlamalar dolayısıyla ithal ürünlerin fiyatının artması da cabası. Prof. Dr. Emre Alkin, Trump'ın bu davranışlarının sıcak çatışmayı tetikleyebileceğini öngörüyor. Alkin, dünyanın fabrika ayarlarıyla fazla oynandığını düşünürken, Kuzey Kore için uygulanan "Önce ger, sonra gevşet." politikasının başarılı olmasının cesaret vermiş olabileceği üzerinde duruyor. Ancak bu tip politikaların Çin, Rusya, İran ve Türkiye'ye karşı başarılı olamayacağı görüşünü de ekliyor.

Çin'in üretim maliyetlerini düşük tutmak amacıyla kendi para birimini değersizleştirmesi ve Çin'de üretim yapan ABD şirketinin tekrar ABD'ye ihracat yapması iki ülkenin karmaşık ilişkilere sahip olduğunu gösteriyor. Çin'in konuyu Dünya Ticaret Örgütü'ne şikâyet ederken karşı açıklama tabii ki gecikmedi. ABD'nin Dünya Ticaret Örgütü temsilcisi Dennis Shea'ye göre, iki ülke arasında 'hesaplaşmanın' acil ve örgütün çözemeyeceği kadar büyük bir konu olduğunu öğrendik. Trump, ek gümrük vergilerinin üzerine 200 milyar dolarlık gümrük vergisi daha ekledi. Çin yönetimi bunu 'alışılageldik kabadayılık' olarak yorumlarken karşı vergilerden de geri kalmıyor.

Dünya, ekonomik bunalımları daha sık yaşamaya başlamışken iki büyük ekonominin savaşına hazırlıklı yakalandı demek mümkün değil. İthalat ve ihracat hacmi yüksek iki ülkenin çatışması küresel çapta tüm ekonomileri etkileyecek gibi görünüyor. 'Küreselleşme' sonucunda bunun gerçekleşmemesini beklemek ise saflık olurdu. Yakın dönemde deglobalizasyon (Walden Bello'nun Capitalism's Last Stand: Deglobalization in the age of Austerity adlı kitabını inceleyebilirsiniz.) kavramını daha çok duyabiliriz. Çünkü küreselleşme trendinden sonra tam tersine küreselleşmeyle karşılaşabiliriz. Bu düzenin tersine işleyişini merakla takip edeceğimiz kesin. Dünyanın en sıcak coğrafyasında yaşamıyormuş gibi bir de nur topu gibi bir modern dünya savaşına tanık oluyoruz. Artık parayı silah olarak kullanmaya başladığımıza göre sizce sırada ne var? Belki oksijen, belki de başka bir gezegen üzerinde hak iddia etmek... Sonrası yeniden, bildiğiniz gibi tarihin tekerrürü.

BİZE ULAŞIN