Geçtiğimiz ay, eski tartışmalardan biri tekrar alevlendi: hesabı kadın mı ödemeli yoksa erkek mi? Bu vesilesiyle karşımıza kendilerine dayatılan rolleri reddeden erkekler çıktı. Onlara kulak vermesek olmazdı.

Giriş Tarihi: 26.05.2018 15:40

Yazı Baran ALIŞKAN

Çok değil, birkaç hafta önce, sosyal medyada "Hesabı ödemeli mi, ödememeli mi?" tartışmaları yürütülüyordu. Olaydan haberi olmayanlar için kısaca bahsedelim: Televizyon dünyasının tanıdık isimlerinden Burcu Esmersoy, YouTube kanalında "İlk buluşmada çantamda neler olmalı?" başlıklı bir video yayımladı. Bu videoda "Erkek arkadaşınızla birliktesiniz, cüzdana ihtiyacınız olmayabilir," diyerek tartışmanın fitilini ateşledi. Kendisi "…Ne olur ne olmazcıyım, mutlaka yanıma para almaya çalışıyorum," demiş olsa bile mesele dallanıp budaklandı. Aslında bu tartışma ekmeğime yağ sürdü, yani benim keyfim yerinde… Çünkü dijital platformlarda ve sokakta konudan haberdar herkes fikir beyan ediyor ve birçok bakış açısından zahmetsizce faydalanıyordum. Kimisi ödemeli, kimisi asla ödememeli derken hatırı sayılır bir kitle de bu işin cinsiyetle alakalı olmadığını ve maddi duruma göre durumun değişebileceğini savunuyordu. Bazı erkekler, bu meselenin kural olamayacağı noktasında isyan ederken pek çok da aynı şeyi düşünüyor. Anlayacağınız dayatılan normlar konusunda artık kadın-erkek omuz omuza mücadele ediyor.

Aslına bakarsanız son yıllarda bildiğimiz her şey değişiyor. Dünya, insanlar ve ilişkiler hızla dönüşüm geçiriyor. Bizler de bu hıza ayak uydurmaya çalışıyoruz.

Yönetimler daha milliyetçi-muhafazakâr eksene kayarken, günlük yaşamda özgürlükçü hareketler olabiliyor. Feministler yıllardır verdikleri mücadele sonucunda belli kazanımlar elde etse de daha gidilecek çok yol var. Çevreci toplulukların küresel ısınma feryatları ise artık daha duyulur hale geldi. Yani dengeler hızla değişiyor. Hazır söz değişimden açılmışken bir süredir forumlar, sözlükler ve internet sitelerinde rastgeldiğim bir konudan bahsetmek istiyorum. "M.G.T.O.W." (Men Going Their Own Way) yani kendi yoluna giden erkekler, son yıllarda daha görünür bir topluluk haline geldi. Ancak belirtmeliyiz ki, bu yazıda yalnızca erkekleri konu alan cinsiyetçi bir bakış açısına sahip değiliz. Yazacaklarımız hepimizi ilgilendiriyor.



Batı'da insanların uzun zamandır yaşamlarını bireysellik üzerine kurduğunu görüyoruz. Bizim kültürümüzde ise topluluklar halinde yaşamak daha olağan karşılanıyor. Hayat gailesinin üzerine bir de bireysel olma isteği eklenince boşanma eylemlerinde de artış görüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre geçtiğimiz yıl evlenme oranları düşerken boşanma sayıları bir önceki yıla oranla yüzde 1,8 artmış. Evlenme-boşanma istatistiklerini, bu konulardan ağzı yanmış kişilerin benimsediği yaşam stiline dikkat çekmek için kullandım. Adından da anlaşılacağı üzere toplumun kendine biçtiği rolleri reddederek kendi 'seçtikleri' yoldan gitmeye karar vermiş kişiler, bu oranları fazlasıyla etkiliyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bunun bir ekip ya da topluluk olmadığı, başlı başına bir yaşam stili ve felsefesi olarak görülmesi gerektiği. Peki, kendi yoluna gitme kavramı nasıl işliyor? Öncelikle, günümüz Türk toplumunda bir erkekten beklenenleri düşünmenizi istiyorum. İlk aklınıza gelenler yüksek ihtimalle eğitimini tamamlaması, askere gitmesi ardından evlenip bir yuva kurması olarak sıralanabilir. Tabii bu kriterleri karşılamak adına iyi bir eğitim almak, yüksek kazançlı işlerde çalışmak ve askerlik görevini tamamlamış olmak gerekiyor. Fakat başka bir yol seçme meselesini konuştuğumuza göre bahsi geçen yuva kurma eylemine daha özenli yaklaşmak gerekiyor. Çünkü bu kural olamayacak kadar öznel bir kavram. Tam da bu noktada toplumun verdiği 'yapılacaklar listesi' kıvamındaki gelecek planlarını ve günümüz ilişki dinamiklerinin reddedildiğini hayal edin. Ve "Önce ben." dediğinizi…

