'u kızı Güner Özkul anlattı

Türk sinemasının usta isimlerinden Münir Özkul, 93 yaşında, evinde vefat etti. Münir Özkul'u kızı Güner Özkul, Esquire Türkiye'ye işte böyle anlatmıştı...

>Babamın, belki paragraf paragraf ya da hikâyeleştirerek verdiği öğütler olmadı ama yaşanan olaylar üzerinden kurduğu cümleler, belli düsturları vardı. Ve bunlar; genellikle, "Nasıl, adam olunur?" üzerine değil de mesleki ahlak ile ilgili olurdu. Ben de iyi kötü bir şekilde oyunculuk yapmaya çalışan biri olarak, babamdan öğrendiğim ilk şeyin şu olduğunu söyleyebilirim: "Mümkünse çocuklar ve hayvanlar ile oynama; çünkü her zaman rol çalarlar. Ve ne kadar yırtınırsan yırtın, parsayı her zaman onlar toplar." Oyunculuk kuralları ile ilgili bir başka ilginç yorumu da şudur: "Topal rolü oynamak, her zaman çok zordur; hep hangi ayağını topallayacağını unutursun."

>Her türlü erdemlilik ya da erdemsizlikle ilgili olabilir, bu; "insan" olmakla ilgili de şunu söylemiştir: "Senden aşağı olanları düzeltmeye veya senin seviyene çekmeye sakın kalkışma; bunu yaptığın takdirde, her zaman sen aşağı inersin ve maalesef battıkça batarsın."

>"Ucuz giyinecek kadar zengin değilim." derdi sık sık. Hayatta her şeyin bir kere ve en kaliteli şekilde olması, en dikkat ettiği noktalardan biriydi.

>Bütün bunların dışında; tabii ki bugün ne isem, babamdan öğrendim. En önemlisi de; kendim olmayı ondan öğrendim.

>Zaten, her zaman "babacı" olmuşumdur ama yine de karakterimizin süratle anne ve babalarımıza benzediğini öğrendim. Babanız ve anneniz ne ise, gerçekten bir gün o oluyorsunuz. Oğuz Atay'ın "Babama Mektup" adlı bir hikâyesi vardır. Ben onu iki-üç kez babama okuduğumu ve daha hikâyeyi bitiremeden hüngür hüngür ağlayarak birbirimize sarıldığımızı bilirim.

>Bana sık sık öğütlediği gibi, kendi de başarabildi mi, bilmiyorum ama hayatta her zaman ileriye dönük hiçbir şey için tasalanmamamı, hiçbir şeye kafayı takmamamı söylerdi. Hayatta, olayları bir parça oluruna bırakmak gerektiğine inanırdı. Peki, ben bunu yapabildim mi? Tabii ki, hayır! Ama aynı şekilde ben de kızımın biraz daha kaygısız olabilmesini isterim.

>Babam, çok ciddi biridir aslında. Kafası her zaman işinde, gücünde, "oynamaktan" başka bir şeyde olmayan bir adamdı. Evet, insanlar genel olarak 'u rol aldığı fi lmler ile özdeşleştiriyor; güzel insan, adam gibi adam, iyi aile babası, herkese haddini bildiren dobra kişi ya da karşısındakini bir lafıyla yerine oturtan dürüst öğretmen… Hâlbuki gerçek hayatında babam, hiçbir zaman bu tip iddiaları olan biri olmadı. Hatta ne doğruluk üzerine bir öğüt verdiğine şahit oldum ne de ahlaklı olmakla ilgili ahkâm kestiğine. O, bambaşka bir adamdı.

>İyi-kötü tüm özellikleri ve karakteri ile kendiliğinden bir duruşa sahipti. En başta, son derece tokgözlü bir adamdı. Çalmak, çırpmak ya da çıkarları doğrultusunda en ufak bir yalan söylemek, ona göre değildi. Hatta tam aksine, son derece megalomandı. Zaten bu kadar egosu şişkin ya da megaloman olmasa, bu kadar büyük bir oyuncu olamazdı. "Kendinize inanmazsanız, kendinize hayran değilseniz başkaları size nasıl inansın?" derdi hep. Bu konuda Muhsin Ertuğrul'un bir sözü vardır: "Fazla tevazu gösterme, inanırlar." Yani hayatta çok da mütevazı olmamak gerektiğini öğrendim.

>İnsanın, çocuğu ile birlikte olduğu en ufak bir zaman dilimini bile en kaliteli şekilde geçirmesi gerektiğini öğrendim. Ben mesela, yatılı okulda okurdum. Her sömestr tatilinde eve geldiğimde, yatağımda değil, onun salondaki kanepesinin yanına hazırladığım yer yatağında uyurdum.

>Evet, sorumluluk sahibi olmalıyız ama bazı şeyler için çok da tasalanmamak lazım. Çocuğunuza sorumluluk yükleyin ve ona inanın. O sömestr tatillerinde verilen ev ödevlerinin hiçbirini günü gününe yapmazdım. Hatta her tatil şöyle olurdu; tatilin birinci gününün sonunda, babama ödevimi yapmadığımı söylerdim. O da bana, "Olsun kızım, yarın iki günlük yaparsın." derdi. İkinci gün, birinci hafta derken, tatilin son günü ödevlerimin hiçbirini yapmadığımı söyleyince; "Olsun, yarın söyleyecek bir şey bulursun kızım." derdi. Liseyi sekiz yılda bitiren biri için bunu söylemek, belki kolaydı ama bana her zaman güveni tamdı.

>Arkadaşlarıma hiç karışmazdı.

>Görgüsüzlük ile megalomanlığı birbirinden ayırıp ona göre yaşamayı öğrendim. Ben ne annemin ne de babamın şimdiki oyuncular gibi karavanına ya da odasına özel yemekler servis edildiğini görmedim. Ya da bavulunu birine taşıttığına...

>Alkolü bıraktığı ve daha kaliteli yaşamaya başladığı bir döneminde dünyaya geldiğim için, ilk eşinden olan ağabeyim ve ablama göre benimle çok daha fazla ve güzel bir baba-kız ilişkisi yaşayabildi. Çocukluğum, onun aile babası rolleri aldığı filmlerin setlerinde geçti. İşte ben, setlerde gördüklerimle ve yaşadıklarımla "aile" olmayı öğrendim.

>Belki günümüz şartlarında ve koşullarında pek mümkün değil ama o, benim cesur kahramanımdı. Hiçbir şeyden çekinmeyen, her durumda lafını söyleyen bir adamdı. Cesur ve güçlü olmayı, ben babamdan öğrendim.

>Hiç kimseye, mevkiine göre davranmayı becerebilen biri olamadı. Hep kendi gibi oldu. Para kavramı da yoktu mesela! Bir parça nevi şahsına münhasır bir adam olduğu için, belki de hayatta, eğer becerebiliyorsak sadece işimizi yapmayı öğretti..

BİZE ULAŞIN