Modern dünyada iki kişinin, aralarında bir ilişkiyi başlaması için belli aşamaları atlatması gerekiyor. Tanışma, kur yapma, flört etme gibi ritüellerin ardından taraflar ilişkiyi resmileştirerek evlilik müessesine dönüştürür. 'M.G.T.O.W.' yaşam tarzını benimseyen erkekler ise bu düzeni reddedip kendisine tanımlanan toplumsal rolün dışına yaşamayı hedefliyor. Anavatanı Amerika Birleşik Devletleri olan bu yaşam tarzı, çıkış noktası olarak geçmiş tecrübeleri gösteriyor. Suistimal edilmiş ilişkiler, kötü sonuçlanmış evlilikler, ağır nafakalar ya da boşa geçirilmiş bir hayat, bu felsefeye yakınlaştıran etkenler olarak göze çarpıyor. Farklı toplumlarda farklı biçimlerde ve isimlerde ortaya çıkan yaşam stili son yıllarda ülkemizde de konuşulmaya başladı. Kimileri bu kavramı benimseyerek, kimileri de farkında olmaksızın bu şekilde hayatlarını sürdürüyor. 21. yüzyılın yükselen trendi olarak gösterilen bu kavramı bir öğreti olarak görmeyin, çünkü belli kurallar temelinde yükselmiş, sınırları olan bir yapıya sahip değil. Anlayacağınız, herkes bunu kendi yaşamında uygulamakta özgür ve özgün olabilir. Yine dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de kadınlara karşı düşmanlık ya da nefret, intikam gibi hisler beslemenin söz konusu olmaması.



"Ateş kadar eski değil ama ilk icat kadar eski bir sosyal fenomen"… Bu tanım 'M.G.T.O.W' internet sitesinde yer alan tarihçeden yalnızca bir parça. Bir erkeğin en büyük başarısının evlenmek ya da çocuk yapmak olmadığını, çok daha büyük hedefleri olduğu savunuyorlar. Dünyada yaşamış erkeklerin yarısından fazlasının çocuk yapmadığını hatırlatırken, –bizce bu konuda kadınlara haksızlık ediliyor ama– dünyayı değiştirmekle meşgul olduklarını iddia ediyorlar. İlk hareket yasaları ise tanıdık bir isimden geliyor: "Sakın bir şey yapma. Orada dur." sözleriyle ! Hatta tarihte, onlar gibi düşünen birçok kanaat önderi olduğu görüşündeler.

İddialı Bir Liste
www.mgtow.com'a göre

'Kendi yoluna giden erkekler'
Arthur Schopenhauer, Nikola Tesla, Isaac Netwon, Wilbur Wright, Friedrich Nietzsche, Ludwig van Beethoven, Giacomo Casanova, Gustave Flaubert, Galileo Galilei, Edward Gibbon, Vincent van Gogh, Oliver Goldsmith, Thomas Hobbes, David Hume, Washington Irving, Henry James, Franz Kafka, Immanuel Kant, John Locke, Michelangelo, Blaise Pascal, Alexander Pope, Marcel Proust, Maurice Ravel, George Santayana, Jean-Paul Sartre, Franz Schubert, Benedict de Spinoza, Herbert Spencer, Henri Beyle Stendhal, Jonathan Swift, Henry David Thoreau, Leonardo da Vinci, Plato



Kendi yoluna giden erkeklere karşı genel düşünce; kızgın, küskün, başarısız veya korkak kişiler olduğu yönünde seyrediyor. Kapitalizmin hayatlarımızın merkezine koyduğu tüketim kültürü ve tektipleşme hareketi, ilişkilere ve iletişime de fazlasıyla yansıdı. Bir de mevcut kültür mirası hesaba katılınca işler değişiyor. Erkekseniz otomobil kullanır, kadınsanız pembe giyersiniz; erkekseniz ağlayamaz, kadınsanız futbol oynayamazsınız. Sosyal hayatın içinden çıkmış bu kavrama göre kendi yoluna gitmeyi seçen erkekler, ilişkilerin modern dünyada kadınların istekleri üzerine kurulduğunu iddia ediyor. Buluşma teklifleri, ilan-ı aşklar, uğradıkları haksız iftiralardan, boşanma davalarında kaybedilen mülkler ve haklar, partneri tarafından değersiz hissettirilmiş sevgililer ve maddi anlamda sömürülmüş ilişkiler. (Hesabı erkek öder meselesi burada devreye giriyor, bu sahiden bir kural mıydı?) Tüm bu maddeler alt alta geldiğinde "Biz ne yapıyoruz?" sorusunu soran ve aydınlandığını iddia ederek M.G.T.O.W. yaşam tarzını benimsemiş erkekler, sessiz bir eylemle direksiyonu başka bir yola kırıyor. Geçmiş tecrübelerine dayanarak hatalarından ders almış biri, her şeyi bırakarak bir dağ evine yerleşmiyor elbette. Gözümüzde canlanan toplumdan soyutlanmış erkekleri hemen unutalım! Aksine, sosyal olarak daha aktif, bakımlı ve başarılı biri olarak gerçekten kendi için yaşayan birine dönüşmeniz gerekiyor. Karşı cinsle daha iyi ilişkiler kurmaya devam eden biri olabilirsiniz. Fakat fedakâr ilişkiler yaşamak yasaklılar listesinde yer alıyor. Anlayacağınız komedilerle anlatılan ilişkilerden birini yaşamayacaksınız. Asıl olan ilişki değil, kişinin kendisidir düşüncesinden hareketle insanın kişisel gelişimine önem vermesi gerektiği belirtiliyor. Entelektüel olarak birikim kazanmalı, kariyer hedeflerini ikişer basamak atlamalı, düzenli spor yaparak sağlıklı ve fit olmalısınız. Bir saniye, tüm bunlar bugüne kadar birini etkilemek için verilen tavsiyeler değil miydi? Evet, bütün meselenin çıkış noktasına geldik! Zihinsel ve fiziksel gelişimi sağlayacak her aktivite kişinin kendisine yapabileceği en önemli yatırım. Bu zamana kadar ilişkiler için verilmiş tavsiyeleri artık kendi hayatı için gerçekleştirmeye karar veren biriyseniz zaten kendi yaşam stilinizi oluşturmuşsunuz demektir.

'M.G.T.O.W.' ya da başka bir kavram ile birlikte ya da değil, günümüzde cinsiyet eşitliğini savunmak hepimiz için daha iyi şartlar adına büyük bir kazanım. Nasıl ki kadın haklarını savunmak için kadın olmak gerekmiyorsa, erkeklerin dertlerini anlamak için de aynı şeyler geçerli. 'de daha farklı tecrübelerle bu yaşam stiline dahil olan erkeklerle, bu coğrafyadakiler elbette farklılık gösteriyor. Ülkemizde çalışmamak, cinsel yakınlaşmayı reddetmek ya da çocuk istememek, boşanma davalarında erkekleri mağdur eden konulardan bazıları olarak karşımıza çıkabiliyor. Ve bu tercihler, yüklü nafakalar olarak erkeklere geri dönebiliyor.



M.G.T.O.W., bir nevi güvenli bölge yaratma çabası aslında. Cinselliği, flörtü, ilişkiyi reddetmiyor sadece tek taraflı fedakârlık isteyen ilişkilerden uzak duruyor. Toplumun evlilikle birlikte yüklediği sorumluluklardan kaçmıyor, bahsi geçen sorumlulukların eşit dağıtılmamasından şikâyet edip reddediyor. İzole bir yaşam sürmekten ziyade daha sosyal ve aktif bir hayat sürmeyi tavsiye ediyor. Duygusal manipülasyon (Gaslighting) yüzünden kendilerini değersiz ve yetersiz hissettiren insanlara karşı çıkıyor. Kaldı ki bir adım geriden baktığımızda bu tip meselelerin her iki cinsiyeti de etkilediğini fark edebilirsiniz. Kendi yolunuza gitme eylemi cinsiyetten bağımsız bir hareket. Daha iyisini ve daha mutlu olmayı hak ettiğiniz konusunda sözleşelim, çünkü bunun birçok yöntemi var. Partnerinizi mutlu ederken kendinizi de gözetirseniz tabii.

BİZE ULAŞIN